Aile Vakfı tarafından bu yıl üçüncüsü düzenlenen “Aile Çalıştayı: Sosyo-Kültürel Riskler ve Aileye Yönelik Tehditler”, Boğaziçi Üniversitesi Anadolu Hisarı Kampüsü’nde gerçekleştirildi.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, İstanbul Aile Vakfı tarafından Boğaziçi Üniversitesi Anadolu Hisarı Kampüsü’nde gerçekleştirilen "Üçüncü Aile Çalıştayı: Sosyo -Kültürel Riskler ve Aileye Yönelik Tehditler" programına katıldı. Programda, İstanbul Valisi Davut Gül, Boğaziçi Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mustafa Öztürk, İstanbul Aile Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Üner Karabıyık ve çok sayıda davetli de yer aldı.
Akademisyenler, uzmanlar ve davetlilerin katılımıyla düzenlenen çalıştayda; dijitalleşme, toplumsal dönüşüm ve bireyselleşmenin aile kurumu üzerindeki etkileri çok yönlü olarak ele alındı. Program sonunda aileye dair analiz ve politika önerileri içeren kapsamlı raporların hazırlanması hedefleniyor.
"Ekran süresi arttıkça aile içi iletişim azalıyor"
Açılış konuşmasını yapan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, dijital devrimin aile yaşamını görünmez biçimde dönüştürdüğünü vurgulayarak, “Algoritmaların yönettiği bir dünyada yaşıyoruz. Ekran süresi arttıkça aile içi iletişim azalıyor, yalnızlık artıyor. Bu durum, aile birliğini doğrudan zayıflatıyor” dedi.
Aile üzerindeki risklerin yalnızca teknolojik unsurlarla sınırlı olmadığını ifade eden Göktaş, toplumsal dayanışmanın zayıflamasının da aile yapısını tehdit ettiğine dikkat çekerek, “Toplumsal bağları ve aile kurumunu güçlendiren her adım, toplumun direncini artırır” ifadelerini kullandı.
15 yaş altına dijital kullanım sınırı geliyor
Konuşmasında “Aile meselesi beka meselesidir” vurgusunu yapan Bakan Göktaş, aileyi korumanın geleceği korumak anlamına geldiğini belirterek, “Ailenin değerini ve dinamiklerini tüm topluma yeniden hatırlatmak en büyük hedefimizdir” dedi.
Çocukların dijital ortamda korunmasına yönelik düzenlemelere de değinen Göktaş, 15 yaş altı çocukların dijital kullanımına dair yasal çalışmaların sürdüğünü açıkladı. Çocuklara daha sağlıklı ve güvenli bir dijital dünya sunmayı amaçladıklarını ifade eden Göktaş, bu alandaki düzenlemelerin kısa süre içinde hayata geçirileceğini söyledi.
Bakanlık olarak aileyi merkeze alan geniş kapsamlı çalışmalar yürüttüklerini kaydeden Göktaş, aile eğitim programlarının ülke genelinde yaygınlaştırıldığını, ebeveynlik becerilerini artırmaya yönelik projelerin hayata geçirildiğini ve aile dostu şehirler oluşturulması için yerel yönetimlerle iş birliğinin güçlendirildiğini dile getirdi.
Medya içeriklerinin çocuk gelişimine uygun hale getirilmesi için çalışmalar yapıldığını da belirten Göktaş, bu kapsamda medya ve dijital platformlarla görüşmelerin sürdüğünü ifade etti. Çocukların korunmasına yönelik ulusal ve uluslararası sözleşmelere de değinen Göktaş, katılımcıları ortak bir irade oluşturarak çocuk haklarının korunmasına katkı sunmaya davet etti.
2025 yılından itibaren başlayacak “Aile ve Nüfus On Yılı” vizyonuna da dikkat çeken Göktaş, 2026–2035 dönemini kapsayan uzun vadeli aile politikalarıyla, güçlü ve dinamik bir nüfus yapısının hedeflendiğini söyledi.
Konuşmasını, “Aile bir siyasi başlık değil, toplumun varlık sebebidir” sözleriyle tamamlayan Göktaş, Türkiye Yüzyılı vizyonunda güçlü aile yapısının temel hedeflerden biri olduğunu vurguladı.
Sosyo-kültürel tehdit yerini 'teröre' bırakıyor: LGBT ve PKK'nın ortak noktası
Çalıştayın açılış oturumunda konuşma yapan Prof. Dr. Turgay Şirin, çalıştayın sonunda çıkacak olan raporların Aile Vakfı yöneticileri tarafından politika üreticileri ile paylaşılacağını belirtti. Sosyo-kültürel tehditlerin artık aile üzerinde bir sosyo-kültürel terör haline geldiğini vurguladı.
“LGBT terör örgütü olarak ilan edilmelidir”
Çalıştay koordinatörü Prof. Dr. Adem Palabıyık, aileye yönelik tehditleri ifade ederken PKK terör örgütü ile LGBT lobilerinin çalışma temelinin aynı olduğuna vurgu yaptı. İki ayrı ideoloji gibi görünen fakat temelde aynı amaca aynı çalışma stratejistile hareket ettiğinin altını çizdi.
Palabıyık, terör örgütü PKK'nın çocukların ailelerden koparma çalışmalarına LGBT lobilerinin hizmet ettiğini ifade etti. Toplumsal kaosun yönetilmesinin dijitalleşme ile yön değiştirdiğinin altını çizen Palabıyık, konuşmasına şöyle devam etti; "Artık silahlı terör yerini ideolojilerin ve kavramların savaştığı bir döneme bıraktı. Örgütler sosyal değerleri yozlaştırarak eylemlerini devam ettiriyorlar. Bizler LGBT eylemlerinin ilk ateşini Gezi eylemlerinde gençleri anarşiye sürüklediklerinde gördük. Peşine Saraçhane ve diğer anarşik eylemler takip etti."
Toplumu kaosa sürükleyen aynı motivasyon
"PKK terör örgütünün motivasyonlarından biri olan "Aile, erkeğin kalesidir. Köleliktir ve dağıtılmalıdır." mottosu aynı zamanda LGBT lobisinin benimsediği bir ideolojidir. Geleneğe ve aileye baş kaldırma aynı düzlemde birleşmektedir. PKK otorite olarak devlete baş kaldırmayı vurgularken LGBT ise ilk kıvılcımı aile otoritesini yok sayarak baş kaldırma olarak görüyor. LGBT lobisinin en büyük destekçisi PKK ile ortak noktada bulunan İsrail'dir. Bu İsrail'in desteklediği markaların LGBT çalışmalarına aktardığı fonlar ile bellidir." ifadelerini kullandı.
Ailenin önündeki haz tehlikesi: Dopamin mühendisliği
III. Aile Çalıştayı kapsamında yapılan oturumda, dijitalleşmenin ve haz odaklı kültürün aile yapısı üzerindeki etkileri çok yönlü olarak ele alındı. Katılımcılar, dijital platformların kullanıcıyı daha uzun süre sistem içinde tutmaya yönelik olarak geliştirdiği algoritmaların, özellikle çocuklar ve gençler üzerinde güçlü bir etki oluşturduğuna dikkat çekti. “Dopamin mühendisliği” olarak adlandırılan bu sistemlerin, bireylerin davranışlarını yönlendirdiği, bağımlılık eğilimini artırdığı ve aile içi ilişkileri zayıflattığı vurgulandı.
Sosyal medyadaki takipçi sayısı, beğeni ve izlenme gibi göstergelerin, kişilerin kendilik algısını doğrudan etkilediği ifade edildi. Görünür olma baskısının, bireylerin değer algısını sosyal medyadaki etkileşimlere bağladığı; bunun da özgüven sorunlarına ve kimlik karmaşasına yol açtığı dile getirildi. Özellikle gençlerin, dijital platformlardaki onay mekanizmalarına bağımlı hale geldiği ve sosyal hayatta giderek daha fazla yalnızlaştıkları belirtildi.
Bireysellik ile kutuplaşma artıyor
Haz kültürünün yaygınlaşmasıyla birlikte aidiyet duygusunun zayıfladığına dikkat çekilen çalıştayda, aileye, topluma ve ülkeye duyulan bağlılığın yerini bireyselliğin aldığı ifade edildi. Bu durumun, toplumsal bütünlüğü tehdit eden yeni ayrışma alanları oluşturduğu, “biz” bilincinin zedelendiği ve toplumsal kutuplaşmayı artırdığı vurgulandı.
Dijital okuryazarlık ile tehlikeli içeriklere karşı önlem alınmalı
Oturumda ayrıca dijital platformlar üzerinden yürütülen kültürel ve ideolojik yönlendirmelerin, aile yapısı ve çocuklar üzerinde sistematik bir baskı oluşturduğu görüşü öne çıktı. Özellikle çocukların gelişim çağında karşılaştıkları içeriklerin bilinçaltını etkilediği, değer yargılarını dönüştürdüğü ve uzun vadede toplumsal yapıyı dönüştürme potansiyeli taşıdığı ifade edildi.
Çalıştayda öne çıkan değerlendirmeler doğrultusunda; aile kurumunu, aidiyet duygusunu ve toplumsal istikrarı korumak adına aileler, eğitimciler, yerel yönetimler ve içerik üreticileri için öncelikli stratejilere ihtiyaç olduğu vurgulandı. Katılımcılar, dijital okuryazarlığın artırılması, aile içi iletişimin güçlendirilmesi ve çocuklara yönelik içerik denetimlerinin sıkılaştırılması gerektiği konusunda ortak kanaate vardı.
Öne çıkan tespitler
Katılımcı notlarında, algoritma ve etkileşim düzeninde ailede anne, baba ve çocukların aynı anda dijital ortama maruz kaldığı vurgulandı. Aile bireylerinin uzun ekran süreleri sebebiyle yüz yüze iletişimin zayıfladığı, ev içi etkileşimin giderek daha çok ekran üzerinden yürütüldüğü ifade edildi. Bu durumun, aile içi bağları olumsuz etkilediği ve iletişimi yüzeyselleştirdiği not edildi.