Sumud’un etkisi-2: Akdeniz kimin denizi?

04:0024/05/2026, Pazar
G: 24/05/2026, Pazar
Ersin Çelik

Sumud Filosu, Gazze ablukasına dikkat çekmek için çıktığı ikinci misyonunda da menziline ulaşamadı ancak Akdeniz’in “bilinmeyen egemenlik haritasını” ortaya çıkardı. Bu sivil hareket, -birçoğu yakın arkadaşım olan aktivistleri ağır baskı ve eziyetlere maruz kalırken- askeri ve jeopolitik denklemleri sarstı; devletlerin İsrail karşısındaki çaresizliğini birçok açıdan deşifre etti. Son filoya yönelik saldırılar bize şunu gösterdi: Akdeniz artık İsrail’in keyfi hareket ettiği devasa bir denetim ve

Sumud Filosu, Gazze ablukasına dikkat çekmek için çıktığı ikinci misyonunda da menziline ulaşamadı ancak
Akdeniz’in “bilinmeyen egemenlik haritasını” ortaya çıkardı.
Bu sivil hareket, -birçoğu yakın arkadaşım olan aktivistleri ağır baskı ve eziyetlere maruz kalırken- askeri ve jeopolitik denklemleri sarstı; devletlerin İsrail karşısındaki çaresizliğini birçok açıdan deşifre etti.
Son filoya yönelik saldırılar bize şunu gösterdi:
Akdeniz artık İsrail’in keyfi hareket ettiği devasa bir denetim ve askeri operasyon sahasına dönüşmüş durumda.
Siyonistler, son Sumud Filosu’na kısa süre içinde iki kez müdahale etti. İlkinde, varış noktası olan Gazze kıyılarından yüzlerce mil uzaklıkta, Girit Adası açıklarındaki uluslararası sularda teknelere asker çıkarıldı. İkincisinde ise Kıbrıs hattında Gazze’ye doğru ilerleyen aktivistleri açık denizde durdurarak korsanlıkla Aşdod Limanı’na kaçırdı.
Kâğıt üzerinde, yani yürürlükte olan uluslararası anlaşmalara ve deniz hukukuna göre bu korsanlık karşısında Akdeniz’e kıyısı olan devletlerin ayağa kalkması gerekiyordu. Fakat İsrail’in istediği noktada operasyon düzenleyebilmesi, uluslararası sularda açık deniz serbestisi ilkesini çiğneyerek gemilere el koyabilmesi, onlarca ülkenin vatandaşını kaçırabilmesi ve bütün bunları kayda geçecek bir yaptırımla karşılaşmadan yapabilmesi,
Akdeniz’deki egemenlik düzeninin fiilen askıya alındığını gösteriyor.
Girit açıklarında yapılan müdahale, aslında Avrupa’nın Akdeniz’deki varlığına ve egemenlik iddiasına da yapıldı. İsrail, başta İtalya ve Yunanistan olmak üzere tüm kıyıdaş ülkelere,
“Akdeniz’de güvenlik sınırlarını ve hukuku ben belirlerim”
mesajını verdi. Avrupa Birliği günlerce sadece “endişe” açıklamaları yaparken İsrail, kıyılarından yüzlerce mil ötede operasyon kapasitesini genişletti.
O halde şunu söylemek gayet mümkün:
Akdeniz, İsrail’in ilan edilmemiş “görünmez karasularıyla” yönetiliyor.

Savaş gemileri, insansız hava araçları, baskınlar ve sivilleri kaçırma operasyonlarına karşı İsrail’e “Dur!” diyecek kurumsal bir güç bulunmuyor.

Oysa Akdeniz’in karasuları, kıta sahanlıkları, münhasır ekonomik bölgeleri ve arama-kurtarma sahaları var. NATO güvenlik alanları, Avrupa Birliği deniz sınırları, enerji koridorları ve çok sayıda ülkenin askeri üsleri mevcut. Yani Akdeniz, onlarca devletin egemenlik iddiasının üst üste konulduğu dünyanın en hassas denizlerinden biri.

Normal şartlarda herhangi bir yapının, yüzlerce mil ötede başka ülkelerin sorumluluk alanlarına girerek askeri operasyon düzenlemesi uluslararası kriz sebebidir. Fakat bu süreçle birlikte başka bir gerçekle yüzleştik:

İsrail artık sadece işgal ettiği Filistin kıyılarını değil, Akdeniz’in tamamını kendi güvenlik alanı olarak gören barbarlıkla hareket ediyor.

Kıbrıs hattında yaşanan ikinci müdahale ise tabloyu daha da ağırlaştırdı. Türkiye’nin, KKTC’nin, Güney Kıbrıs’ın, Mısır’ın, İngiliz üslerinin, NATO’nun ve Doğu Akdeniz enerji denklemindeki bütün gerilim başlıklarının kesiştiği bir bölgede İsrail yine operasyonunu çekti, yine denizde fiili güç kullandı.

Küresel sistemin kurduğu yapıların ne denli pasivize edildiği Sumud’un “güncelleme testiyle” deşifre oldu.

Peki tüm bu tablo neyi değiştirecek?

Birileri yaşananları “İsrail gücünü gösterdi, herkesi sindirdi” diye okuyabilir. Oysa boyalar döküldü. Avrupa’nın “uluslararası hukuk düzeni” söyleminin, birkaç sivil tekneyi bile koruyamayacak kadar zayıf olduğu, medeniyet, insan hakları ve “standartlar söyleminin” nasıl çöktüğü bütün dünya tarafından çıplak gözle görüldü.

Artık hiç kimse Akdeniz’de olup bitenleri İsrail'in “güvenlik refleksi” ya da “meşru müdafaa” kavramlarıyla değerlendiremeyecek.

Kurulu düzenlerin neden çöktüğünü ve neden artık sürdürülemez hâle geldiğini gösteren Gazze, dünyaya hâlâ yön vermeye devam ediyor.

İşte bu nedenle Sumud Filosu, canlar pahasına Gazze’ye gitme iradesini ortaya koyarken
Akdeniz’in aslında kim tarafından ve nasıl bir zorbalıkla yönetildiğini dünyaya gösteren sivil hakikat aynasına dönüştü.
Sumud, egemenlerin yüzündeki o sahte hukuk makyajını da Akdeniz’in sularında bütünüyle eritti.
Gazze ablukasının Gazze kıyılarından başlamadığını,
Akdeniz’in neredeyse tamamına yayılan işgali
görmeyen kalmadı değil mi?
#Sumud Filosu
#Gazze
#İsrail
#Ersin Çelik