Pakistan Cemaati İslami’de ideolojik siyasetten reel siyasete doğru

04:0029/11/2025, Cumartesi
G: 29/11/2025, Cumartesi
Yasin Aktay

Pakistan Cemaati İslami’si Mevdudi tarafından kurulduğu 1941 yılı ve bir davet hareketinin yanısıra aynı zamanda bir siyasi partiye dönüştüğü 1956 yılından beri toplumda ciddi bir kültürel, ideolojik hegemonik güç oluşturuyor. Ancak bu hegemonik güç veya prestijin oya tahvil edilememiş olması Cemaatin tarihinde karakteristik bir paradoks oluşturuyor. Geçtiğimiz yıl Pakistan Cemaat-i İslamisinin başına seçilen Hafiz Naim ur Rahman çoğu geleneksel, kırsal kökenli, klasik medrese geleneğinden gelen

Pakistan Cemaati İslami’si Mevdudi tarafından kurulduğu 1941 yılı ve bir davet hareketinin yanısıra aynı zamanda bir siyasi partiye dönüştüğü 1956 yılından beri toplumda ciddi bir kültürel, ideolojik hegemonik güç oluşturuyor. Ancak bu hegemonik güç veya prestijin oya tahvil edilememiş olması Cemaatin tarihinde karakteristik bir paradoks oluşturuyor. Geçtiğimiz yıl Pakistan Cemaat-i İslamisinin başına seçilen Hafiz Naim ur Rahman çoğu geleneksel, kırsal kökenli, klasik medrese geleneğinden gelen eski başkanlara karşılık şehir siyasetinde yetişmiş biri olarak çizdiği genç, aktivist, karizmatik profilli lider profiliyle dikkat çekiyor. 1973 doğumlu Naim, mühendis ve aktivist biri olarak parti içinde yeni dinamikler yaratabilecek bir potansiyelde görünüyor.

Daha önce partinin Karaçi şubesini yönetmiş ve şehir düzeyinde siyasal mücadele deneyimi kazanmış. Bu özelliği, Cİ’nin özellikle büyük şehirlerdeki tabanını güçlendirme yönünde bir stratejiye işaret ediyor. Ama bundan önemlisi Naim’in liderliğinde partinin, “sistemi değiştirme” yönünde daha vurgu yapan bir söylem geliştirmiş olması. Örneğin, bir haber başlığında “sistemin değişmesine kadar mücadele sürecek” ifadesi yer almış. Bu söylem, Cİ’nin daha reformcu, daha aktif bir performans izleyebileceğini gösterirken bilhassa her zaman muhalif ve daha yeni şeyler duymak isteyen gençlerle yeni ve güçlü bir kanal açacak gibi görünüyor. Çünkü Naim daha sert, daha meydan okuyan, sokak mobilizasyonunu aktif kullanan, medya ve toplumsal krizleri fırsata çevirebilen biri.

Aynı zamanda mühendislik ve şehircilik altyapı deneyimi olan biri olarak, çoğu analizlerinde “yenilik, çevre, şehir yönetimi” gibi konulara da vurgu yapmak suretiyle Cİ’nin şimdiye kadar alışılmış dini-ideolojik söyleminin ötesinde teknokrat ve çözüm-üretici yanıyla gündeme geliyor. Naim’in Karaçi’de elde ettiği başarıdan hareketle Cİ’nin hizmet belediyeciliği, ulaşım, su, elektrik gibi “şehir sorunları” ve kentsel aktivizm üzerinden kentli genç kitleleri hedefliyor.

Daha önce çokça konuştuğum Cİ temsilcilerinin yaptıkları özeleştirileri hatırlıyorum. Cİ ülke siyaseti içinde bir şeylerin dini karşılıklarını anlatarak siyaset yapmaya yoğunlaşmış, toplumun asıl can alıcı ve can yakıcı meselelerine dair gerçekten somut çözümler üretip sunmak gibi bir siyaseti yok diyorlardı. Belki de şimdiye kadar gerçek anlamda iktidara talip olmadığından, kendine farklı bir misyon yazdığından, bilemiyoruz. Ama öyle görünüyor ki Naim ile birlikte Cİ şimdiye kadar ihmal etmiş göründüğü bir misyona talip olmuş belki ilk defa iktidara talip olacak bir kampanyaya girişmiş olacak.

Doğrusu cemaatin çok güçlü ve hiyerarşik bir organizasyonu var. Naim’in başkanlığa gelişi cemaat içindeki bir çatışma veya rekabetin değil bilakis cemaatin kendi içindeki yumuşak bir geçişin sonucunda olması cemaatin kendi durumunu gözlemleyen ve gerektiğinde gereken reformlara karar verebilme kabiliyetini de gösteriyor. Daha önemlisi cemaatin güçlü ve aktif olarak işleyen gençlik kolları, cemaat felsefesini ve değerlerini iyi benimsemiş yeni nesillerin yetişmesini sağlıyor.

Cİ’nin Naim liderliğindeki bu ilk kongresi de, geçmiş kongrelere hiç katılmadığım için doğrudan bir karşılaştırma yapamam ama anlatılanlara göre çok daha coşkulu bir havada gerçekleşiyor. Pakistan’ın her tarafından gelen binlerce cemaat üyesi Minare Pakistan meydanı ve Padişahi Mescid avlusunda kamp kurmuş, kadın, erkek, çocukların heyecanlı katılımları kongreyi bir festival havasına büründürmüş.

Minare Pakistan meydanının karşısına kurulan platformda, Pakistan’dan ve dünyanın her yanından davet edilmiş konuklar yer alıyor. Güzel bir ekran, sahne ve ses düzeniyle meydanda yer alan onbinlerce cemaat üyesinin güzel bir buluşması gerçekleşiyor. Meydanda yerde oturarak ve akşama doğru başlayıp gecenin ilerleyen vakitlerine kadar devam eden konuşmaları sabırla, ilgiyle ve hiç dikkati dağılmadan izleyen insanların katılımı kongrenin gerçek anlamda bir konferans olarak gerçekleşmesini sağlıyor. Bu kadar çok insanın hiç dağılmadan saatlerce konuşmaları pür dikkat dinliyor olmaları gerçekten dikkat çekici. Bizdeki kongrelerde genel başkanın konuşmasından sonra salonlarda kimseyi tutmanın mümkün olmadığı geliyor aklıma ve ciddi bir fark gördüğümü hissediyorum.

Kongrenin organizasyonunda görev alan çok sayıda gönüllü gencin olabildiğince sempatik, cana yakın, akıllı ve işbitirici yaklaşımları dikkat çekici. Daha önce Bangladeş Cİ’nin gençleriyle ilgili de benzer bir gözlemim ve izlenimimi aktarmıştım. Pakistan Cİ’nin gençleri de inanılmaz zeki, gönüllü, sempatik ve aktif. Her ülkenin delegasyonuyla ilgilenmek üzere onların dilini bilen birileri görevlendirilirmiş. Türk heyeti için de mükemmel Türkçe bilen gençler görevlendirilmiş. Muhammed Dayem ve Muhammed Babür Aziz gibi gençler Türkçeyi hiç Türkiye’ye gelmeden sular seller gibi öğrenmiş. Maarif Vakfı, İHH, Yunus Emre gibi kurumlarla bir şekilde yolları kesişmiş.

Pakistan halkının çoğunda zaten Türkiye’ye yönelik güçlü tarihten gelen bir ilgi ve muhabbet var. Bu muhabbet her zaman Türkçeye de Türkiye’ye de bir ilgi oluşturuyor. Ama en önemlisi Bangladeş’te olduğu gibi buradaki gençlerin çoğu da Türkiye’ye bilhassa son zamanlardaki tarihi dizilerinin, Diriliş Ertuğrul, Kuruluş Osman, Selçuklu, şimdilerde Fetihler Sultanının bambaşka bir bağ canlandırdığını anlatıyorlar. Cemaatin çok güçlü bir gençlik teşkilatı ve kadın kolları var. Meydanda kadınlar da kendilerine ayrılan yerleri doldurmuş ve konuşmaları büyük bir ilgiyle izliyorlar.

Pakistan bayrakları ve Cİ lideri Hafız Emin ur Rahman’ın portrelerinin yanısıra, hepsinden de daha fazla Filistin bayrakları dalgalanıyor. Uluslararası misafirlerin temsilcileri de konuşuyor ve her konuşma mutlaka Gazze’ye değiniyor. O esnada meydan ciddi bir şekilde hareketleniyor. Dünya İslam Alimler Birliği Başkanı Ali Karadaği, İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi CIGA’dan Prof. Sami el-Arian, İngiltere Cordoba Vakfı başkanı Enes el-Tikriti, Sumud Filosu'nda öne çıkan Brezilyalı aktivist Thiago Avila, İngiltere’den Müslüman olan gazeteci aktivist Lauren Booth (Tony Blair’in baldızı olarak ünlenmiş), Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan ve bendeniz burada ilk gün konuşma yapanlardan bir kaçıydı.

Ertesi gün gündüz aynı formattaki toplantıya Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan yetişip Cİ mensuplarına hitap etme fırsatı buldu. Konuşmacıların hepsi de bilhassa Pakistan’ın devlet olarak Gazze’ye verdiği desteğe vurgu yaparken bu desteğin ümmet boyutunda daha etkili hale getirilmesi gereğine ve muhtemel yollarına işaret ettiler. Böylece iki milyar Müslümanın dağınıklığının bu dünyada oluşturduğu dengesizliği ve bu dengesizlikten kaynaklanan adaletsizliği telafi etmenin gereği güçlü bir biçimde vurgulandı.

Kongrenin üçüncü günü sayısı yüzü bulan uluslararası katılımcılarla birlikte Cİ yönetimi “Daha Adil bir Küresel Düzen Arayışı” başlığı altında bir yuvarlak masa toplantısı düzenledi. Bu toplantıyla ilgili notlarımızı da daha sonra aktaralım.

#aktüel
#hayat
#pakistan
#toplum
#Yasin Aktay