Bir milletin şahlanış destanı 30 Ağustos Zaferi

İllustrasyon: Cemile Ağaç Yıldırım.

Prof. Dr. Ebru Demircioğlu / Trabzon Üniversitesi

Anadolu, 1919’da işgal ordularının çizmeleri altında ezilirken milletin yüreğinde sönmeyen bir ateş yanıyordu. Mondros Mütarekesi’nin ardından başlayan işgaller, Sevr Antlaşması’nın ağır şartları Türk milletini yok saymıştı. Samsun’a çıkan Mustafa Kemal Paşa, milletin makûs talihini değiştirecek adımı atıyordu. Erzurum ve Sivas kongrelerinde şekillenen “milli irade” fikri, artık bağımsızlık mücadelesinin yol haritası olmuştu.

TÜRKLERİN ORDULARI BİTTİ ZANNEDİYORSUNUZ…

İtilaf Devletleri’nin kendi aralarındaki ihtilafları, onları dağılmaya götürdü. Fransa hemen kendini çekti ve 20 Ekim 1921’de bizimle Ankara Antlaşması’nı yaptı. Buna müsalaha diyoruz, bu çok önemli bir konvansiyondu ve şu anlama geliyordu: Fransa Anadolu hükümetini tanımış, geleceğin Türkiye’si olduğunu kabul etmişti. Biz hemen Paris’te bir temsilcilik açtık, çok önemli bir gelişmeydi. Güneydeki Maraş, Antep, Dörtyol ve Urfa direnişi netice verince buraları terk ederek silahlarını bize bırakmışlardı. Bu şu demekti: Fransa Mezopotamya’nın üst kısmındaki emellerinden vazgeçti. Ardından İtalyanlar geldi ve Antalya’yı tahliye ettiler, belirli silahların yardımını yapmaya başladılar. İlk etapta sadece alkış tutan Sovyet Rusya, sonra ülkede toplanan ianeleri İnebolu Limanı üzerinden bize ulaştırdı. Bu sırada İstanbul’dan önemli ölçüde Anadolu’ya silah kaçırıldı. Böylece durum değişti. Yunan ordusuna karşı askeri bakımdan bir denge elde edilmişti.

Komutanlarımız genç yaşlarına rağmen önemli harp tecrübeleri olan komutanlardı. Bu aslanların gücünü anlayanlardan biri düşman cephedeki General Metaksas’tı ve Venizelos’a şöyle demişti: Hiç Küçük Asya’ya çıkmayın. Bu bir macera, mahvoluruz, küçük Yunanistanımız büyüdü, onu adam etmeye bakalım. Türklerin orduları bitti zannediyorsunuz ya, bir sabah aniden karşınıza çıkar.

TAARRUZ ZAMANI SIR GİBİ SAKLANDI

Ardından Batı Cephesi’nde düzenli ordu kuruldu ve bu Türk ordusu gücünü 1921 Sakarya Meydan Muharebesi’nde ortaya koydu. 22 gün 22 gece süren bu savaşta, Mustafa Kemal’in “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır” sözü, Türk ordusunun azmini ve vatan savunmasındaki kararlılığını gösterdi. Yunan ordusu yenilgiye uğratıldı. Ancak düşman hâlâ Afyon’un, Kütahya’nın, Eskişehir’in bağrına hançer gibi saplanmıştı. Artık sıra, düşmanı kesin darbeyle yurttan atmaktaydı.

Türk ordusu Sakarya muharebesinden itibaren tam bir yıl boyunca gizli gizli 26 Ağustos’a hazırlandı. Ancak savunma hatlarına ne zaman saldırılacağı sır gibi saklanıyordu. Mustafa Kemal Paşa, İsmet Paşa ve Fevzi Paşa ile birlikte planladığı harekâtı bizzat cepheden yönetmiş, askerlerinin moralini her an diri tutmuştur. Bu sırada Ankara’daki yabancı temsilcilere, gazetecilere çay saati daveti verildi, spor müsabakası düzenlendi. Diplomatik taktikler sürerken herkes çoktan cephede yerini almıştı.

İNTİKAM ÇIĞLIĞI

26 Ağustos sabahı Afyon Kocatepe’de sabaha karşı gökleri yırtan topçu ateşi, yalnızca bir savaşın değil, yüzyılların intikam çığlığı gibiydi. Düşmanın ikmal yollarının kesilmesi ve geri çekilme hattının daraltılması, savaşın seyrini değiştirmişti. Düşmanın en güçlü mevzileri Şahin Tepe, Tınaztepe, Belentepe birer birer ele geçirildi. Süvari birlikleri, dağların arasından yıldırım hızıyla sızarak düşmanın arkasına geçti ve onları sardı. 27 Ağustos’ta Afyon kurtarıldı. 30 Ağustos’ta Dumlupınar’da gerçekleşen “Başkomutan Meydan Muharebesi” ise adeta zaferin taçlandığı an oldu. Yunan ordusu çelik bir çemberle kuşatılmış, Mustafa Kemal Paşa, savaşın en kritik anında şu tarihi emri vermişti: Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri! İşte bu emir, yalnızca askeri bir direktif değil, milletin kaderini özgürlüğe taşıyan bir haykırıştı.

MİLLETİN MAKÛS TALİHİNİN DEĞİŞTİĞİ O GÜN

Yunan ordusu çekilirken Batı Anadolu şehirlerinde çok ağır tahribatlar yaptı: Köyler yakıldı, kadınlar ve çocukları acımasızca katledildi. Yunan ordusu komutanı Trikopiş Uşak’ta 6-7 bin askeriyle esir alındı. Artık o andan itibaren Yunanistan’ın Küçük Asya ideali büyük bir facia haline gelmişti. Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’nın soğukkanlılığı, kararlılığı ve ileri görüşlülüğü sayesinde dört gün gibi kısa bir sürede düşman ordusu darmadağın edilmişti.

Dünya, bu zaferle Türk milletinin yok edilemeyeceğini kabul etmişti. Mazlum milletler, Anadolu’daki bu destanı kendi bağımsızlık mücadeleleri için ilham kaynağı olarak gördü ve Hindistan’dan Cezayir’e kadar birçok ülkede, Mustafa Kemal Paşa’nın adı özgürlükle özdeşleştirildi. O gün Mehmetçik, yalnızca toprak değil, Türk milletinin onurunu da savunmuştur. Öyle ki 30 Ağustos zaferi için Mustafa Kemal Paşa:“Türk milletinin makûs talihini yendiği gündür.” demiştir…