Ulemâ, üdebâ, urefâ şehri: Bursa

Arşiv.

Doç. Dr. Hüseyin Onur Ercan / Türk – Alman Üniversitesi

Bursa’nın fethinden (1326) bu yana yedi yüz yıl geçti. Osmanlı’ya başkent olmuş, padişahlar, hanım sultanlar, mânevî sultanlar, gaziler, abdallar, babalar, sanatkârlar, devlet ricâli, askerler, dervişler, şairler, tarihçiler, ulemâ, üdebâ, urefâ şehri Bursa’nın büyük ve geniş havuzu, her alanda temayüz etmiş yüzlerce ismi barındırmaktadır. Bu kısa yazıda doğumu, hayatı yahut

vefatıyla olsun bir şekilde Bursa ile ilişkili, ortak noktası “Bursa” olan birkaç örnek şahsında cümle Bursalı zevat yâd edilmek istenmektedir. Bu isimlerden birkaçını zikretmeden evvel, 80 yıl önce kurduğu Bursa Eski Eserleri Sevenler Kurumu adlı STK ile vefatına kadar sevdalısı olduğu Bursa’da 100’ü aşkın anıt eserin restorasyonunu gerçekleştirmiş olan Darülfünun İlahiyat Fakültesi mezunu felsefe öğretmeni Kâzım Baykal’ı rahmetle yâd ederiz.

I. MURAD

I. Murad, üçüncü Osmanlı padişahıdır, Bursa fâtihi Orhan Gazi ile Nilüfer Hatun’un oğludur. Pek dikkat çekmeyen bir yanı, Bursa’nın fethedildiği yıl doğmuş olmasıdır. On iki yaşındayken babası ona Bursa ile Bey sancağını verdi. Orhan’ın 1362’deki vefatıyla tahta geçen otuz altı yaşındaki Murad, 1389’da, Osmanlı kuvvetlerinin Balkan devletlerine karşı kesin galibiyetiyle sonuçlanan Kosova Meydan Savaşı’nda, Ahmedî’nin Gazânâme’sine göre birkaç hasekisiyle gelip cesetler arasında dolaşırken, kendini cesetler arasında saklamış bulunan bir Sırp tarafından hançerle yaralandı ve kısa sürede vefat etti. Gazâ için altı kez Rumeli’ye geçmiş olan I. Murad döneminde Edirne ve Filibe fethedildikten sonra Balkan toprakları Osmanlı devletinin ana dayanak hattını oluşturmuş, bu da Balkan ve Orta Avrupa tarihi bakımından bir dönüm noktası olmuştur. Hudâvendigâr’ın şehit düştüğü yere Türkler “meşhed” dediler. Bursa’daki türbesinin bir benzeri Kosova’dadır. 1912-1913 Balkan Savaşlarıyla terk edilmek zorunda kalınan Kosova’nın taze acısını, vefatının 90. yıldönümünü idrak ettiğimiz İstiklâl Şairimiz Mehmed Âkif, 6 Mart 1913 tarihinde şiir diline dökmüştür. Üç beyit nakledelim:

Nerde olsam çıkıyor karşıma bir kanlı ova… / Sen misin, yoksa hayâlin mi? Vefâsız Kosova!

Hani asker? Hani kalbinde yatan şâh-ı şehîd? / Ah o kurbân-ı zafer nerde bugün, nerde o îd?

Söyle, meşhed, öpeyim secde edip toprağını / Yok mudur sende Murâd’ın iki üç damla kanı?

ABDÜLLATÎF KUDSÎ

Abdüllatîf Kudsî, 1384’te Kudüs’te doğmuş, 22 Mart 1452 tarihinde Bursa’da vefat etmiştir. Yetiştirdikleri arasında önde gelenlerden Şeyh Vefâ’nın döneminde, Fatih Sultan Mehmed’in desteğiyle en tesirli zamanını yaşamış olan Zeyniyye tarikatını Anadolu’ya getirenlerden biridir. İlk standart Osmanlı tarihlerinden biri olan Tevârîhi Âl-i Osmân adlı eserin müellifi meşhur tarihçi Âşıkpaşazâde’nin de feyz aldığı Kudsî hakkında Prof. Dr. Abdurrezzak Tek, 2007’de kitaplaşmış doktora tez çalışması hazırlamış, Arapça eserlerini Türkçeye çevirmiştir. Kudsî’nin Zeynîler Camii haziresindeki kabri, 1965 yılında Bursa Eski Eserleri Sevenler Kurumu tarafından aslına uygun bir şekilde tamir edilmiş, yıllardan beri ziyarete kapalı idi. Nihayet 17 Nisan 2026’da yeniden ziyarete açılmıştır.

İSMÂİL HAKKI BURSEVÎ

İsmâil Hakkı Bursevî, geçtiğimiz yıl 300. vefat yıldönümüyle çeşitli vesilelerle yâd edildi. Uzun yıllar Bursa’da yaşamış olan müfessir, âlim, bestekâr ve şairin kabri de Bursa’dadır. Tam mânâsıyla mütebahhir olduğu, yazdığı 100’den fazla eserden hemen anlaşılmaktadır; yalnızca şiir sahasında on binlerce beyitlik miras bırakmıştır. 2025 yılında Türkiye Yazma Eserler Kurumu tarafından 2 cilt halinde neşredilen Sübhatü’s-Sâlikîn’den) iki beyit nakledelim:

Çünki balın var ya Hakk’a niçün ikbâl yok / Gûyiyâ zenbûrsın ki hânesinde bal yok

İlm hân-ı bî-nemekdir olmaz ise anda feyz / Ey müderris n’idesin kâli anda hâl yok*

*Hani balın vardı, neden saadetin yok? Güya arısın ama kendine balın yok. Eğer ilminde feyiz yoksa bu lezzetsiz bir sofradır, ey kuru bilgiyle donatılmış olan, sözde kalıyorsa söylediklerin, yaşamıyorsan söylediğini, sözlerinin bir faydası olmaz.

NEVRES-İ KADÎM

Nevres-i Kadîm olarak bilinen divan şairi Abdürrezzak Nevres, aslen Kerküklü olup hareketli bir hayat sürdükten sonra 1762 yılında Bursa’da vefat etmiş ve Üftade Camii haziresine defnedilmiştir. Türkçe divanı Prof. Dr. Hüseyin Akkaya tarafından 1994’te doktora tezi olarak çalışılmıştır. Bir gazelinde şöyle bir beyit yer alır:

Yeter bu huşk riyâlar bu bî-nemeklikler / Şarâb-ı nâbda vâ‘iz hele melâhati gör *

*Yalnız kuru sözde kalan, yaşanmayan söylemler ile ikiyüzlü, lezzetsiz anlatılardan bıktık, ey dinin kabuğunda kalmış kişi, katıksız olan ilâhî aşk şarabının/muhabbetullahın güzelliklerini tat, böylece yavanlıktan hem kendin kurtulur, hem de bizleri kurtarırsın.

MEHMED ŞEMSEDDİN ULUSOY

Bursa’yla ilgili en çok eser yazan şeyh efendi olup bu yıl 90. vefat yıldönümüdür. Şair ve önemli bir kültür tarihçisi, aynı zamanda Bursa Mısrî Dergâhı’nın son postnişini olan Şemseddin Efendi’nin Bursa ile ilgili eserleri Osmangazi Belediyesi’nin desteği ve Prof. Dr. Mustafa Kara’nın emekleri ve delâletiyle neşredilmektedir. Eş’âr-ı Şemsî adlı divanı Mustafa Efe tarafından 2018’de doktora tezi olarak hazırlanmıştır. Ömrü, doğum yeri Bursa’da geçmiş olsa da kabri, tedavi için bulunduğu İstanbul’da, vasiyeti gereği Merkezefendi Kabristanı’nda Niyâzî-i Mısrî’nin kardeşi Ahmed Efendi’nin mezarının yanı başındadır. Şemseddin Efendi’nin divanında “Mine’n-Nesayih” başlıklı şiirin ilk iki beyti şöyledir:

Ehl-i Hakk’ı ta‘n idersen kendüne bak bir de sen / Yaraşur şeytana benlik dime İblis gibi ben

Söyleme kendünde tatbik itmediğin fi‘li kim / Didi Hak yapmadıgun fi‘lüni söylersin neden*

*Hakk’ın seçkin kullarını kötülemeden önce kendi vaziyetine bir bak, benlik etmek şeytana yaraşır İblis gibi “ben” deme. Kendin yaşamadığın söylemlerden sakın, böyle yapmaman gerektiğini Kur’an söyler (Saff Sûresi 61:2-3).