ABD merkezli savunma ve güvenlik haberleri platformu Defense Post, Türkiye ile Suudi Arabistan arasında giderek derinleşen savunma sanayii iş birliğini mercek altına aldı. ABD’li gazeteci Charbel A. Antoun imzasıyla yayımlanan dikkat çekici analizde, bu ortaklığın Tel Aviv yönetiminde neden olduğu asıl endişe kaynağı net bir şekilde ortaya konurken, bölgede yeni bir "güç makinesinin" inşasına çoktan başlandığı vurgulandı.
Sessiz ilerleyen güç: "İsrail'in yeni rakibi"
Antoun’un kaleme aldığı analizde, Ankara-Riyad hattında atılan adımların Orta Doğu'daki güç dengelerini sarsabileceğine dikkat çekildi. Bölgedeki kritik değişimlerin “büyük bir tantanayla gelmediğini, sessiz ama derin ilerlediğini” ifade eden yazar, mevcut durumu şu sözlerle özetledi:
“Washington gözünü başka yöne çevirirken, Suudi Arabistan-Türkiye savunma ortaklığı hızla yükseliyor ve bu ortaklık, Tahran'ın şimdiye kadar yaptığından daha fazla İsrail'in teknolojik üstünlüğünü zorlayabilir”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın son Riyad temaslarına da değinen Antoun, bu görüşmenin arka planındaki stratejik önemi şu alıntıyla vurguladı:
“Erdoğan'ın bu ayın başlarında Riyad'a yaptığı ziyaret, rutin bir diplomasi ziyareti olarak nitelendirildi. Ancak bana kalırsa durum hiç de öyle değildi. Suudi Arabistan ve Türkiye çok daha önemli bir şeye işaret etti: Camp David Anlaşmaları'ndan bu yana OrtaDoğu'nun en önemli askeri ortaklığının sessizce kurulması ve bu ortaklığın tamamen Washington'ın yörüngesinin dışında kurulması”
Basın toplantısı değil, üretim sahası: "Endüstriyel entegrasyon"
İki ülke arasında bir “endüstriyel entegrasyon” sürecinin filizlendiğine dikkat çeken ABD'li gazeteci, asıl kritik gelişmelerin sahada yaşandığını belirterek modern askeri gücün temellerinin nasıl atıldığını şöyle aktardı:
“Yüzlerce anlaşma imzalanmasına gerek de yoktu. Bunun yerine endüstriyel entegrasyon ortaya çıktı: fabrikalar, tersaneler, ortak üretim hatları ve teknoloji transferi. Bunlar modern askeri gücün temelleridir ve Suudi Arabistan ile Türkiye şu anda bunları birlikte hızla inşa ediyorlar.”
Analizin en dikkat çeken kısımlarından biri de Türkiye'nin 5. nesil savaş uçağı KAAN ile ilgili oldu. Suudi Arabistan'ın projeye yatırım yapmayı ciddi olarak düşündüğü ve imzaların her an atılabileceği belirtilirken, Riyad'ın bu adımının “on yıllarca süren neredeyse tamamen Batı bağımlılığından stratejik bir ayrılışı işaret ettiğini” ifade edildi.
Washington'ın kör noktası ve Tel Aviv'in gerçek endişesi
Yıllarca savunma planlamasını İran'ın vekil güçleri ve füze sistemleri üzerine kuran İsrail'in, bu yeni denklemi hiç hesaba katmadığı öne sürüldü. Analize göre Tel Aviv için tablonun oldukça karmaşık olduğu şu tespitlerle ortaya kondu:
“İsrail için sonuçlar karmaşık. Endişenin asıl nedeni yakın bir çatışma değil, yapısal bir değişim: Türkiye gibi güçlü bölgesel bir aktörün, Washington'ın geleneksel denetim mekanizmalarının ötesinde havacılık ve denizcilik yeteneklerini hızlandırması”
“Suudi Arabistan ve Türkiye farklı bir yörüngeyi temsil ediyor. Birlikte, Körfez sermayesini, Türk üretim deneyimini, savunma özerkliği etrafındaki siyasi uyumu ve dış baskıyı azaltma konusundaki ortak ilgiyi bir araya getiriyorlar. Bu, İsrail'in yıllardır ilk kez potansiyel bir konvansiyonel rakiple karşı karşıya kalmasıdır”
ABD'nin bu yapısal değişimi okuyamadığını belirten Antoun, Türkiye'nin sağladığı esnek avantajlara şu sözlerle dikkat çekti:
“ABD yapısal değişimi gözden kaçırıyor. Bu onların adeta kör noktası oldu. Türkiye’nin sunduğu avantajlar ise çok açık. Ankara, Washington’ın sunamadığı şeyleri sunuyor: Kongre'nin geciktirmesi yok. İnsansız hava araçlarına, gemilere veya savaş uçağı teknolojisine kısıtlama yok. Yaptırımlar veya ihracat dondurmaları korkusu yok”
"Geri dönüşü olmayan ekosistem"
Türk insansız hava araçlarının dünya çapındaki savaş alanlarında yarattığı değişime de atıf yapılan haberde, Suudi Arabistan ile kurulan ortaklığın basit bir ticaret olmadığının altı çizildi:
“Bunlar bir alıcı-satıcı ilişkisinin değil, bir savunma ekosisteminin bileşenleridir. Bir kez kurulduktan sonra geri dönüşü olmaz. İsrail ve ABD’nin bunu göz ardı etmemesi gerekiyor”
Ortadoğu'da başlayan bu yeni dönüşüm sürecinin dengeleri ne yönde değiştireceği ise analizin kapanışında şu vurucu cümlelerle özetlendi:
“Orta Doğu, ABD etkisi sonrası yeni bir tedarik dönemine giriyor olabilir; bu dönemde bölgesel güçler, ittifakların yerine değil, ittifaklarla birlikte özerklik arayışına gireceklerdir. Ankara ile Riyad, zaman içinde bölgenin hiyerarşisini uzun zamandır tanımlayan teknolojik mesafeyi ortadan kaldırabilecek endüstriyel kapasiteler inşa ediyorlar. İsrail’i kıskaca alacak savunma makinelerini sahaya sürerek güç dengesini kökten değiştirmeyi planlıyorlar ve bu makinenin inşası çoktan başladı bile”