“Bu bir bant kaydıdır. Orta Doğu’da süren kriz nedeniyle yeni doğal gaz müşterilerine fiyat teklifi yapamıyoruz. Yıllık doğal gaz faturalarının hesaplanması işlemi belirsiz bir tarihe kadar durdurulmuştur. Anlayışınıza teşekkür eder iyi günler dileriz.’’
Bir doğal gaz şirketinin Almanya’daki müşteri hizmetleri telefonuna ait bant kaydı, aslında Avrupa’nın içerisinde bulunduğu krizin bir özeti. Enerji piyasalarının, Hürmüz Boğazı kaygıları, LNG’den dizele, doğal gazdan benzine piyasaları sallıyor.
Bir kara harekâtı ihtimali, Avrupa’da enerji arzına ilişkin belirsizliği artırıyor. Nisan ayının ilk gününden itibaren ülkelerin acil önlem paketleri ile alternatif çıkış yolları aranıyor.
Yunanistan, olası bir kesinti halinde yakıtın öncelikle ambulans, polis ve kritik kamu hizmetlerine yönlendirilmesini öngören senaryoları hazır tutarken, İtalya stratejik petrol rezervlerinin devreye alınmasıyla birlikte tüketimi sınırlandırmak istiyor.
Fransa’da geçmişte rafineri grevlerinde uygulanan pompa başına litre sınırlaması benzeri tedbirler yeniden gündemde. İngiltere acil yakıt planı kapsamında dağıtım önceliği ve kritik sektörlere tahsis mekanizmasını hazır durumda bulunduruyor.
Almanya ise şimdilik benzin istasyonlarının günde sadece bir kez, litre fiyatlarının arttırabileceği gibi, vatandaşın ‘‘gözünü boyamaya’’ yönelik bir kararı uygulamaya koyuyor. Hürmüz Boğazı’nda yaşanan riskler, Katar başta olmak üzere Avrupa’ya LNG akışını zorlaştırıyor.
Alınan tedbirler
Körfez’deki çatışmadan en çok Almanya, Fransa ve İtalya enerji piyasaları etkilenmekte.
Almanya Ekonomi Bakanı Katherina Reiche tarafından sunulan paket, fiyat artışlarını sınırlamayı ve rekabeti güçlendirmeyi hedefliyor. Hükümet denge amacıyla üç aylık ihtiyacı karşılayabilecek nitelikteki, kritik petrol rezervlerinin serbest bırakılmasını da planlıyor.
Kaygılar ne olursa olsun, Almanya’da şimdilik 1973 dünya petrol krizini anımsatacak bir yıkım beklenmiyor. Bunun nedeni enerji türleri ve kaynaklarının, geçen 50 yıllık süre zarfında ulaştığı çeşitlilik. Bu çeşitlilik Avrupa’yı körfezin enerji kaynaklarından bağımsız hale getirmiş. Zira, Avrupa büyük ölçüde enerji ihtiyacını yenilebilir enerji kaynaklarından, Norveç’ten ve kuzey denizlerinden karşılıyor.
Bu sayede son yıllarda Avrupa’nın Körfez’e bağlılığı yüzde 20 seviyelerine kadar düşmüş durumda. Tüm çeşitliliğe rağmen maliyet artışları metal, gıda ve enerji sektörünün varlığını tehdit etmeye yetiyor.
Amerika’nın resti
Gaz depolama ücretlerinin kaldırılması, elektrik şebeke maliyetlerinin kamu tarafından kısmen üstlenilmesi ile tüketici üzerindeki enerji yükünün azaltılması yakın vadeli hedefler. Bu adımlarla toplamda Almanya’da 10 milyar avroluk bir maliyet yükünün hafifletmesi hedefleniyor.
Avrupa’nın tedbirleri krizin ekonomik boyutunu sınırlamayı amaçlarken, siyasi boyut hızla Washington ve Moskova merkezli yeni bir baskı alanına dönüşüyor.
Avrupa Parlamentosu ABD ile 758 milyar avro tutarındaki ek bir LNG anlaşmasına onay vermek durumunda kalıyor. Bu onay Amerika’nın ‘‘anlaşmayı onaylamayıp koşulları tartışmaya açarsanız, daha büyük bir bedel’’ ödersiniz mealindeki uyarıları sonrasında gerçekleşiyor.
Okyanus ötesi uyarıları dikkate alan Avrupa Parlamentosu müzakere edilmek üzere masada duran anlaşmaya, gık demeden onay veriyor.
Avrupa’nın korunma, Amerika’nın fırsatçı tutumuna, Rusya’dan da beklenen cevap gecikmiyor. Putin’in İran’a Amerikan ve İsrail saldırısının ilk günlerinde dile getirdiği “Aslında şu an Avrupa’ya dizel sevkiyatını kesmenin tam zamanı’’ şeklindeki sözlerine gerçeklik kazandırılıyor.
Türkiye’yi tecridin bedeli
Böylece Avrupa’ya ‘‘Ukrayna bizim enerji yapımıza sizin silahlarınızla zarar verirse, bedelini sanayiniz öder’’ mesajı da verilmiş oluyor. Ancak, Avrupa’nın Amerika ile Rusya arasına sıkışması klasik bir kendim ettim kendim öyküsünden ibaret. Sovyetlerin çöküşü ile Avrupa enerji tedarik kanalı olarak sürekli “Rusya mı Türkiye mi?” sorusunu gündemde tuttu. Neticede “Türkiye demokrasisinin kırılgan olduğu’’ bahanesi ile başta Almanya enerji tedarikini Rusya’ya endeksli hale getirdi. Rusya ile kader birliğine giderken, Türkiye’ye yöneltilen kriterler ile Rusya’yı tartmak nedense kimsenin aklına gelmedi. 1990’larda enerji nakil yolları belirlenirken Türkiye’yi dışlayan bir tutum tercih edildi. Bu dönemden Başbakan Helmut Kohl’ün meşhur sözü hafızalarda kaldı; ‘‘Coğrafya dersinde bana kimse Türkiye’nin Avrupa’da olduğunu öğretmedi.’’
Avrupa şimdi Türkiye’yi sürekli izole eden politik dogmatizmin bedelini ödüyor. Körfezin artık sürekli bir risk faktörüne dönüşmesiyle Adana ve Hatay daha da önem kazanıyor. Böylece Dedeağaç-Kamışlı eksenli Amerikan yığılması yerini 6. Kolordu’nun uluslararası NATO gücüne evrilmesi ile birlikte Adana-İncirlik-Kıbrıs eksenini kilit bir konuma taşıyor.
Amerikan Başkanı Trump’un “Bizim petrole ihtiyacımız yok. Avrupa Körfez’de bize destek olmuyorsa o zaman gitsin kendi petrolünü kendi alsın” mealindeki sözleri Türkiye limanlarını ve Kıbrıs’ı kilit ülke konumuna taşıyor.
Türkiye’nin Güneydoğu Anadolu–Suriye eksenindeki güvenlik politikaları bölgeyi bir istikrar alanına dönüştürürken, bunun yansımaları Berlin ve Londra’da Suriye Devlet Başkanı Ahmet El-Şara’nın adeta krallar gibi karşılanmasında görülüyor. Bu bölgeden Suriye ve Arap ülkelerine içme suyu nakli de dikkate alındığında, 2026 Ankara NATO zirvesi öncesinde güvenlik ve enerji başlıklarında yeni bir diplomatik gündemin şekillendiği anlaşılıyor.
Bu sürecin ilk işaretleri 17–19 Nisan 2026 tarihleri arasında Antalya Diplomasi Forumu’nda sergilenecek. Olası çatışma risklerini barış döneminde tanımlayan Türkiye, izlediği güvenlik politikalarıyla giderek daha belirgin bir istikrar merkezi olarak uluslararası dengelerde ağırlık kazanacak.