Milyarlarca dolarlık gri alan nasıl açıldı?

Türkiye ekonomisinde mali disiplin, fiyat istikrarı ve kur hareketleri mercek altına alındığında; geçmiş ekonomi yönetimlerinin hamleleri ile döviz piyasasındaki mevzuat boşluklarının, günümüzdeki kronik sarmalın zeminini nasıl hazırladığı net bir şekilde ortaya konuyor.

Mehmet Şimşek, Naci Ağbal.

Üretim çarklarını zorlayan, Türk Lirası'nın itibarını zedeleyen ve sermayeyi ranta teşvik eden yapısal boşlukların en çarpıcı örneği mali kayıtlara 2016 yılında girdi. İstanbul’daki bir vergi dairesine başvuran mütevazı bir vatandaş, yurt dışından getirdiği şahsi bir miktar dövizle ilgili beyanname verip vermeyeceğini sordu. Amacı sadece kendi hukuki durumunu netleştirmek olan müracaat sahibinin talebi üzerine, Maliye tarafından bir özelge (mukteza: Yazılı Maliye görüşü) hazırlandı. Vergi dairesi yetkilileri, ilettikleri yazılı görüşte, tamamen o özel duruma ve düşük tutarlı işleme istinaden “beyanname gerekmeyebilir” şeklinde ihtiyatlı, sınırlı bir yorumda bulundu.

TÜRKİYE'NİN MALİ TARİHİNDE DEVASA BİR KARA DELİK

Ancak tamamen şahsi ve istisnai olan yazılı görüş, zaman içinde Türkiye’nin mali tarihinde vergisiz devasa bir kara deliğin açılmasına neden oldu. Sınırlı bir işlem için verilen kurumsal yorum, bazı büyük döviz spekülatörleri ve vurguncuları tarafından adeta genel bir "yasal muafiyet zırhı" gibi algılandı ve kullanıldı. Piyasada kuralları çiğneyenler tarafından sanki hiçbir vergi kanunu yokmuş gibi hareket edildi. Sıradan bir vatandaşın masum sorusunun arkasına sığınan çevreler; yıllar boyunca milyarlarca dolarlık döviz alım-satım işlemlerinden elde ettikleri devasa kur farkı kazançlarını hiçbir vergi ödemeden ceplerine indirdi. Oysa Anayasamızın ilgili maddeleri son derece net ve tavizsizdir: “Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler kanunla konulur; muafiyet ve istisnalar da ancak kanunla düzenlenir.” Dolayısıyla hiçbir vergi dairesinin, müdürlüğünün ya da yerel yetkilinin şahsi yorumu veya muktezası, devletin anayasal vergi sistemini askıya alamaz, geçersiz kılamaz. Maalesef bahsi geçen açık ve net hukuk kuralı yıllarca göz ardı edildi. Gelinen noktada ortaya çıkan tablo vicdanları yaralıyor. Günümüzde Türkiye'de istihdam sağlayan, üretim yapan, katma değer üreten bir şirket (tüzel kişi) aynı döviz hareketlerinden elde ettiği kazanç üzerinden yüzde 25 oranında vergisini kuruşu kuruşuna öderken; hiçbir riske girmeyen, sadece dijital ekran başında milyarlık döviz al-satı yapan şahıslar elde ettikleri astronomik kârlar karşısında tek bir kuruş bile vergi ödemiyor.

DENETİMSİZLİĞİN FATURASI AĞIR

Piyasalardaki kontrolsüz ve denetimsiz ortam, geçmiş yıllarda Türkiye ekonomisinin karşı karşıya kaldığı kırılganlıkları ve spekülatif kur ataklarını da doğrudan besleyen bir unsur olarak karşımızda duruyor. Tarihsel süreç yaşanan durumu açıkça gösteriyor. Mehmet Şimşek, küresel krizin etkilerinin sürdüğü 1 Mayıs 2009 tarihinde Hazine'den Sorumlu Devlet Bakanlığı görevine geldiğinde ABD Doları 1,55 TL seviyesindeydi. Uzun yıllar ekonomi bürokrasisinde Şimşek ile birlikte çalışan, Maliye Bakanlığı Müsteşarlığı'nın ardından 2015 yılında doğrudan Maliye Bakanlığı koltuğuna oturan Naci Ağbal da yürütülen mali disiplin kararlarında ortak sorumluluk üstlendi. Mehmet Şimşek Başbakan Yardımcılığı, Naci Ağbal ise Maliye Bakanlığı görevinden 9 Temmuz 2018'de ayrılırken dolar kuru 4,70 TL sınırına kadar tırmanmıştı. Ekonomi yönetimindeki köklü değişimlerin ve piyasadaki yapısal boşlukların ortasında 2018, Türkiye ekonomisi için ciddi kur şoklarının yaşandığı bir kırılma dönemine dönüştü. Yıla 3,78 TL gibi nispeten öngörülebilir bir seviyede başlayan Amerikan Doları, özellikle Ağustos 2018 döneminde yoğunlaşan spekülatif ataklar ve finansal manipülasyonlarla 7,00 TL sınırını zorladı. Piyasa dengelerini altüst eden hareketliliğin ardından kur, yılı 5,28 TL seviyesinde tamamladı.

NEDEN ACİLEN HAREKETE GEÇİLMELİ?

Ekonomiyi yüksek faiz, kur dalgalanması ve enflasyon sarmalından kalıcı olarak çıkarabilmek için bireysel döviz kazançlarının vergilendirilmesi artık bir tercih değil, zorunluluktur. Radikal adımın atılması üç temel sütuna dayanıyor:

RANT GELİRİ ORTADAN KALKAR

Aynı finansal işlemlerden kazanç sağlayan şirketler ağır vergi yükümlülüklerini yerine getirirken, bireysel büyük sermayedarın muaf tutulması adalet ve eşitlik ilkelerini temelden sarsmaktadır. Anayasa’nın 73. maddesi, herkesin mali gücüne göre vergi ödemekle yükümlü olduğunu emreder. Ticaret hayatının yükünü çeken esnaf ve sanayici korunmalı, rant geliri vergilendirilerek adalet sağlanmalıdır.

SPEKÜLASYONLAR BIÇAK GİBİ KESİLİR

Bireylerin milyarlarca liralık hacimlerle gerçekleştirdiği anlık ve spekülatif döviz alım-satımları, piyasada suni bir talep yaratarak kur oynaklığını (volatilitesini) tırmandırmaktadır. Döviz fiyatlarındaki her yapay dalgalanma ise maliyet enflasyonunu tetiklemekte ve fiyat istikrarını bozmaktadır. Vergi bariyeri, spekülatif atakların hızını kesecek stratejik bir kalkan olacaktır.

KAYIT DIŞILIK AZALIR

Döviz piyasasında devasa kârlar elde ettiği halde kazançları kayıt altına alınmayan, beyanname dışı kalan milyarlarca liralık hacmin tespiti devletin denetim gücünü artıracaktır. Gizli sermaye hareketlerinin vergi sistemine dahil edilmesi, kayıt dışılığı minimize ederken kamunun gelir hanesine de milyarlarca dolarlık kalıcı ve sağlıklı bir kaynak aktaracaktır.