Dünyanın en önemli film festivallerinden olan Berlin Film Festivali yine tartışmalarla başladı. Festivalin Jüri Başkanı Wim Wenders, basın toplantısında Filistin’le ilgili sorulara “İnsanların hikâyesini yapmalıyız, politikacıların değil” cevabını verdi. 7 Ekim’den sonra takındığı ve takınmadığı tavırlar sebebiyle eleştirilen festival yine “Alman somurtkanlığı” ile Filistin konusunda çok yönlü oynuyor. Bu da festivalin kıymetine zarar veriyor.
FESTİVALLER POLİTİKTİR BAZILARI İKİYÜZLÜ!
Kimsenin inkar etmemesi gereken gerçek şu ki; festivaller politiktir!
Bağımsız sinema zaten ana akım sinemadan kapitalizmden ayrılmak için ortaya çıkmıştır. ‘Bağımsız sinema’ dediğimiz şey politik tavır olarak doğmuştur. Avrupa’nın film fonu olan Euroimage’ın kuruluş bildirgesinde bile “Amerikan kültür emperyalizmine karşı Avrupa değerlerini korumak” gibi bir yaklaşım yatar.
Politik olmayan şey insan hayatıdır. Çocukların yaşamasıdır. Soykırım olmamasıdır. Ve bunun dünyanın gözü önünde yapılmamasıdır.
Soykırım faillerinin, kültür sanat alanında kollanmasıdır politik olan… Filistin’e gelince “politikacıların işine karışmayalım”, Suriye, Ukrayna ya da İran’a gelince özgürlük naraları atmak ikiyüzlülüktür.
7 EKİM’DEN SONRA BERLİN FF’NİN DENGESİ ŞAŞTI
Berlin FF’de yaşananlar önemli. Zira şu an sinemanın kalbi orada atıyor. Almanya’da yaşanan şeyler Cannes ve Venedik başta olmak üzere diğer festivallere de yansıyacak…
Geçen yıllarda olduğu gibi…
7 Ekim 2023’ten sonra başlayan ve birkaç ay öncesindeki “sözde” ateşkese kadar değişken şekilde süregelen çelişkili tavrı sebebiyle eleştirilen Berlin FF yönetimi, ilk olarak 2023’teki ödül töreninde tepkilerin odağı olmuştu.
Festivaldeki savaş karşıtı açıklama ve protestolarla ilgili açıklama yapan yönetim, ‘antisemitist’ olarak değerlendirdiği paylaşım ve açıklamaların yayılması sonucu ilgili kişiler hakkında suç duyurusunda bulunmuştu. Oysa İsrail katliamlarına karşı bir tutum sergilememişti. İsrail’in eleştirilmesini ise “antisemitist” olarak nitelendirmişti.
2024’te de festival öncesi boykot çağrılarına kulağını tıkayan festival Filistin yanlısı söylemleri engellememekle yetinmişti. Birçok sinemacı festivali boykot etmişti. Festivalde onur ödülü alan ABD’li oyun Tilda Swinton ise uzun bir konuşma yaparak İsrail’i eleştirmişti.
ALMAN BAKANDAN SKANDAL AÇIKLAMA
Daha ilginç olanı ise 2023’te en iyi belgesel ödülü alan “Başka Ülke Yok” filmiyle ilgili yaşanmıştı. Filmin yönetmeni Filistinli, ortağı ise İsrailli idi. Ödül konuşmalarında İsrail’i eleştirmişlerdi. Salonda alkışlar da vardı yuhalamalar da… Elbette bu açıklamalar antisemitist olarak nitelendirildi. Adalet Bakanı Marco Buschmann, Berlinale’nin ödül törenindeki söylemleri “antisemitik” bularak kovuşturma tehdidinde bulundu. Kültürden Sorumlu Devlet Bakanı Claudia Roth ise “Şok edici derecede tek taraflı ve derin bir İsrail nefreti” olarak yorumlamıştı. Roth’un sorumluluğundaki bakanlığın sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, Bakan’ın “Başka Ülke Yok” filminin İsrailli yönetmeni Yuval Abraham’ı alkışladığı, Filistinli yönetmen yardımcısı Basel Adra’yı alkışlamadığı ima edilerek komediye imza atılmıştı.
UKRAYNA VE İRAN’A TEPKİSİZ KALINMADI
Wim Wenders’in “politik olmama” yaklaşımı Berlin’e pek de uygun değil. Zira aynı festival Rusya’nın Ukrayna’ya saldırdığı zaman tavır takınmıştı. Aynı şekilde İran’da yasaklı olan sinemacılar el üstünde tutuldu, filmleri ödüllere boğuldu. Bu da festivali ne kadar politik olduğunu gösteriyor. Zaten Berlin FF dünyanın en politik yapılarından biri olarak kabul ediliyor.
BERLİN’İ NAZİ ZİHNİYETİ KURDU
Berlin FF’nin kuruluşu zaten 1951’de Nazi zihniyeti ile olmuştu. Festivalin ilk yirmi beş yılında direktörlük yapan Alfred Bauer, Nazi rejiminin sıkı bir işbirlikçisiydi ve savaş yıllarında sinema endüstrisinde kimin film setine, kimin cepheye gönderileceğine karar veriyordu.
Bu anlaşıldığında da 2020’de bu isme verilen ödül iptal edildi.
Elbette festival Nazi zihniyetinde değil şu an. Ancak kuruluşundan beri politikanın göbeğinde olması şu anki antipolitik tavrı komik duruma getiriyor.