LGBT’nin korkunç endüstrisi: Medikal harcama 26 milyar dolar

TRT’nin dijital platformu tabii’de yayınlanan “Gökkuşağı Faşizmi” belgeseli, aileyi ve insan fıtratını hedef alan LGBT ideolojisinin ekonomik boyutunu da masaya yatırıyor. Yapımda verilen bilgilere göre, trans geçiş ameliyatlarından psikolojik destek hizmetlerine kadar uzanan medikal sektör, 2023 yılı itibarıyla 26 milyar dolarlık devasa bir hacme ulaşmış durumda.

Sevda Dursun
'Gökkuşağı Faşizmi'

TRT’nin uluslararası dijital platformu tabii’nin orijinal yapımı “Gökkuşağı Faşizmi” belgeseli geçtiğimiz gün yayına girdi. Daha yayınlanmadan LGBTQ+ çevrelerinin yayından kaldırılması için kampanya yürüttüğü belgesel, aileyi ve insan fıtratını hedef alan bu ideolojinin ekonomisini de ortaya koydu. Altı bölümden oluşan belgesel, yaşanmış hikayeler, uzman görüşleri ve bilimsel araştırmalar eşliğinde, çocukları hedefleyen bu sürecin hangi dinamiklerle ilerlediğine odaklanıyor.

Küresel ölçekteki LGBT lobilerinin, sosyal medya, diziler veya sinema filmleriyle özellikle çocuklar ve gençler üzerindeki etkilerini artırdığı herkesin malumu. Bir dönem eşcinselliğe sürüklenen, çeşitli hormon tedavileri ve ameliyatlar geçirdikten sonra pişman olan insanların itiraflarının yer aldığı belgeselde, genel olarak şunun altı çiziliyor: Gençlik yıllarında kafası karışık olan bu bireyler, çoğunlukla çocukluk yıllarında istismara uğramış ve aile içi çatışmaların yer aldığı bir ortamda büyümüşler. İyi bir terapiyle travmalar büyük ölçüde azalabilecekken, trans olmaları teşvik edilmiş. Çünkü iyileşen bireyden para kazanılmaz.

EN BÜYÜK TIBBİ DOLANDIRICILIK

Cinsiyet ameliyatı geçiren ve 8 yıl kadın kimliği ile yaşadıktan sonra pişman olan yazar Walt Heyer, şunları söylüyor: “12 yıl hormon kullandım, ameliyat oldum, 8 yıl kadın kimliği ile yaşadım, sizi temin ederim ki cinsiyetin değişmiyor, sadece görünüşün değişiyor. Senden para kazanıyorlar. Vücut parçalarını kesiyorlar. Hayatımda gördüğüm en büyük tıbbi dolandırıcılık.”

26 MİLYAR DOLARLIK MEDİKAL SEKTÖR

Çocuklara kadar inen bir propagandayla eşcinselliği ve cinsiyet değiştirmeyi teşvik etmekte kimin çıkarı olduğu meselesi, belgeseldeki herkesin hem fikir olduğu bir konu. İlaç firmaları, doktorlar ve ameliyatı gerçekleştiren klinikler fayda sağlayanların başında geliyor. Kafası karışık gençleri hormon ilaçlarına başlatarak, ömür boyu tıbbi müdahaleye bağımlı kılmak gibi bir endüstri var. Şöyle de bir bilgi paylaşılıyor: Trans geçiş ameliyatlarından, psikolojik destek hizmetlerine kadar uzanan medikal sektör, 2023 yılı itibarıyla küresel çapta 26 milyar dolarlık devasa bir hacme ulaşmış durumda. Uzmanlara göre 2030 yılına gelindiğinde ise bu rakamın 50 milyar doları aşması kaçınılmaz görünüyor.

BEŞ DAKİKADA TRANS TEŞHİSİ KONULDU

Bazen kendi deneyimlerini veya çocuklarıyla yaşadıkları süreci gözyaşları içinde anlatan konuklar, cinsiyet değiştirmek istediklerini söylediklerinde sürecin ne kadar da kolay ilerlediğini itiraf ediyor. Bir anne, çocuğunun trans olduğuna ilk kez karşılaştığı doktorun beş dakika içinde kanaat getirdiğini ve hemen hormon ilacı yazdığını söylüyor. Oldukça rahatsız edici itiraflarla ilerleyen belgesel, hoşgörü söylemiyle başlayan sürecin zamanla baskıcı bir ideolojik dayatmaya nasıl dönüştüğünü de sorguluyor. Yapım, yalnızca Türkiye’yi değil, tüm insanlığı ilgilendiren bir mesele olarak aileyi ve insan fıtratını hedef alan bu dalgaya karşı ortak bir bilinç oluşturmayı amaçlıyor.

ARTIK HEDEFTE ÇOCUKLAR VAR

Belgeselde altı çizilen önemli başlıklardan bazıları şunlar:

* Eşcinsellik geni yoktur. Genetik bir neden olduğunu kanıtlayan hiçbir bilimsel çalışma dünyanın hiçbir yerinde ortaya koyulmadı.

* Cinsiyet değiştirmek mümkün değil, sadece cinsiyet iptali yapılıyor.

* Çocuklarda cinsiyet değişiminin teşvik edilmesi, kolaylaştırılması, pedofilinin alt yapısıdır.

* Artık hedefte çocuklar var.

* Hormon kullanma ve cinsiyet değiştirme ameliyatları denetimsiz yürütülüyor.

* Yaşanmış bir vaka: “İntihara meyilli olduğumu söylediğim halde bunu dikkate almadılar.”

* Ameliyatı yapan doktor: “Ben erkekleri kadın yapmıyorum, sadece kadın gibi göstermeye çalışıyorum.”