Fikirleri ve duruşuyla bir nesle öncülük eden Şule Yüksel Şenler, en çok da başörtülü kadınların kamusal alandaki varlık mücadelesiyle tanınıyor. TRT’nin dijital platformu tabii’de yayınlanan 10 bölümlük “Şule: Senin Hikâyen” dizisi, işte tam da bu mücadeleyi anlatıyor. Dizi yayınlanalı henüz bir haftayı geçmeden hem biyografik yönü hem de dramatik anlatımıyla izleyicinin ilgisini üzerine çekmeyi başardı. O kadar ki, dizinin senaryosunda öngörülen birçok şey, gerçek hayatta birebir yaşandı. Dizinin içinde Şenler’in hayatını canlandıran oyuncunun yaşadığı baskı sahneleri, gerçek hayatta dizi oyuncuları Yıldız Çağrı Atiksoy ve İlayda Alişan’a yönelik linç kampanyasıyla birebir örtüştü.
MÜCADELESİ KİMİN UMURUNDA
Yönetmenliğini Ece Edrek Koçoğlu, senaryosunu ise Alp Emre Koçoğlu’nun üstlendiği “Şule: Senin Hikâyen” dizisi, Türk edebiyat dünyasının önemli isimlerinden Şule Yüksel Şenler’in yaşam öyküsünü konu alıyor. Bir yandan da dönemin sosyal yapısını, bireysel mücadeleleri ve toplumsal dönüşüm süreçlerini gözler önüne seriyor. Geçmiş ile günümüz arasında kurduğu dramatik bağ üzerinden ilerleyen dizi, geçmişte Şenler’in mücadelesini konu alırken, günümüzde Şule dizisinde oynayacak oyuncunun kimlik arayışı, özgürlük mücadelesi ve toplumsal baskılar karşısında ayakta kalma çabasını merkeze alıyor. Dizide rol alan kadın oyuncuların hedef haline getirilmesi ise dizide geçen, “Herkes görüntüye bakar, mücadelesi kimin umurunda?” repliğini akıllara getiriyor. Şule, o gün olduğu gibi bugün de kadınların hikâyesi olmaya devam ediyor.
ZAMAN DÖNER DOLAŞIR HAKİKAT BAKİ KALIR
Oyuncuların galadaki giyim tercihlerinden projenin içeriğine kadar her detayı ideolojik bir saldırı malzemesi haline getiren bazı sosyal medya kullanıcıları, “Aç mısınız, sefalet içinde misiniz de böyle bir projeyi kabul ettiniz?”, “Bir kadın olarak bu dizide oynamaya utanmadınız mı?” gibi ifadelerle sanatçıları hedef gösterdi. Oysa dizi, kadın hakları ve inanç özgürlüğü ekseninde mesajlar veriyordu. Şule’nin temsilinde karşı çıkanlar, başörtülü şehirli kadının görünür olmasından dün olduğu gibi bugün de rahatsızlar. İşte bu kadın modelinin ilk temsilcisi yazar Şule Yüksel Şenler’di. Başörtüsünü kullanma biçimi ve genç kızlara örnek olan Şule, o zamanlar bir iken, bugün bin oldu, milyon oldu. Bunu hazmedemeyenler, dün Şule Yüksel’e iftiralarla zulmetti, bugün de iftiralarına devam ediyor. Dizinin son sahnesinde geçtiği gibi, “Zaman döner dolaşır, hakikat baki kalır”.
Dizi elbette kurguyla da desteklenmiş. Ama merak eden ve ilgilenenler, Şenler’in hayatını konu alan, yine TRT tabii’de yer alan “Şule” belgeselini izleyebilir, Demet Tezcan’ın kaleme aldığı “Şule Yüksel Şenler” biyografi kitabını okuyabilir.
BİRLEŞEN YOLLAR’IN GALASINA DAVET EDİLMEMİŞ
Dizide Milli Sinema’nın kurucusu Yücel Çakmaklı’yla da karşılaşıyoruz. Şenler’in kaleme aldığı “Huzur Sokağı” romanını “Birleşen Yollar” ismiyle beyaz perdeye taşıyan Çakmaklı’nın, dönemin en önemli oyuncularından Türkan Şoray ve İzzet Günay’ı filmde oynatması bile büyük olay olmuştu. Milli Sinema’nın öncüsü kabul edilen film, o gün de herkes tarafından izlenip çok beğenildi. Filme hem İstanbul hem de Ankara’da büyük bir gala düzenlendi. Dizide, galaya alınmayan Şenler’in, senaryosunu yazdığı filmi makine dairesinde seyrettiği sahnesini görüyoruz.
Demet Tezcan’ın “Şule Yüksel Şenler” kitabında, Şenler’in galada bulunmadığını, filmi daha sonra sinemadan izlediğini öğreniyoruz. Bu mesele, Yücel Çakmaklı’nın ifadeleriyle şöyle anlatılıyor: “Galasına bilhassa çağırdım. Liste verdim. Listenin en başında Şule Hanım’ın ismi ve on kişilik ailesi için kontenjan vardı. Ama organizasyonu yapanlar demek ki bildirmemiş. Daha sonrasında benim kabahatim olmamasına rağmen Şule Hanım’dan özür diledim.”