Gökhan Gökçek/Tarihçi-Yazar
Anadolu’yu yurt tuttuğumuz günden beri hayat alanlarımız olan şehirleri çok kısa bir şekilde kendi öz kültürümüz ve medeniyet birikimimizle yeni bir forma kavuşturduk. Hristiyan Bizans’tan fetih ve gaza ruhuyla aldığımız şehirleri kılıcın (adaletin) gölgesindeki kalemle (ihya) ‘Bizim’ kıldık. İslam beldesi ve Türk yurdu haline gelen bu topraklar; “Diyar-ı Rum” diye anılırken yüz sene gibi kısa bir süre sonra “Türkiye/Türkiya” olarak anılmaya başlandı. Yani Malazgirt’ten henüz bir asır sonra Ortodoksluğun kutsal toprakları olarak bilinen ve kayıtlara geçen bu bölge; İslamiyet’i seçerek benliğini bu kutsal dinin tabiri caizse içerisine gömen ve yeni bir medeniyet tahayyülü ortaya çıkaran “Türklerin ülkesi” olarak anlatılmaya ve yazılmaya başladı. Peki, nasıl oldu bu?
ON ASIRLIK ŞEHİRCİLİK TASAVVURU
Şüphesiz ülkelerin kimliğini değiştiren en güçlü parçalar şehirlerdir. Ülkelerin en büyük sembolleri de en meşhur ya da en özgün kültürü olan yerleşim yerleridir. Fransa’yı Paris ile, İngiltere’yi Londra ile hatırlarsınız. Rusya deyince aklımıza Moskova gelir… Malazgirt’ten sonra Türk komutanları ve beyleri eliyle adım adım fethedilen bu toprakların şehirleri, Türk’ün adalet anlayışı, mimari birikimi, hayat tarzı, ibadet mekanları ve imaret alanları ile hızlı bir şekilde ‘vatan’ kılındı. Fetihlerden sonra şehirler imar edilip Bizans zulmünden usanan ahalinin ihtiyaçları tazmin edildi; külliyeler, çarşılar, camiler, aşhane ve şifahaneler kazandırıldı. Ticaret aksı yenilenerek güvenliği tesis edildi. Ahilik gibi ahlak merkezli yapılanmalarla şehir hayatı, şehir güvenliği ve esnaflık kültürü güçlendirildi. Vakıflar, ülkeyi mamur ve bayındır hale getirdi… Kısacası bir şehrin can bulması ve ülkesine ab-ı hayat olması için gereken neyse o yapıldı.
İşte on asırlık bu şehircilik tasavvuru bugün; AK Parti ve MHP’nin fikir birliği olan Türkiye Yüzyılı’nın şehirleri hedefinde güncellenerek kendini bulmuş durumdadır. Şehirlerin bu özgün kimliğini korumak, zamanın şartları karşısında geliştirmek ve yarınlara daha güçlü bir şekilde taşımak olan bu ufuk birliği, mega yatırımlarla çehresi değişen 81 ilimizde, Türk milleti tarafından takdir edilmeye devam ediyor.
MİLLET İRADESİNİN TECELLİ ETTİĞİ İLK BASAMAK
Şehirlerin artan/azalan nüfusları, onların hukuki statüsünde de çeşitli değişikliklere sebep olmaktadır. Nüfusu 2000’i bulan belediyeler; ilgili kanuna atfen, ‘belde’ statüsünü kazanırlar. Beldeler; yerel yönetimlerin/mahalli idarelerin en küçük birimleri olup bölgeye/şehre hizmetin de millet iradesiyle tecelli eden ilk basamağıdır. İlçe, il ve büyükşehir belediyelerine nazaran bütçeleri epey makro kalan ve imkanları çok sınırlı olan belde belediye teşkilatları; şehircilik tasavvur ve iddiasının da en lokal örneği olup aynı zamanda vatandaşın memnuniyet/şikayet tercihinin de en hızlı yansıması olan noktasıdır.
Bu anlamda 7 Haziran’da gerçekleştirilen belde belediye seçimlerinin ‘şehircilik iddiası’ bakımından mikrodan makroya uzanan düzeyde önemli bir noktada durduğunu belirtmek isterim. Bununla beraber Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Cumhur İttifakı karşısında kümelenen ‘parçalı’ muhalefetin “Sonuçları göreceksiniz” diyerek bir balon gibi şişirip millet eliyle patlatılan ve sonunda Cumhur İttifakı’nın gücünü tahkim ederek çıktığı bir demokrasi mücadelesi olduğunu da belirtmek elzemdir.
“TÜRKİYE YÜZYILI” VİZYONU KAZANDI
Nüfusu 2000’i geçen yerleşim alanlarından altı tanesinin mahkeme kararıyla ‘belde’ ilan edilmesiyle birlikte ülke, kısa bir seçim atmosferi içerisinde girdi. Bu anlamda Gümüşhane’de bir, Nevşehir’de bir ve Tokat’ta dört olmak üzere üç farklı şehirde seçimler yapıldı. Cumhur İttifakı; altı beldenin beşinde AK Parti, birinde MHP adayını gösterdi. AK Parti’nin adaylarının çok titiz, çok hummalı ve geniş bir istişareyle belirlendiğini süreç içerisinde sık sık duymuştuk. Seçim vaatlerine baktığımızda vatandaşın taleplerinin merkezde olduğu, beldenin ihtiyaçlarının tespit edildiği ve beldeye “yapmak için” değil sadece “kalıcı eser kazandırmak” için vaatlerin verildiğini gördük. Beldenin sadece üstyapısı değil; yol, doğalgaz, kanalizasyon, ticaret aksı, sosyal tesis talebi ve ulaşım ağlarının yenilenmesi gibi altyapı ufkuyla da mercek altına alındığına şahit olduk.
Ayrıca adaylar; tabiri caizse sokak sokak, ev ev çalıştılar. Bunu yaparken Türkiye Yüzyılı’nın şehirleri vizyonuna uygun vaatlerde bulunduklarını gördük. Bu köklü ve vizyoner şehircilik ufku, güçlü ve organize teşkilat çalışmasıyla birlikte Cumhur İttifakı’na büyük bir zafer kazandırdı. Altı beldenin beşini Cumhur İttifakı kazanırken kazanılamayan bir beldede oylar iki katından fazla bir şekilde artırıldı. Bir kere daha görüldü ki; vatandaş popülizme, vizyonsuz vaatlere değil hayat alanlarını imar, inşa ve ihya etmeyi amaçlayan şehircilik ufkuna oy verdi.
Bununla beraber kaos, kargaşa ve kriz yerine güçlü liderlik, ülkü birliği ile Türk ve Türkiye Yüzyılı’ndan yana iradesini kullandı. Burada bir parantez açmak isterim: Yerel Yönetimler Başkanlığının birikimine getirdiği güçlü katkının yanında adayların belirlenmesinde gösterdiği ustalık, objektiflik ve güçlü iletişim diliyle AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Demir’in de bu zaferde katkısı büyüktür. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ilk günden beri yol arkadaşı olan Demir, her zaman vurguladığı gibi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ortaya koyduğu yerel yönetimler ve şehircilik vizyonunu çok iyi özümseyerek bu zaferin kazanılmasında etkin bir rol oynamıştır.