“Antik Neoconlar” ABD’nin esin kaynağı oldular!

04:0011/01/2026, Pazar
G: 11/01/2026, Pazar
Abdullah Muradoğlu

Tarihin meraklı bir öğrencisi olarak güncel olaylarla geçmişte yaşanan olaylar arasındaki benzerlikler bana hayli ilginç geliyor. Dekorlar değişiyor, ama insanlar büyük ölçüde aynı kalıyor. Geçen yazımda ABD’nin Venezuela’ya müdahalesini yaklaşık 2500 yıl önce “Atina İmparatorluğu”nun Melos Adası’na yönelik askerî müdahalesine benzetmiştim. “Yükselen güç Atina” ile ve “yerleşik güç Sparta” arasındaki “büyük güç rekabeti” nihayetinde savaşa yol açmıştı. Atina’nın “Delos Birliği”, Sparta’nın “Mora

Tarihin meraklı bir öğrencisi olarak güncel olaylarla geçmişte yaşanan olaylar arasındaki benzerlikler bana hayli ilginç geliyor. Dekorlar değişiyor, ama insanlar büyük ölçüde aynı kalıyor. Geçen yazımda ABD’nin Venezuela’ya müdahalesini yaklaşık 2500 yıl önce “Atina İmparatorluğu”nun Melos Adası’na yönelik askerî müdahalesine benzetmiştim.

“Yükselen güç Atina” ile ve “yerleşik güç Sparta” arasındaki “büyük güç rekabeti” nihayetinde savaşa yol açmıştı. Atina’nın “Delos Birliği”, Sparta’nın “Mora Birliği” yüzlerce şehir devletini içeriyordu. “Delos Deniz Birliği” muhtemel bir Pers istilasına karşı savunma ittifakı olarak kurulmuştu. Ne var ki Atina giderek emperyalist bir karaktere bürünmüş, birliğin hazinesini Delos’tan Atina’ya taşımış, birlik üyelerinin mali katkılarınıysa haraca dönüştürmüştü. Birlik’ten ayrılmak isteyenlerse Atina’nın zorbalığına maruz kalıyorlardı.

“Delos Birliği “ve “Mora Birliği” ABD ve Sovyetler Birliği arasında 40 yıl kadar süren “Soğuk Savaş” dönemindeki “NATO” ve “Varşova” paktlarına benziyor. Soğuk Savaş’ın bitmesine, Sovyetler’in dağılmasına ve Varşova Paktı’nın feshedilmesine rağmen NATO genişlemeye devam etti. ABD Başkanı Trump NATO üyelerine malî katkılarını artırmamaları halinde Avrupa üzerindeki askerî koruma şemsiyesini kaldıracağı ‘uyarısında’ bulunmuştu. Tabii bu malî katkıların büyük kısmının Amerikan silah şirketlerinin kasalarını dolduracağı aşikâr.

“Sparta” ve “Atina” arasındaki savaşlarda Melos şehir devletinin tarafsız kalmayı seçmesi “Atina İmparatorluğu”nun öfkesini kabartmıştı. Melos “Delos Birliği”ne katılmayı da, haraç ödemeyi de reddetmeyi tabii hakkı olarak görüyordu. Atina içinse Melos “kötü emsal” teşkil ediyordu. Melos’un stratejik bir önemi olmadığı gibi çökülmesi gereken bir zenginliği de yoktu. Neocon Atinalılar için Atina’nın gücünü göstermesi için Melos’un duvara çarpılması gerekiyordu. Atina Neoconları’yla “Amerikan Neoconları”nın mantığı aşağı yukarı aynıydı.

Sparta ile iyi ilişkileri olan Meloslular Atina gemileri Melos adasını ablukaya aldıklarında Sparta’nın yardıma geleceğini umuyorlardı ve bunu Atinalılara da söylemiştiler. Atinalılarsa donanma gücü zayıf olan Sparta’nın Melos’un imdadına yetişemeyeceklerini biliyorlardı.

Venezuela ABD’nin ölümcül rakibi Çin ile yakın ilişki içinde olması sebebiyle “Amerikan İmparatorluğu”nun düşmanlığını üzerine çekiyordu. Çok uzaklardaki Çin de, Rusya da ABD’nin Venezuela’yı askerî abluka altına almasına da, askeri müdahaleyle ülkenin devlet başkanı ve eşini kaçırmasına da engel olamadılar. İki ülke de durumu kınamayla geçiştirdi.

Oysa,” Soğuk Savaş” döneminin en cavcavlı yıllarında, Ekim 1962’de, ABD Küba’yı askerî abluka altına aldığında Sovyet savaş gemileri derhal Küba’ya doğru yola çıkmıştılar. “Füze Krizi” olarak bilinen vaka sebebiyle ABD ve Sovyetler Birliği nükleer bir savaşla yüz yüze gelmişti. Sovyet gemileri ABD’nin abluka alanına yaklaşmışlardı. 13 gün kadar bütün dünyayı diken üstünde tutan bu gerilim sahneleri iki ülke liderlerinin anlaşmalarıyla son bulmuştu.

ABD Başkanlarından James Monroe 1823’te Avrupalı güçlerin Amerika kıtasındaki meselelere müdahalesinin ABD’ye karşı düşmanca bir hareket sayılacağını içeren bir dış politika doktrini ilân etmişti. Bu doktrin ilk başlarda “Amerika Amerikalılar içindir” gibi iyimser bir şekilde algılanmıştı. Buna göre “Monroe Doktrini” kıtanın toprak bütünlüğü için ortak savunma politikası olarak tanımlanıyordu. Tabii bu kağıt üstünde öyle görünüyordu..

Monroe Doktrini bazı ABD Başkanlarının ekleriyle giderek saldırgan bir dış politikaya dönüştü. Bu eklerde “Latin Amerika” ABD’nin “mühnasır etki alanı” olarak kabul ediliyordu. 1823’teki ABD haritasıyla 20 yüzyılın ilk çeyreğindeki ABD haritası arasındaki devasa fark Monroe Doktrini’nin aldığı şekli göstermeye yeter. Bu süre içerisinde ABD birçok Latin Amerika ülkesinin yanı sıra deniz aşırı bir ülke olan Filipinler’i bile işgal etmekten kaçınmamıştı.

20. Yüzyılda araya iki dünya savaşı girmiş, “Birleşmiş Milletler Örgütü” kurulmuş ve Monroe Doktrini de rafa kaldırılmıştı. Ancak Soğuk Savaş döneminde ABD, Latin Amerika’da doğrudan askerî müdahaleler yerine daha çok örtülü yollarla Amerikan yanlısı askerî darbeleri ve askeri rejimleri desteklemişti. Yani, Monroe Doktrini başkaca yollarla kendisini gösteriyordu.

Donald Trump’ın yaptığı ekle ya da şerhle diyelim, “Monroe Doktrini” artık “Donroe Doktrini” olarak anılıyor. Venezuela’ya müdahale Trump şerhinin şerh olarak kalmayıp eyleme dönüştürüldüğünün en bariz göstergesidir. Devamının geleceğine dair yorumlar var.

#ABD
#Venezuela
#Çin
#Abdullah Muradoğlu