Geçtiğimiz hafta sonu gerçekleşen “ Münih Güvenlik Konferansı ”nda da sözde kurallara dayalı, liberal, uluslararası düzenin kapsamlı bir yıkım içerisine girdiği itiraf edildi. Bu itiraf yeni değil. Geçtiğimiz ay Davos’taki “ Dünya Ekonomik Forumu ”nda Kanada Başbakanı Mark Carney çok daha çarpıcı ifadelerle kurallı dünya düzeninin sonunun geldiğini ilân etmişti. Bu kurallı düzeni bir gemiye benzetirsek, aslında gemi hareket etmiyor, makine dairesi harap halde, kaptanlar kaval çalıyor. Hiçbir yere
Geçtiğimiz hafta sonu gerçekleşen “
Münih Güvenlik Konferansı
”nda da sözde kurallara dayalı, liberal, uluslararası düzenin kapsamlı bir yıkım içerisine girdiği itiraf edildi. Bu itiraf yeni değil. Geçtiğimiz ay Davos’taki “
”nda Kanada Başbakanı
çok daha çarpıcı ifadelerle kurallı dünya düzeninin sonunun geldiğini ilân etmişti.
Bu kurallı düzeni bir gemiye benzetirsek, aslında gemi hareket etmiyor, makine dairesi harap halde, kaptanlar kaval çalıyor. Hiçbir yere gitmeyen gemi, dalgaların etkisiyle sallanıyor. Kaval sesleri eşliğindeki bu sallanma yolculara geminin seyir halinde olduğu hissi veriyor. Nitekim liberal, kurallı düzenin finansal üst katlarında görevler yapan Carney, Davos konuşmasında Batı’lı dinleyicilerinden “
eski düzen sürüyormuş rolü
” yapmayı bırakmalarını istemişti.
1963’te faaliyete başlayan “
Münih Güvenlik Konferansı
” da iki kutuplu “
” döneminin ürünü. Sovyet kutbu 1990’ların başında oyundan çekilmiş, “
” ve “
(Karşılıklı Ekonomik Yardımlaşma Konseyi)” gibi kurumlarıysa feshedilmişti. Varşova Paktı NATO’nun, COMECON ise “
”nun(
) karşıtıydı. Soğuk Savaş’ın son bulmasına rağmen hem NATO, hem de “AET”(Avrupa Birliği olarak) genişlemeye devam etti.
2007’deki Münih Güvenlik Konferansı’nda NATO için “
Bu genişleme kime karşıdır? Varşova Paktı'nın dağılmasından sonra verilen güvenceler ne oldu? Kimse onları hatırlamıyor bile
” diyerek çok sert bir üslupla işlerin nereye varacağının işaretini vermişti.
Soğuk Savaş’ın son bulmasıyla birlikte ABD tek kutuplu tarihsel anının keyfini sürmüştü. Tabii bu arada Sovyetler Birliği’nin mirasçısı Rusya’nın Batı’yla yakınlaşma çabaları Batı tarafından akamete uğratılmıştı. Rusya yine “
” bırakılmıştı. Oysa Vladimir Putin dahil Soğuk Savaş sonrasının Rusya liderleri NATO’ya girmeye hazır olduklarını bile duyurmuşlardı.
Soğuk Savaş sonrasında, ‘
’ ortadan kalktığı için ABD’nin kanatları altındaki Avrupa’nın güvenlik mimarisinde köklü değişiklikler yapılabilirdi. Ne var ki gelişmeler aksi yönde cereyan etti. NATO Rusya’nın sınırlarına kadar dayandı. Böylece Rusya, Avrupa’ya kazanılması yerine “
” olarak Avrupa’dan uzaklaştırıldı. Güvenlik tehdidi temelinde kurulan “NATO”nun devam etmesi için “Sovyetler”i aratmayacak yeni bir ‘tehdit’, yeni bir ‘düşman’ gerekliydi. Atlantikçiler’in bu rol için Rusya’yı uygun buldukları anlaşılıyor.
1949’da kurulan NATO’nun ilk genel sekreteri İngiliz
bir keresinde “
NATO Avrupa'da Rusları dışarıda, Amerikalıları içeride, Almanları da aşağıda tutmak için var
” demişti. Soğuk Savaş’tan sonra bile bu durum pek değişmedi. Ancak 2016’da ABD Başkanı seçilen
’ın Avrupalıların ABD’nin güvenlik şemsiyesi altında kalmaya devam etmeleri için şimdiye kadar ödediklerinden daha fazlasını ödemelerini istemesiyle bu durum değişti. Trump, NATO’daki ‘müttefikleri’nin askerî harcamalarını artırmamaları halinde Avrupa’nın ABD’nin güvenlik şemsiyesinden yararlanamayacaklarını söylemişti.
Atlantikçi yerleşik, resmî Avrupa, Rusya’nın Ukrayna’dan sonra durmayacağına dair bir anlatıyı dillendiriyor. Rusya ile yeni bir ilişki kurmaya çalışan Trump Amerikası ise bu anlatıyı umursamıyor. Geçen yıl Münih Güvenlik Konferansı’nda Avrupalılara iç siyaset dersi veren ABD Başkan Yardımcısı
, Trump’ın yaklaşımını net bir şekilde zaten tekrar etmişti.
Bu yıl konferansa katılan ABD Dış İşleri Bakanı
ise daha yumuşak ve daha toparlayıcı bir yaklaşımla olsa bile Trump ve Vance’in pozisyonundan pek de uzaklaşmadı. Müesses Nizam Cumhuriyetçisi olan Rubio’nun Vance’ten farklı olarak daha “Atlantikçi” bir pozisyonda olduğunu hatırlatalım. 2028’de başkan aday adayı olması beklenen isimler arasında yer alan Rubio, Vance ile aynı kulvarda olmadığını göstermeye çalışmış da olabilir.
Münih Güvenlik Konferansı’nın yerleşik müdavimleri, güvenlik temelli değil, istikrar ve barışı arama temelli bir işleve yönelmedikçe ne söylerse söylesinler ABD olmadan eski yolda devam edemezler. Amerikan şemsiyesi sadece askerî değil, Avrupalıların raflarda saklı tutulan tarihî, siyasî ve jeopolitik ihtilaflarının üzerini örten bir şal rolü de oynuyor. Avrupalılar Amerikan şalının kalkması halinde ortaya çıkacaklardan korkuyorlar. ABD’nin bunu bildiğini biliyorlar. ABD de onların bunu bildiğini biliyor. Bu yüzden Trump ödeme çıtasını hep yüksek tutacaktır. Sözde kurallara dayalı liberal düzen gemisine gelince… Sahiden böyle bir gemi var mıydı ki?