Venezuela ve Melos Adası..

04:006/01/2026, Salı
G: 6/01/2026, Salı
Abdullah Muradoğlu

1970’lerde sinemaya da uyarlanmış gerilim romanlarından birinde Afrika’da bir ülkenin maden kaynaklarını Batı’lı açgözlü bir şirketin ele geçirmesine izin vermeyen Başkanı hedefteydi. Şirket, devlet başkanını ortadan kaldırmak için deneyimli bir eski albayı kiralıyordu. Bu albay operasyon için bir grup eski paralı askeri organize ediyordu. Şirketin çıkarlarını ilerletecek müstakbel lideriyse zaten cepteydi. Yedekteki bu kiralık liderin başkanlık koltuğuna oturabilmesiyse askeri operasyonun başarıyla

1970’lerde sinemaya da uyarlanmış gerilim romanlarından birinde Afrika’da bir ülkenin maden kaynaklarını Batı’lı açgözlü bir şirketin ele geçirmesine izin vermeyen Başkanı hedefteydi. Şirket, devlet başkanını ortadan kaldırmak için deneyimli bir eski albayı kiralıyordu. Bu albay operasyon için bir grup eski paralı askeri organize ediyordu. Şirketin çıkarlarını ilerletecek müstakbel lideriyse zaten cepteydi. Yedekteki bu kiralık liderin başkanlık koltuğuna oturabilmesiyse askeri operasyonun başarıyla sonuçlanmasına bağlıydı.

ABD’nin Venezuela’ya yönelik operasyonu bana bu romanı hatırlattı. Bu kez hedefteki ülke, Afrika’dan değil, Latin Amerika’dan bir ülkeydi. Venezuela 1976’da kısmen, 2007’deyse daha geniş ölçekte olmak üzere petrol kaynaklarını millileştirmişti. Bu millileştirme yahut kamulaştırma sebebiyle birçok Amerikan şirketi imtiyazlı, tatlı kârlarından edilmişlerdi.

Venezuela’nın devlet başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores ABD’nin gerçekleştirdiği askeri bir operasyon sonucunda halen tam olarak anlaşılmayan bir şekilde sarayında esir alınarak kaçırıldı. Götürüldüğü aracın New York sokaklarında kapısının açılarak sergilenmesiyse Maduro’nun şahsında Venezuela halkının bir aşağılanmasıydı.

Petrol şirketlerinin özel çıkarlarını ‘ulusal güvenlik çıkarları’ gibi göstermeye çalışan ABD Başkanı Donald Trump Venezuela’nın petrollerinin ABD’ye ait olduğunu, bu petrolleri geri alarak büyük şirketler tarafından işletileceklerini söylüyor. Üstelik Trump, Venezuela’yı geçici bir süre yöneteceklerini de, Maduro’nun yerine geçen Başkan Yardımcısının ABD’nin istediklerini yapmaması halinde sonunun çok daha kötü olacağı tehdidinde de bulunuyordu.

“Venezuela örneği” güçlü olanın istediğini yapacağını, zayıf olanınsa çekmesi gerekeni çekeceğini söyleyen antik çağdaki “Atina İmparatorluğu”nu çağrıştırıyor. “Venezuela”, Milattan önce 431’de başlayarak 404 yılında Atina’nın yenilgisiyle son bulan 27 yıllık “Atina-Sparta Savaşları”nın bir sahnesinde katliama uğratılan küçük “Melos adası”nın bir izdüşümü.

Bu savaşlara Atinalı bir general olarak tanıklık eden Thukydides, “tüm zamanlar için ders” olmasını temenni ettiği Tarihinde Atinalılarla Meloslular arasında geçen bir diyaloga yer veriyordu. Melos Adası, Atina-Sparta savaşında tarafsız kalmalarının hem kendileri, hem de Atinalılar için en doğrusu olduğuna Atinalılar’ı ikna etmek için bir dizi argüman sunmuşlardı. Atinalılar ise Melos’un ya boyun eğmek, Atina’ya haraç vermek ya da yok olmak arasında bir seçim yapmasını istiyorlardı. Zira Atina çok güçlüydü, Melos ise güçsüz, küçük bir adaydı.

Atinalılar için mesele ne adalet, ne ahlak, ne dinle ilgiliydi. Güçle ilgiliydi. Keza Atinalılar’a göre Melos’un tarafsızlığı Atina hegemonyası altındaki “Delos Deniz Birliği”nin üyelerince Atina’nın zayıflığı olarak algılanacaktır. Meloslular savaşmadan boyun eğmenin utanç verici olacağını savunurken, Atinalılar “sadece hayatta kalmayı düşünün” diyorlardı. Meloslular Atinalılar’dan adil olmalarını isterken, Atinalılar adaletin, hakkın, hukukun sadece eşit güçler arasında geçerli olduğunu söylüyorlardı. Sonuçta Melos’u işgal eden Atinalılar erkekleri öldürdü, kadınları, çocukları köleleştirdi, Ada’ya da kendi yerleşimcilerini iskan ettiler.

Sparta’yla büyük güç mücadelesinde ‘tarafsız’ kalmak Atina için kabul edilemez bir durumdu. Meloslular tarafsız kalmak suretiyle Atina tarafından “bertaraf” edilmeye davetiye çıkarmış oluyorlardı. “Düşüşten önce kibir gelir” dersini almamış olan Atinalılar bölge dışındaki Sicilya adasını da ele geçirmek için büyük bir ordu seferber ettiler. İşgal girişimi büyük bir bozgunla sonuçlandı. Melos’tan sağ kurtulan zengin Meloslular’sa Atina’ya karşı Sparta seferlerinin finanse edilmesinde rol oynadılar. Hikâyenin sonunda “Atina İmparatorluğu” tarihten silindi.

Batı yarımküresini kıta dışından hiçbir gücün girmesine izin verilmeyeceği bir arka bahçe olarak gören “Amerikan Monroe Doktrini” 19. Yüzyılda İngiltere, Fransa ve İspanya gibi Avrupalı güçleri hedef alıyordu. Bu doktrinin “Trump Versiyonu” ise Çin ve Rusya başta gelmek üzere ABD’nin niteliksel askeri-ekonomik gücüyle rekabet eden diğer güçleri içeriyor.

Mesele sadece Venezuela ve petrol değil. Nitekim Trump Kolombiya’yı, Meksika’yı, Küba’yı tehdit ediyor, Grönland adasını ele geçirmekten bahsediyor. ABD Trump yönetimiyle “Soğuk Savaş” öncesindeki sömürgeci Latin Amerika politikalarına geri dönüyorsa, Latin Amerika’nın damarlarını yeniden kesmeye hazırlanıyorsa, hiç kuşkusuz bunun geri tepmeleri de olacaktır.

#Trump
#Venezuela
#Maduro
#Abdullah Muradoğlu