
Dünya diplomasisinin kalbi 36. NATO Zirvesi nedeniyle 7-8 Temmuz’da Ankara’da atacak.
Ancak böylesi devasa bir organizasyonun ayak sesleri duyuldukça, şehirde alınan olağanüstü güvenlik önlemlerinden “rahatsız” olanların, tedbirlerin abartılı olduğunu düşünenlerin sesleri de yükselmeye başladı.
Olay hayli kritik… Bilindiği üzere, etkinlik yönetimi stratejik iletişim çalışmalarının en karmaşık araçlarından biri olmasa da en küçük hatayı bile kaldırmaz. En kritik yerde, örneğin video çalışmazsa, yandınız; hasarı tamir edemezseniz.
Bu tür organizasyonlar sırasında, bir mantar tabancası patlasa tüm dünya basınında birinci sırada yer alırsınız. Aktivistler ve terör örgütleri için de hayli çekici ortamlardır bunlar. O nedenle, etkinlik yönetiminde, 100 üzerinden 99’la sınıfta kalabilirsiniz. Güvenli ülke algısının yerle bir olamaması için alınacak önlemlerin üst sınırı olamaz…
İki gün boyunca, ittifak üyesi 32 devlet ve hükûmet başkanının yanı sıra çok sayıda üst düzey yönetici, 100’e yakın bakan ve binlerce yabancı misafir ağırlanacak.
Doğaldır ki, Ankara, “yüksek güvenlikli kırmızı bölge” ilan edilmiş. Toplamda 56 bin 288 güvenlik görevlisi sahada olacakmış. Siber ortamda 7/24 esasına göre sanal devriye yürütecek 639 kişi de suç ve suçlulara karşı tetikte bekleyecekmiş. Ankara hava sahası sivil uçuşlara kısmen, drone uçuşlarına ise tamamen kapatılmış, S-400 ve HİSAR gibi hava savunma sistemlerimiz ile F-16’larımız da teyakkuzda olacaklarmış.
Basın mensupları ve diplomatik heyetlerin akredite otellerden Millet Kütüphanesi ve Külliye’ye sadece ev sahibi ülke tarafından sağlanan özel zırhlı ve kontrollü ring araçlarıyla taşınacak olması, lojistik güvenliğin kusursuzluğuna hizmet edecekmiş.
Masada, Euro-Atlantik güvenliğini sarsan devasa başlıkların yer alacağı düşünülüyor. Lahey’de taahhüt edilen Gayrisafi Yurt İçi Hasıla’nın %5’inin savunma bütçesi olarak ayrılması, Ukrayna Savaşı’na son verecek uzun vadeli destek modelleri, yapay zekâ destekli savunma sistemleri ve ticari uzay stratejileri konuşulacakmış. En önemlisi de ev sahibi Türkiye’nin hassasiyetleri doğrultusunda terörizmle mücadele ve NATO’nun güney kanadındaki istikrar arayışları, Kıbrıs Rum Kesimi’ne yapılan askerî yığınak, Akdeniz’in kontrolünde Yunanistan’a öncelik tanınmaması, göç konusu, Avrupa’nın güvenlik meselesi de masaya yatırılabilecekmiş.
İletişim Başkanlığı bünyesinde kurulan özel NATO görev gücü, 850 personeliyle sahada tam bir kamu diplomasisi operasyonu yürütecekmiş. TRT, tam 80 kamerayla 26 farklı noktadan yayını tüm dünyaya kesintisiz ulaştıracakmış ve uluslararası basının ana karargâhı, Millet Kütüphanesi’nde 1600 çalışma alanı, 100’e yakın canlı yayın noktası ve 40 montaj odası sıfır hata prensibiyle hazırlanmış. Dünyanın dört bir yanından 3 bine yakın gazeteci bekleniyormuş.
Bu arada “Sinek küçük, mide bulandırır” misali NATO Stratejik İletişim Ofisi, bazı yayın organlarından gelen akreditasyon başvurularına olumsuz dönmüş. Liste şöyle; T24, Halk TV, Sözcü TV, Cumhuriyet, ANKA Haber Ajansı, BirGün, Evrensel, Medyascope, YetkinReport, Nefes, İlke TV. AP News’a göre, ateş topunu bizim kucağımıza bırakmak isteyen NATO Sözcüsü Allison Hart demiş ki: “NATO, Brüksel’deki karargâhı dışında düzenlenen zirvelerde gazetecilerin değerlendirilmesi ve onaylanması konusunda ev sahibi ülkeye güvenmektedir ve Ankara zirvesindeki akreditasyon süreciyle ilgili olarak da Türk yetkililerle temas hâlindedir.”
Yetkililer başvurulara verdikleri yanıtlarda gerekçe belirtmiyor ve açıklama yapmıyorlarmış… Keşke, uluslararası boyutta hayli olumsuz bir algı yaratacak bu tür uygulamaları çok daha nezih, zarif ve nazik bir şekilde yönetselermiş de, Türkiye’deki demokrasi algısının zedelenmesine izin vermeselermiş…
Türkiye, küresel güvenlik mimarisinin yeniden inşa edildiği bu tarihi Zirve’yi, alnının akıyla ve kusursuz bir organizasyonla tamamlayacak güce ve potansiyele sahiptir.
Güvenlikte, lojistikte ve iletişimde gösterilen bu olağanüstü titizlik, Türkiye’nin küresel ligdeki ağırlığının ve devlet ciddiyetinin bir nişanesidir.
Anadolu Üniversitesi’nin (AÜ) bizdeki yeri çok özeldir… Örgün ve açık öğretim olmak üzere yaklaşık 1,5 milyon (aktif+pasif) öğrenciye eğitim veren üniversiteye, İletişim Fakültesi Kütüphanesi’nde adımıza açılan ve hâlen aktif destekte bulunduğumuz “Ali Saydam Kitaplığı” vasıtasıyla öğrencilerle dolaylı kültür alışverişimize katkıda bulunduğu için de özel sempatimiz vardır.
AÜ yeni bir hamle yaparak “Mikro Yeterlilik” programlarını başlatan üniversiteler arasındaki yerini almış. Program kapsamında “Veri Okuryazarlığı”, “Yapay Zekâ Destekli Akademik Yazım”, “Siber Güvenlik Farkındalığı” ve “Ruh Sağlığı Okuryazarlığı” gibi eğitimler sunuluyormuş.
Bilindiği üzere, iş dünyası, artık sadece “Hangi okul, hangi bölüm” sorusunun cevabını merak etmiyor. Bunun ötesinde, adayla masaya oturduğunda, heybedeki somut becerileri arıyor, sorguluyor.
İşte tam bu nedenle, AÜ’nün, öğrenciyi pasif bir ders tüketicisi olmaktan çıkarıp, kendi kariyerinin mimarı kılmayı hedefleyen bu programı, çok kıymetli. Düşünün; bir hukuk öğrencisi sadece kanun öğrenmiyor, yanına yapay zekâ etiği veya veri güvenliği sertifikası ekliyor. İletişimci, diplomasının yanına dijital içerik üretimi rozeti iliştiriyor. Üstelik bu kazanımlar, blokzincir altyapısıyla LinkedIn gibi profesyonel ağlarda saniyeler içinde doğrulanabilen dijital rozetlere dönüşüyormuş. Ayrıca, bu kısa süreli, beceri odaklı eğitimler transkript belgesine işleniyor ve öğrenciye erken mezuniyet kapısını da aralıyormuş.
Anadolu Üniversitesi, yükseköğretimde tek tip öğrenci yetiştirme devrini kapatıp, yaşam boyu öğrenme modeliyle
ezbere dayalı eğitimi aşarak beceri odaklı eğitim anlayışını uygulamaya başlamış. Kutlarız...
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.