
Almanca dili ve edebiyatına aşina olmaya başlayanlara ilk okutulan yazarlardan biri Stefan Zweig’tır… “İnsanlığın Yıldızının Parladığı Anlar” (Sternstunden der Menschheit), yazarın beni en etkileyen kitaplarından biri olmuştur… 14 kişi ve olayı inceleyen Zweig’ın eserinde “Bizans’ın Fethi” ,“Tolstoy: Tanrıya Sığınış”, “Scott: Güney Kutbu İçin Mücadele”, “Lenin: Mühürlü Tren”, “Cicero”, “Wilson’ın Başarısızlığı” gibi bölümler var.
O kitabı okuduktan sonra sık sık kendi kendime sormuşumdur: “Peki benim yıldızımın parladığı anlar”… Hepsini yazmayı (özel alana fazla dalmamak adına) ileri bir tarihe bırakarak burada 5 tanesinden söz edeceğim:
1. 1978’de Milliyet gazetesinde iletişim mesleğine ilk adım attığım gün ve sonrası,
2. 2000’de Bersay İletişim Danışmanlığının 10. yılı kutlama programına katılan Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in konuşması,
3. 2010’da Bersay’ın 20. yıl kutlamalarına katılan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün konuşması,
4. 2018’de İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ergun Yolcu’nun, İstanbul Üniversitesi Rektörü Mahmut Ak’ın ve dönemin Hazine ve Maliye Bakanı Dr. Berat Albayrak’ın şahsıma “Meslekte 40. yıl Beratı” takdim etmeleri ve nihayet,
5. Eskişehir Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Barış Kılınç ile Rektör Hocamız Prof. Dr. Yusuf Adıgüzel’in kendileriyle birlikte iki gün önce açılışını yaptığımız Fakülte Kütüphanesindeki “Ali Saydam Kitaplığı”. Bu vesileyle Eskişehir İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Erhan Demir ve maiyetiyle Anadolu Üniversitesinin kıymetli hocalarının önünde, iletişimin evrensel ve millî boyutlarını anlatmaya çalıştığım konferans…
Anadolu Üniversitesinin bendeki yeri çok özeldir… Örgün öğretimde 22 bin 500, açık öğretimde ise 873 bin 513 öğrencisine eğitim hizmeti verir… İletişimin tıpkı ‘tıp’ gibi uygulamalı bir bilim alanı olduğu tezini savunan hocalarımız, işin pratiği ile hep yakın temas ve üretim ilişkisinde olmaya çaba harcarlar…
İletişim Fakültesinin yeniden yapılandırılan Kütüphanesinde 7.337 kitap bulunmaktaymış. Biz de 3.600 mesleki kitap bağışlama şansı elde ettik. Kitaplığı günün ve üniversitenin ihtiyaçları doğrultusunda her ay yeni alımlarla sürekli canlı tutma sözü de verdik…
İnancımıza göre ‘Merak, Ciddiyet, Derinlik’ üçlüsünün var olduğu her yerde ‘Ruh, Düşünce, Beden’ de kaçınılmaz olarak tekâmül eder…
Hocalarımıza şükran borçluyuz…
Eskişehir yolunda, e-postalarımızı kontrol ederken üç basın bülteni özellikle soru işaretleri bıraktı önümüze… Üçü de farklı pencerelerden baksa da aslında tek bir hakikatin altını çiziyordu: ‘Dijitalleşme, bir ‘amaç’ değil, doğru yönetilmesi gereken devasa bir ‘araçlar manzumesi’. Eğer doğru okuyamazsak, elimizde kalacak tek şeyin ‘hayal kırıklığı ve maliyet artışı’ olduğuysa gün gibi aşikâr…
Yapay zekâ destekli performans ve yetenek yönetimi çözümleri geliştirdiği ifade edilen F4e’nin Türkiye Genel Müdürü Bahar Tamer, bültende şöyle demiş: “Dijital projeler beklenen verimi yaratmıyor”. Çünkü çoğu kurum, dijitalleşmeyi sadece ‘teknoloji satın almak’ sanıyormuş. Tamer’e göre “Ruhu olmayan, iş süreçlerine entegre edilmemiş her yazılım, rafa kaldırılmaya mahkûm birer fantezi”.
Toplum Çalışmaları Enstitüsü (TÇE) tarafından yayınlanan “Dijital Reklamcılık Raporu” ise ülkemizdeki dijital pazarın büyümesine odaklanmış. Toplam medya ve reklam yatırımlarının 253,6 milyar TL’lik pazara ulaştığı ve dijital mecraların bu pazarın yüzde 72,4’ünü ele geçirdiği vurgulanıyor. Bizce net bir ekonomik eksen kaymasına işaret eden bu rakamlar; geleneksel medya devlerini, konvansiyonel televizyon yayıncılarını, klasik reklam ve PR ajanslarını, perakende mağazaları ve burada çalışanlar ile finans ve bankacılık sektörlerini tehdit ediyormuş. Ancak, bu tehdidin kurumun varlığına değil, eski çalışma yöntemlerine yönelik olduğunu tespit etmekte yarar var.
TÇE’nin açıklamasına göre “Google ve Apple gibi devlerin uygulama mağazalarındaki tahakkümü, dijital reklamcılıkta oluşan o devasa yoğunlaşma, Türkiye ekonomisi için ciddi bir kaynak transferi ve sürdürülebilirlik sorunu yaratıyor”.
Yani kendi sahamızda, başkasının kurallarıyla oynamanın bedelini ödüyoruz.
Siber güvenlik alanında faaliyet gösteren WatchGuard Technologies tarafından yayınlanan 2025 yılının ikinci yarısına ait “İnternet Güvenliği Raporu” ise madalyonun karanlık yüzünü fısıldıyor: Siber saldırganlar artık daha gizli, daha profesyonelmiş.
Geleneksel kale duvarları artık hükmünü yitirmiş. Yapay zekâ destekli bütünleşik bir güvenlik mimarisi kuramayanlar ise dijital dünyanın “açık hedefi” hâline geliyorlar.
Her zaman altını çizdiğimiz gibi; yukarıda üç haberi, meseleyi sadece ‘Madde’ (teknik veri) boyutunda ele alırsak, ‘Düşünce’ (strateji) ve ‘Duygu’ (insani bağ/algı) eksenlerini ıskalarız.
Eğer biz bu açıklamalardaki uyarıları ‘Veri-Enformasyon-Bilgi-Bilgelik’ içinde değerlendirmezsek, dijitalleşmeyi sadece ‘hızlı koşmak’ sanırız. Oysa nereye gittiğini bilmedikten sonra hızlı koşmanın kime ne faydası var?
Veri her yerde olabilir. Ancak insan-ı kâmil noktasında ‘bilgelik’ kolay erişilebilen bir menzil değildir. Dijital reklamcılığın yarattığı maliyeti görüp (enformasyon), buna karşı yerli ve millî çözümler üretme stratejisini kurmak (bilgi) ve bu süreci siber güvenlik duvarlarıyla örerek insanın huzurunu korumak (bilgelik) zorundayız.
Aksi takdirde, dijitalleşme bizi profesyonel saldırganların ve küresel platformların ‘verimli birer kölesi’ hâline getirecek.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.