CHP bu ‘kaos’tan çıkmalı…

04:0026/05/2026, Salı
G: 26/05/2026, Salı
Ali Saydam

En son söylenecek sözü baştan edelim, kaybediyoruz… CHP’nin ‘mutlak butlan’ kararına verdiği tepki, vermediği tepki, işin karmaşası, müphemiyeti, Türkiye demokrasisine, hepimize kaybettiriyor… “Türkiye artık bölgeler arası değil, bölgeler üstü (überregional) güç hâline gelmiştir” tespitinde bulunan Der Spiegel dergisi, yaşanan bu CHP rezaletinden sonra diyor ki: “Türk resmi makamları muhalefet merkezini boşalttırıyor”… Euronews, “Türk polisi, CHP genel merkezine girmek için göz yaşartıcı gaz kullandı.”

En son söylenecek sözü baştan edelim, kaybediyoruz… CHP’nin ‘mutlak butlan’ kararına verdiği tepki, vermediği tepki, işin karmaşası, müphemiyeti, Türkiye demokrasisine, hepimize kaybettiriyor…

“Türkiye artık bölgeler arası değil, bölgeler üstü (überregional) güç hâline gelmiştir” tespitinde bulunan Der Spiegel dergisi, yaşanan bu CHP rezaletinden sonra diyor ki: “Türk resmi makamları muhalefet merkezini boşalttırıyor”…

Euronews, “Türk polisi, CHP genel merkezine girmek için göz yaşartıcı gaz kullandı.” BBC “Liderlerin görevden alınmasının ardından Türk çevik kuvvet polisi muhalefet ofislerine baskın düzenledi.” Bunlar da artık klasikleşen dış basın haberleri ve yine gerçeğin ‘parça buçuğuna’ yer vererek algılamayı çıkarları yönünde belirlemek için atılan klişe başlıklar…Türkiye’nin, ‘soft power index-yumuşak güç endeksi’ (itibarı) bu yolla olumsuz yönde etkilenmektedir.

İsabeti kadar, toplumsal nabzı tutma konusundaki hızı nedeniyle de takip ettiğimiz AREDA Survey, “CHP Mutlak Butlan Kararına Yönelik Gündem Araştırması”nı yayınlamış… Çalışma, Türkiye genelini temsil ediyor…

Parti seçmenleri nezdinde neredeyse kusursuz(!) bir yarılma, kutuplaşma söz konusu… Ortadan ikiye bölünen karpuz efekti denilen türden…

Mahkeme’nin CHP kurultayına yönelik “mutlak butlan” kararını doğru bulanların oranı yüzde 51,9, yanlış bulanların oranı ise yüzde 48,1 imiş… Seçmen kırılımlarına bakıldığında, ‘kime göre doğru’ ya da ‘yanlış’ olduğu çok net anlaşılıyor:

AK Parti (%91,8) ve MHP (%97,4) seçmeninin neredeyse tamamı kararı ‘doğru’ olarak yorumlamış… Buna karşın CHP (%98,3) ve İYİ Parti (%92,1) seçmeninin de yine neredeyse tamamı ‘yanlış’ demiş…

Bu denli keskin ve kuvvetli sonuçlar, algılama boyutunda bize şu yorumu yapmak için zemin sunarlar: Burada hukuk konuşulmamakta, tartışılmamaktadır; Mahkeme Kararı’na ilişkin algı, siyasi aidiyetler tarafından şekillendirilmektedir…

Araştırma biraz daha derine inerek Mahkeme Kararı’nı sadece bugün değil, genel olarak gündemimizdeki tartışmaların odağındaki kavramlarla sınamış, “hukuki mi, siyasi mi” diye sormuş… Toplumun yüzde 50,2’si “hukuki” demiş, yüzde 35,2’si “siyasi” bulmuş, yüzde 14,6’sı ise “ikisi de” cevabını vermiş.

Peki bu ne demek?.. Türkiye’de adalet sistemine, hukukun üstünlüğü ilkesinin işlediğine güven, son derece sorunlu… Yukarıdaki kırılımlar, bu güveni etkileyen en önemli unsurun hakikatten çok, realite (gerçeklik), yani siyasi partilerin ‘seçmen algısını nasıl yönlendirdikleri’ olduğunun altını çiziyor…

Araştırmadaki kritik bir bölüm de “CHP yönetimi nasıl hareket etmeli?” sorusu… Verilen yanıtlarda genel kamuoyu yüzde 49,2 oranında “Karara uymalı” derken, CHP seçmeninin yüzde 54’ü “Olağanüstü kurultaya gitmeli”, yüzde 44,1’i ise “Hukuki mücadele vermeli” görüşündeymiş... 

İlk soruyu hatırlayalım: CHP seçmeninin neredeyse ‘tamamı’ kararı yanlış buluyordu. Yine de CHP seçmeninin yarısının karara uyulmasını istediği, geri kalanının da hukuk çerçevesinde bir çözümden yana olduğu ‘kritik’ diye işaret ettiğimiz sorudan anlaşılıyor. Vandalist ve militan yaklaşımı tabanda savunan yok. Bu durum iletişimin hakikat değil, gerçeklik üzerinden yönetildiğinin bir başka kanıtı.

Kavramsal düzlemde hakikat ile gerçeklik birbirine karıştırılıyor, kimin ne yapacağı belli değil (bu nedenle de televizyonlardaki yorumculara ancak ‘tahminleri’ sorulabiliyor); hakikate dair her bir verinin içi boşaltılıyor, güvensizlik büyütülüyor; süreç tutarsızlık, istikrarsızlık ve belki de en önemlisi olan müphemiyete teslim ediliyor…

CHP birbirine girmiş… Dışarıdakiler “arınalım” diye tepiniyor, ortalığı pislik götürüyor, demeye getiriyor… Suç örgütü kurmak ve yönetmek, rüşvet almak, irtikap, ihaleye fesat karıştırmak, nitelikli dolandırıcılık ve kişisel verileri hukuka aykırı kaydetmek suçlarından yargılanan Ekrem İmamoğlu da kalkıp Kılıçdaroğlu’na, “Darbeci, yargı kolları başkanı, kukla ve dahili bedhah kayyım!” diyebiliyor. İletişim alanı bomboş, kim doldurmaya niyetliyse, onun emrine amade…

Özgür Özel hükûmeti suçluyor, polis müdahalesi üzerinden söylem üretiyor… Maddi müşevvik sağlanmış, MASAK raporları varmış, hakikat neymiş, umurunda değil…

Bu kaos ortamında, bunca karmaşa içinde kesin bazı şeyler de var elbette…

Kemal Kılıçdaroğlu, net açıklamalar yapmadıkça, meseleyi stratejik iletişim boyutuyla ele almadıkça, kaybediyor… Demokrasi kaybediyor, Türkiye itibar kaybediyor, hepimiz kaybediyoruz… Onun için geç kalmadan, CHP bu kaostan çıkmalı…

CHP’nin üçüncü bir seçeneği ortaya çıkaramayacağını düşünmek abesle iştigal olur. Tüm tarafların hasarlı olduğu bir ortamda, iki tarafa da düdük çalacak, CHP’yi ‘fabrika ayarlarına’ döndürecek, çelişkileri itidal, sükûnet ve suhuletle çözecek, ülkenin gelecek tasarımına yönelik sağlam vizyon ve politikalar ortaya koyacak bir lider herkesi rahatlatır.

“Bölüşürsek tok oluruz, bölünürsek yok oluruz”

Bayramlar, toplumsal hafızamızın en taze, en diri kalan sayfaları... ‘Ben’ duvarlarını yıkıp yeniden ‘biz’ diyebilmenin mucizevi eşiği olan bayramlar içinde Kurban Bayramı’nın yeri bir başkadır. Samimi ve ‘bir’ olmanın en güzel tezahürü kurban, değerlerin, paylaşmanın muazzam ve birleştirici gücünü de simgeler.

İçinde bulunduğumuz her türden çelişkiyi bayram sabahı arkamızda bırakalım. TRT’nin Yunus Emre dizisindeki slogan gibi; “Bölüşürsek tok oluruz, bölünürsek yok oluruz.”

İyi bayramlar.

#CHP
#Siyaset
#Ali Saydam