CHP’de ‘anlam kayması’…

04:002/06/2026, Salı
G: 2/06/2026, Salı
Ali Saydam

Ana muhalefet siyaseti, bir süredir Türk masallarının girizgâhını andıran döngünün içinde: “Az gitmişler, uz gitmişler, dere tepe düz gitmişler. Dönüp arkalarına bakmışlar ki, bir arpa boyu yol gitmişler...” Hukuki, siyasi ve pekâlâ iletişim açısından yaşanan kaosun temelinde derin bir problemin yattığı tespit edilebilir: Mana Yönetimi Krizi. Bir kere, hukuken ne kadar haklı olursanız olun, eğer algıyı yönetemiyorsanız o haklılığın altında ezilebilirsiniz. Ayrıca, son yıllarda akademik dünyada tartışılan

Ana muhalefet siyaseti, bir süredir Türk masallarının girizgâhını andıran döngünün içinde: “Az gitmişler, uz gitmişler, dere tepe düz gitmişler. Dönüp arkalarına bakmışlar ki, bir arpa boyu yol gitmişler...”

Hukuki, siyasi ve pekâlâ iletişim açısından yaşanan kaosun temelinde derin bir problemin yattığı tespit edilebilir: Mana Yönetimi Krizi.

Bir kere, hukuken ne kadar haklı olursanız olun, eğer algıyı yönetemiyorsanız o haklılığın altında ezilebilirsiniz. Ayrıca, son yıllarda akademik dünyada tartışılan “Koordineli Anlam Yönetimi” (Coordinated Management of Meaning) kavramı burada da gündemdedir. Kısaca mana yönetimi (Bkz. Simon Sinek, Reason of Existence) diyebileceğimiz alanda bir kayma yaşanıyorsa, o yapının acilen fabrika -default- ayarlarına dönmesi yerinde olur.

Bugün sokağa çıkıp “CHP denince aklınıza ilk ne geliyor?” diye sorulsa, alınacak yanıt hiçbir gerçek CHP’liyi tatmin etmeyebilir. CHP, kurucu manasından uzaklaşmış, hukuki ve siyasi bir kaos sarmalına sürüklenmiş gibi gözükmekte. (Bkz. Kılıçdaroğlu’nun kitlelerden özür dilediği itirafları).

Bu kaos ortamında CHP’de kapışan iki yöneticinin siyasi iletişim performanslarına bakıldığında ise ciddi hatalara rastlamak mümkün.

Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na sormazlar mı, “Öz eleştiri yapmak neden aklınıza bu kadar geç geldi?”, “Ortaya attığınız FETÖ, hain, pavyon masası türü suçlamaların altını doldurmaz, isim ve kanıt getirmezseniz, bunlar size ‘yol, su, elektrik’ olarak geri dönmez mi?”

Sayın Özel’in de iletişim konusunda âdeta yatacak yeri yok. Hakkında şaibeler, yürüyen davalar olan belediye başkanları ve yöneticiler için “Bütün şahsi namusumla kefilim” diyerek keskin bir hüküm cümlesi kurmak, bir siyasetçi için son derece tehlikeli bir taahhüt değil midir?

Ayrıca, mahkeme kararlarını “Yok hükmündedir, tanımıyorum, beni buradan polis çıkarsın” demek, siyaset üstü tutulması gereken Anıtkabir’e protesto yürüyüşü düzenlemek, kabrin önünde cebinden çıkarttığı, üstünde “Özgür Özel-Genel Başkan” yazan bandı zorla çelenge yapıştırmaya çalışmak, 1968 kuşağının o militan ve vandalist siyaset tarzını hatırlatıyor.

Hukuk devleti kuralları ve kanunlar gün gelir herkese lazım olur. Devletin kolluk güçleriyle karşı karşıya gelme senaryosunu âdeta bilerek provoke etmek, siyasi olgunluktan uzak, ergen tavırlı bir iletişim hatası değilse, nedir?

Siyasi tarih, bu tür içinden çıkılamaz kördüğümler oluştuğunda sistemin her zaman bir “Üçüncü Yol” ürettiğini gösterir. CHP, eğer o kaybettiği ‘manasını’ yeniden bulmak istiyorsa, yeni bir vizyonla, yeni bir lider çıkarabilmelidir.

Yapay zekâya evet, körelmeye hayır

Spotify’da dolaşırken birden karşıma çıktı. Uzun zamandır ruh ikizim diyebileceğim bir sanatçıya rastlayamıyordum. Hani şöyle, Oystein Sevag gibi, Ludovico Einaudi, Adam Hurst, Eleni Karaindrou, Max Richter, Sezen Aksu (Onno Tunç yılları), Karsu, Selahattin Pınar gibi…

Duyunca birden heyecanlandım. Sanatçının adı ReinaRi idi… İçim gitti. Vakit kaybetmeden eşimle paylaştım. O ise hemen uyandı: “Yahu bu yapay zekâ işi olmasın!”

Bir araştırdım, olay yapay zekânın dibi. Büyük düş kırıklığı…

Sonra tartışma… Ortaya çıkan ürün yapay zekâ işi idi, o nedenle tabii ki ruh ikizim olamazdı. Ancak söz konusu ürünü ortaya çıkaran her kimse, o kişi benim ruh ikizim olamaz mıydı? Bal gibi olabilirdi. Bu olay, yapay zekâya bakışımı kökünden değiştirdi. Onu, toptan olumsuzlamaktan vazgeçtim.

Gelelim verilere… Yerli tüketici elektroniği markası General Mobile imzalı bültende belirtildiği üzere, Türkiye’de her beş kişiden biri yapay zekâ uygulamalarını kullanırken 16-24 yaş grubundaki gençlerin yüzde 40’ı yapay zekâdan aktif olarak yararlanıyormuş.

General Mobile, yeni 5G işlemcili modelleriyle “GM AI” adıyla bir tür ‘asistanı’ hayatımıza yerleştirmeye hazırlanıyormuş. Bu asistan; mesajlardan e-postalara kadar her şeyi yazıp düzenliyor, görüşmeleri otomatik olarak özetliyor ve mükemmellik adına nesneleri silerek çizimleri sanata dönüştürüyormuş.

GM AI, aynı zamanda matematik öğretmenliği de yapabiliyor, soru fotoğrafının paylaşılması ile anında detaylı çözümler üretiyormuş.

Pek çok şeyde olduğu gibi burada da ‘Pro ve Kontralar’ var. Tabii ki, yukarıda belirttiğimiz gibi bu üstün teknolojinin ‘kim’ tarafından ve ‘ne için’ kullanıldığı esas belirleyendir. Ancak bu kolaylıkların eğitim felsefesini ne hâle getireceği düşünülmesi gereken bir soru değil mi? Cebindeki telefona fotoğraf göstererek cevaba zahmetsizce ulaşan çocuk, problem çözme yeteneğini nasıl geliştirebilir?

Kendi aklını ve dilini doğru kullanmaktan uzak, yapay zekâya sıkışmış bir nesil yetiştirme riskini ne yapacağız? Kusursuzluk algısı üzerine kurulu bu dünya, yaratıcılığın temeli olan ‘çabalama ve hata yapma’ sürecini yok etmez mi? Dinleme, odaklanma, not alma gibi temel insani refleksler bu asistana devredildiğinde, insan hafızası nasıl beslenir, güçlenir?

Yerli bir markanın küresel rekabette yapay zekâ yatırımı yapması değerlidir… Ancak insanı, özellikle de gençleri ‘köreltme potansiyeli’ni artıracak durumlara dikkat edilmeli ve teknolojinin sınırı çok iyi çizilmeli…

İşte bizce GM AI’ın önündeki fırsat da burada gizli. Bir tür konu yönetimi çerçevesinde kim, nasıl, ne için sorularını araştırma ve tartışmaya sunmak insan tekamülünün tehdit altında kalmasını engellemek için yollar önermek, markaya ciddi bir yumuşak güç (soft power) avantajı sağlayabilir.



#CHP
#Ali Saydam
#Siyaset