
Orta Doğu’nun barut kokusuna bu kez dijital dünyanın mermileri eşlik ediyor. Havadaki ve patlayan füze görüntüleri, “Demir Kubbe delindi mi, delinmedi mi’” tartışmaları en büyük gündemimiz. Bir de dijital dünyada dolaşıma sokulan yalan, dolan…
Günümüz savaşları, naklen yayınlanan ‘kurmaca filmler’ gibiler. Savaş çıkmadan, fragmanlar dijital platformlara düşüyor. Önce Instagram, X, YouTube, TikTok’ta savaş davulları çalınıyor…
Gelin bu filmi bir de ‘Algı Yönetimi’ sahnesinde seyredelim.
Kendini ‘dünyanın sahibi’ gibi gören ABD ve yıllardır başarıyla yürüttüğü ‘mağduriyet’ masalının üzerine Vadedilmiş Topraklar hayalini inşa etmeye çalışan İsrail; bu ikiliye kafa tutan, güçlüyü oynayan İran filmimizin görünen aktörleri. Bir de görünmeyenler var; AB, Rusya, Çin gibi… Her an başaktör olarak hazır tutulmaya çalışılan, üzerine oynanmak istenen Türkiye ise bir denge unsuru.
ABD Başkanı Donald Trump, diplomasi masalarını devirip ‘dijital kürsü’ye geçtiğinden beri dezenformasyon tavan yapmış durumda. İran’a yönelik “Çok geç! Her şeyleri yok edildi!” şeklindeki, gerçeği kendi çıkarına göre eğip büken mesajları, kendi kurduğu sosyal medya platformu olan Truth Social hesabından dünyaya yayılıyor... Sahadaki askerî, siyasi ya da diplomatik verilerle desteklenmeyen bu mesajlar, izletilmek zorunda bırakıldığımız filmin türünü de belirliyor: ‘psikolojik dijital harp’…
ABD’nin Orta Doğu’daki en üst düzey komutanı Amiral Brad Cooper da “İran’ın füze fırlatma rampalarının dört günde yüzde 86 oranında azaltıldığı” yalanını ortaya bırakıverdi…
Sonuç?
Bizdekilerin büyük bir kısmı dahil, dünya medyasının CIA, NSA ve Beyaz Saray üretimi dezenformasyon unsurlarının borazanı hâline gelmesi… Bu borazan vasıtasıyla insani krizlerin, bölgesel risklerin ve kamuoyu duyarlılığının yalanlarla yönlendirilmeye çalışılması…
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, sosyal medyanın yeni bir “savaş aracı” olduğunu savunarak yayınladığı video mesajlarda doğrudan İran halkına seslenmeyi ihmal etmiyor. “Kendi kaderinizi elinize alın” sözleriyle, İran’da bir de ‘iç savaş’ tetiklemeye çalışıyor…
Bunca silaha, dijital donanıma rağmen temel sorun aşılamıyor: İnandırıcılık; iletişim terminolojisindeki kullanımıyla ‘ikna’… İkna konusunda kuram bize şunu söylüyor: Hedef kitleyi ‘ikna’ edebilmenin yolu; yaratılacak ‘güven’ temelinde oluşturulacak ‘vaat’ ve ‘iddia’dan geçiyor. Güven oluşturamazsanız ikna etmeyi unutun… İşte Netanyahu’nun provokasyonlarının başarısızlığının anahtarı da burada yatıyor…
İşte kendi çıkarı için çocukları öldürme cüreti göstermesi suç karnesindeki eylemlerden yalnızca biri olan Netanyahu’nun, “demokrasi ve özgürlük” temalı dijital söyleminin etkili olamayışının nedeni de budur…
Ülkemizin millî bağımsızlığını her zaman odakta tutarken dış politikada haysiyetli duruşuyla dünyaya diplomasi dersi veren Cumhurbaşkanı Erdoğan, siber güvenlik ve dijital savaş karşısında da yine en ‘sağlam’ duruşu sergiliyor: “Bölgemizi ve insanlığı ilgilendiren meselelerde asla tarafsız değiliz. Biz sulhun tarafındayız, adaletin tarafındayız. Hakikat neyi gerektiriyorsa, vicdanımız bize neyi emrediyorsa onu yapmaya devam edeceğiz.”
İşte güven de bu ikisi yan yana gelirse oluşuyor: Hakikat ve Vicdan…
Bugün 8 Mart Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle ‘feminizm’den söz edelim… Elbette hak arayışına, adalete, kadınlarımızın toplumdaki o sarsılmaz yerinin gündem edilmesine diyecek tek kelimemiz olamaz… Ancak konu bundan ibaret değil…
Batı dünyası kadını bir ‘iletişim objesi’ hâline getirmekte pek maharetli. Kendi dünyalarında doğru bir yol da izledikleri söylenebilir… Neticede iletişim evrensel bir pratik değildir, yerel kültür ve değerlerden bağımsız düşünülemez…
Batı, sanayi devriminden bu yana kadını erkekleştirmeye çalışarak bir ‘eşitlik illüzyonu’ peşinde. Bizim fıtratımızda ise konu, ‘eşitlik’ değil, ‘eşlik’ meselesidir. Bu nedenle Batı’da ‘tutan’ söylemler, bize geldiğinde küçük bir gruptan fazlasına hitap edemez. Batı’nın deyim yerindeyse eşitlik kavramıyla ‘tektipleştirerek’ hizalamaya çalıştığı kadın ve erkek, bizim inanç sistemimizde farklılıkları, birbirlerini tamamlamaları, desteklemeleriyle en ideal ‘eşlik’ seviyesine ulaşabilme yeteneğine sahiptir.
Bizde, eşitlik adı altında da olsa, toplumsal zeminde kadının erkekleştirilmesi gibi algılanan bir yaklaşım sahiplenilemez. Çünkü bizim için asıl değer vicdandır, adalettir…
Bugün Anglosakson kültürü etkisindeki reklam ajanslarının müşterilerine milyon dolarlar harcatarak oluşturmaya çalıştığı “kadına saygı”, bizim zaten özümüzde var. Peygamber Efendimiz’in o muazzam tespiti, tarihin gördüğü en büyük ‘itibar yönetimi’ cümlesi değil mi: “Cennet anaların ayakları altındadır.”
Batı’nın kadını vitrine koyarak uyguladığı ‘algı yönetimi’ne karşılık bizim fıtratımız kadını kalbe koyarak ‘değer yönetimi’ni gerekli kılar. Mevlânâ Hazretleri, “O, sanki yaratılmış değil, yaratıcıdır” diyerek meseleyi bir cinsiyet tartışmasından çıkarıp ilahi bir mertebeye taşır.
Binlerce yıllık birikimiyle kadını baş tacı eden, onu incitmemeyi ‘edep’ sayan bir ‘yerli yaklaşım’ ruhumuza çok daha yakın değil mi?
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.