Üniversiteler kimindir?

04:0016/02/2026, Pazartesi
G: 16/02/2026, Pazartesi
Aydın Ünal

Boğaziçi Üniversitesi son birkaç yıldır sıkça Türkiye gündemine geliyor. Elbette bilimsel başarılarıyla değil. Akademisyenlerin bir kısmı, arkalarına da öğrencilerin bir kısmını alarak, rektör atamalarına ve rektörün küçük büyük tasarruflarına karşı eylem yapıyorlar. En son, bazı öğrenci kulüp odalarının bir yerden başka bir yere taşınması kararı protesto edildi. Cumhurbaşkanı Erdoğan cuma günü Boğaziçi Üniversitesine giderek kız ve erkek öğrenci yurtlarının açılışını yaptı. Cumhurbaşkanı, Boğaziçi

Boğaziçi Üniversitesi son birkaç yıldır sıkça Türkiye gündemine geliyor. Elbette bilimsel başarılarıyla değil. Akademisyenlerin bir kısmı, arkalarına da öğrencilerin bir kısmını alarak, rektör atamalarına ve rektörün küçük büyük tasarruflarına karşı eylem yapıyorlar. En son, bazı öğrenci kulüp odalarının bir yerden başka bir yere taşınması kararı protesto edildi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan cuma günü Boğaziçi Üniversitesine giderek kız ve erkek öğrenci yurtlarının açılışını yaptı. Cumhurbaşkanı, Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri tarafından büyük coşkuyla karşılandı. Buna karşın, o “bir kısım öğrenci” Erdoğan’ın ziyaretini protesto ettiler ve yıllardır değişmeyen o sloganı tekrar duyduk: “Üniversiteler Bizimdir!”

Sahi kimindir bu üniversiteler?

1988 yılında, Ankara Merkez İmam Hatip Lisesi mezunu 18 yaşında bir genç olarak ODTÜ’ye girdiğimde gerçekten çok yabancı bir manzarayla karşılaşmış, epeyce bocalamıştım. ODTÜ ortamı, lisedeki, mahallemizdeki, semtimizdeki ortama, arkadaşlarımızı ziyarete gittiğimizde gördüğümüz Ankara’daki diğer üniversite ortamlarına hiç benzemiyordu. “Başkalarının” ortamında olduğunuzu iliklerinize kadar hissediyordunuz. 20 bin civarı öğrencisi olan ODTÜ’de “dindar” öğrenci sayısı son derece azdı. Kampüsün güney ucundaki camide cuma namazı kılan Fetullahçı öğrencileri ve personeli çıkardığınızda neredeyse geriye bir avuç öğrenci kalıyordu. Kütüphane altındaki küçük mescit vakit namazları için yeterli geliyordu.

Ancak 1988 yılında ODTÜ’nün Hazırlık kısmında gözle görülür bir değişim vardı. 20 kişilik sınıfta, geçtiğimiz yıllarda Rahmet-i Rahman’a uğurladığımız Şükrü Utku kardeşimle birlikte iki imam hatipliydik. Hemen her sınıfta imam hatip mezunları, dindar öğrenciler, başörtülü öğrenciler vardı. Kalorifer dairesi içindeki 20 kişinin sığabildiği Hazırlık Mescidi dolup taşıyor, kapısında sıra bekliyorduk. Mescit kız öğrencilere kapatıldığında ya da saat sınırlaması getirildiğinde eylem yapacak özgüvenimiz bile vardı.

90’lı yıllarda ODTÜ’nün çehresi gözle görülür şekilde değişmeye başladı. Mescitler yetersiz kaldı, Fizik Bölümü’ndeki Üçlü Amfi’de namaz kılınması tartışmalara yol açtı. Sadece ODTÜ’ye değil, Türkiye’nin tüm üniversitelerine sel gibi dindar genç akımı vardı.

Yoksul halk çocuklarının sınavları, barajları, katsayıları aşarak üniversitelere akın etmesi, mezun olup önemli görevler üstlenmesi statükoyu, babadan oğula-kıza geçen imtiyaz sistemini, hanedanlığı sarsmaya başlamıştı. Zengin ailelerin çocukları her türlü imkana rağmen sınavlarda dökülürken, gariban çiftçinin, kapıcının, marangozun, esnafın çocukları en iyi bölümlere yerleşiyordu. Gerçi, Ekrem İmamoğlu örneğinde olduğu gibi, zengin yolunu bulup parasıyla yine sınavsız iyi bölümlere paraşütle atlasa da yoksul karşısında çoğunluğunu yavaş yavaş yitiriyordu. 28 Şubat darbesinin en temel sebeplerinden biri de buydu: Anadolu’nun merkeze akmasını önlemek için, TÜSİAD aklıyla, başörtüsü yasağını tavizsiz uyguladılar, sonra katsayı yasağıyla imam hatip ve meslek lisesi öğrencilerini engellemeye yeltendiler. (Bu görüşlerimi bir mecrada yazmış, yazımı Yeni Şafak alıntılamış, o dönem “MGK’ya hakaret” iddiasıyla yargılanmıştım.)

Engellerin faydası olmadı; Anadolu, bir yolunu buldu, çocuklarını okuttu. 2003 yılında AK Parti iktidarıyla birlikte üniversitelerde manzara daha köklü şekilde değişmeye başladı. Bu kez “pozitif ayrımcılık” Anadolu’nun gariban çocukları için uygulandı. 76 olan üniversite sayısı 208’e; 70 bin olan akademik personel sayısı 187 bine ulaştı. Üniversiteler birilerinin “özel mülkü” olmaktan çıktı, gerçek sahibine, halka iade edildi.

Kimse Anadolu’daki üniversiteleri “taşra üniversitesi” deyip aşağılamasın; bir başlangıçtır, iyiye gidecektir, şu anda bile, özellikle sosyal bilimlerde bu üniversitelerden harika işler çıkıyor.

Statükonun, hanedanlığın, seçkinciliğin, çete-mafyavari örgütlenmelerin “son kaleleri” olan ODTÜ ve Boğaziçi’nde de doku tamamen değişti. Çirkeflik yapmıyor, bağırmıyor, gürültü koparmıyorlar diye kimse bu üniversitelerde dindar öğrencilerin azınlıkta olduğunu sanmasın. Kendisini seçilmiş, doğuştan aydınlanmış, allame-i cihan gören kibir abideleri slogan atarak yerlerinde sayarken Anadolu çocukları sessiz sedasız ders çalışıyor, mezun oluyor, sosyal dokuyu dönüştürüyor, bilim dünyasına nüfuz ediyor ve artık Türkiye’nin ve dünyanın küresel ölçekli projelerinde görevler alıyorlar.

Daha önce Türkiye’de sermaye yapısının el değiştirdiğini yazmıştım; aynı durum üniversiteler için de geçerli: Üniversitelerde tekel çoktan kırıldı. Kendisini hem ülkenin hem de üniversitelerin yegâne sahibi gören şımarık kesimin nesli tükenme aşamasına geldi. Sol maskeli faşizm üniversitelerde gücünü yitirdi.

Üniversiteler artık halkındır, buna da alışsanız iyi edersiniz.

#Üniversite
#Siyaset
#Aydın Ünal