Suriye anlaşması Kürtler açısından lanet mi nimet mi?

04:0026/01/2026, Pazartesi
G: 26/01/2026, Pazartesi
Ayşe Böhürler

Dünya değişik formlar alırken çok çok uzun süren, nesiller boyu pek çok acıya sebep olan bir meselenin ülkemiz ve coğrafyamızdaki tüm halklar menfaatine müzakere masasında çözülmesini yüzyılın en önemli gelişmesi bulduğumu söylemek isterim. Ölümü değil hayatı ve yaşamı güçlendirmeyi hep birlikte tercih ettiysek eğer, birbirimizden esirgemeyeceğimiz en önemli şey şefkat dili olmalı. Bu çerçevede yüzyılın ülkemiz için en önemli meselesini sulh yoluyla çözen Cumhurbaşkanımızı çarşamba günü grup toplantısını

Dünya değişik formlar alırken çok çok uzun süren, nesiller boyu pek çok acıya sebep olan bir meselenin ülkemiz ve coğrafyamızdaki tüm halklar menfaatine müzakere masasında çözülmesini yüzyılın en önemli gelişmesi bulduğumu söylemek isterim. Ölümü değil hayatı ve yaşamı güçlendirmeyi hep birlikte tercih ettiysek eğer, birbirimizden esirgemeyeceğimiz en önemli şey şefkat dili olmalı. Bu çerçevede yüzyılın ülkemiz için en önemli meselesini sulh yoluyla çözen Cumhurbaşkanımızı çarşamba günü grup toplantısını dinlerken bu yazı zihnimde şekillendi. Cumhurbaşkanımızın konuşmasındaki şefkatli hassasiyet, barışa ve kardeşliğe katkı sağlama noktasında hepimizi sorumlu tuttuğunu gösteriyordu. Haysiyetli ve onurlu bir dil kullanmaya çağırıyor ve örnek oluyordu. Bu çerçevede hem konuşmanın hem de olan bitenin matematiğini ve ruhunu şöyle özetlemek isterim.

***

YPG/PYD markasıyla 2011’den bu yana siyasi hayatımıza girmiş ve içinde belirleyici sayıda PKK unsuru taşıyan Suriye Silahlı Kürt güçlerinin merkezi hükümete entegre olmayı reddetmesiyle başlayan ve başladığı gibi biten kriz, uluslararası ve ulusal birçok efsaneyi yerle bir etti.

Türkiye’nin muazzam bir strateji ve sessizlikle dantel gibi ördüğü siyasi akıl dünyayla birlikte kendi ülkemizdeki komplo teorisyenlerinin büyük bir cehaletle pompaladığı ulusal güvenlik kaygılarını; devletin ana başlığa aldığı ve altın vuruşla yarım asrı aşan sorunu noktaladığı görüldü.

Üstelik Türkiye, bu sıra dışı tarih yazılımını; Şam, SDG ve destekçileri tarafından yürütülen ve sadece Suriyeli kitleleri değil, iç siyasetimizi, dünyanın diğer güç aktörlerini de hedef alan yaygın dezenformasyon kampanyalarının toz dumanı içinde gerçekleştirdi. (Örneğin en basiti olarak, ABD ve İsrail, sınırımızda Kürt devleti kuruyor gibi) propaganda sisinin içinden sıyrılıp Suriye içi ve sınırımızın gerçek durumuna dair kusursuz bir analitik temel oluşturmayı başardı.

Sonuçta Suriye’deki Türk nüfuzunun endişelendirdiği bir İsrail ve bizzat büyük müttefiki ABD tarafından yalancılık ve yolsuzlukla itham edilmiş PYD aslına döndü.

Cumhurbaşkanımızın alçakgönüllü bir ihtiyatla duyurduğu anlaşma ve şefkatli bir hassasiyetle Kürt kardeşlerimizi çağırması, onlarca yıl içindeki en büyük zaferdir. Ve artık Ortadoğu’da katliamlarla değil, medeni anlaşmalarla ilerleneceğinin müjdesidir.

Anlaşmaya göre, SDG savaşçıları Suriye’nin Savunma ve İçişleri bakanlıklarına bireysel olarak entegre edilecek, böylece grup özerk bir silahlı varlık olarak fiilen ortadan kalkacak ve devlet, güç üzerindeki tekelini yeniden teyit edecektir.

Doğu Suriye’deki petrol ve doğalgaz sahalarının kontrolü Şam’a geri dönecek ve bu da SDG’nin ana gelir kaynağını kesecektir.

SDG, sınır geçişlerini Suriye ordusuna devredecek; Suriye ise birliklerini Türkiye sınırına kadar kaydıracak. Bu, kaçakçılığı ve sınır ötesi sızmaları engellemek için Türkiye’nin olmazsa olmaz talebiydi.

Son olarak, SDG, Suriyeli olmayan tüm PKK üyelerini sınır dışı etmeye mecbur bırakıldı.

Bu anlaşma, iç komplo teorisyenlerimizi rezil rüsva ederken, Suriye sınırımızda PKK yanlısı bir devletçik ihtimalini ortadan kaldırmıştır.

Yine komplo teorisyenlerimizi utandırarak, İsrail›in SDG üzerindeki etkisini zayıflatmış ve gayri resmi temaslar yoluyla İsrail güvenlik ağlarına yakınlaşmasını önlemiştir.

Benim içinse anlaşmanın en önemli başarısı; Meclisimizin yürüttüğü barış sürecindeki son engeli de ortadan kaldırma müjdesini de taşımasıdır.

Suriye dosyası tarihi bir strateji ile çözüldüğüne göre, hükümetimiz ve PKK, silahsızlanma ve yeniden entegrasyon konusunda görüşmeleri yeniden başlatma fırsatı bulacak, daha huzurlu siyasi adımlar atabilecektir.

Ayrıca, nihayetinde uzlaşmacı bir tavır sergileyen ve sürekli olarak barış çağrısında bulunan Öcalan'ın tarih öngörüsü buna direnenlerden daha gerçekçi olarak ortaya çıktı.

Şimdi ise Kandil yönetiminin, dağılma çağrısına uymaktan başka pek seçeneği kalmamış gibi görünüyor.

ABD’nin güçlü Türkiye karşısında tercihini çok açık yapıp Kürtleri terk etmesini bir lanet olarak algılayan bütün Kürt kardeşlerime gelişmelerin aslında bir nimet olduğunu ve asıl aradıkları demokratik huzurun yoluna oldukça yaklaştıklarını çok yakında anlayacaklarını tekrarlamak isterim.

Bu arada dip not olarak; Türkiye en büyük sorununu tarihi bir mühürle çözmüş, derin bir nefes almışken Özgür Özel’in, ‘cezaevindeki bir gazetecinin İmamoğlu’na hırsız deyip demediğini miting konusu yapacak kadar gündemden kopmuş olması içimi acıtıyor. İnsan iktidar da olsa kalibresinden gurur duyduğu bir muhalefeti arzu ediyor.

#Suriye
#SDG
#Ayşe Böhürler