
Milli kültürümüzün, inancımızın temelinde ‘insana hizmet’ vardır. Devletin yücelmesi de insan-ı kâmile giden yolda ‘insanlığa hizmetten’ geçer. Orhun Kitabelerinde, Dede Korkut Hikayelerinde, Kutadgu Bilig’de devlet-millet ilişkisinde öncelik, milletin refahı ve adalettir. Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda Şeyh Edebali’ye atfedilen “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” sözü cihan devletinin temelini oluşturur. Modern Batı toplumu özellikle savaş sonrası kurulan devletlerde “İnsan insanın kurdudur” yaklaşımı ve ardından sanayi devrimi ile kapitalizme mahkûm olup, insanı metalaştırdı. Doğu toplumları da modern Batı’nın ne yazık ki tesirinde kaldı. Eğitim ona göre şekillendi, günlük yaşam ona göre planlandı. İletişim teknolojilerinin gelişmesi ve yaygınlaşması ile de ‘küresel kültürel sömürge’ düzeni daha da hırçınlaştı. Bütün bunlar karşısında, Türkiye’nin toplumsal kapasitesi, insanî gelişmişliği ve buna bağlı olarak özellikle kadın ve gençlere yönelik beşerî sermaye vizyonu nedir? Son yıllarda ne kadar mesafe alındı? Başlıklar halinde bu konulara değineceğim. Beşerî sermayenin önemli bir unsuru olarak, Türkiye’nin doğurganlık hızı son birkaç yılda keskin bir düşüş yaşadı ve acil tedbir almamız gerekiyor. Bu konuyu ilerleyen satırlarda detaylı bir şekilde ele alacağım, fakat yine de OECD ülkeleri içinde hâlâ en avantajlı durumda olduğumuzu söylemek pek de yanlış olmaz.
İnsanî gelişmişlik, toplumsal kapasite ve hatta beşerî sermaye konusunda ilk bakacağımız kalem muhakkak ki eğitim olacaktır. Hem cinsiyetler hem de sosyoekonomik yapılar arası en önemli fırsat eşitliği aracı eğitimdir. Erol Güngör’ün de dediği gibi “Eğitim, insanı sadece bilgiyle donatmak değil, ona şahsiyet kazandırmaktır.” “Milli kültürden, köklerden beslenmeyen bir eğitim ile toplumun geleceğini başkalarına teslim etmiş oluruz.” Ve “Eğitimin gayesi, gençlerde yüksek ideal uyandırmak ve bu ideal uğruna çalışabilecek bir zihniyetle yetiştirmektir.” Bu yaklaşımı asla ihmal edemeyiz, etmemeliyiz. Eğitimin, devlete hâkim bir zümrenin ‘makbul’ gördüğü ‘seçkin’ bir kesime tanıdığı ayrıcalık sayıldığı dönemin çocuklarıyız biz. Özellikle kız çocuklarının, Anadolu’nun kavruk evlatlarının fırsat eşitliğinden nasibini alamadığı ağır dönemin çocukları… Adnan Menderes ve Turgut Özal ile başlayan (ama zaman zaman sekteye uğrayan) Anadolu’nun evlatlarının eğitimde fırsat eşitliği yolculuğu, R. Tayyip Erdoğan’ın kararlılığı ile daha da hızlandı ve yaygınlaştı. Türkiye, özellikle son 23 yılda eğitimin önündeki prangalarından tek tek kurtuldu. Önce yasaklar tarihe gömüldü ve 81 ilde 132’si yeni açılan toplam 208 üniversitede eğitim tam erişilebilir hale geldi. Ve bugün üniversitede eğitim alanların %52’si kız öğrenci… Diğer yandan, bilim insanı sayısı ve kapasitesi de arttı. Öğretim üyelerinin toplam öğretim elemanları içindeki payı son 23 yılda yüzde 37’den yüzde 60’a yükseldi ve toplam öğretim elemanlarının yüzde 46,9’u da artık kadın...
28 Şubat döneminde İmam-Hatip Okullarına olan öfke ve kin ne yazık ki bu ülkenin mesleki eğitimine de büyük bir ihanet oldu. İkinci sınıf muamele gören mesleki eğitimin ‘memleket meselesi’ olması için uzun bir süre gerekti. Çalışmalar gösteriyor ki; iş gücü piyasasında yapay zekanın gittikçe artan hakimiyetine direnecek tek alan mavi yakalılar. Hem bu gerçek hem de kalifiye ara eleman için mesleki eğitim daha da önem kazanıyor. Bugün 420 bin öğrenci ile Mesleki Eğitim Merkezi (MESEM), 723 bini aşan özel yetenekli çocuklara hizmet veren Bilim ve Sanat Merkezleri (BİLSEM) toplumsal kapasite artışımızın mihenk taşlarından olacak.
Toplumsal kapasiteyi belirleyen bir başka unsur olan, Türkiye’nin AR-GE harcamalarının milli gelirdeki payı, 2025 yılı itibarıyla binde 5’ten yüzde 1,46’ya yükseldi. 2002’de sadece 2 olan teknopark sayısı 113’e ulaştı ve bugüne kadar 13 milyar TL’yi aşan altyapı desteği sunuldu. Bu teknoparklarda 12 bine yakın girişim, bilgi ve üretim ile buluşarak 15,2 milyar dolar ihracat gerçekleştirildi. 2002 yılından bu yana bilimsel yayınlar 9 binden, 52 bine yükseldi. Son 23 yılda yerli patent başvuru sayısı da 414’den 10 bin 186’ya, tescil sayısı ise sadece 73 iken, bugün 3 bin 390’a yükseldi. Cumhurbaşkanımız R. Tayyip Erdoğan’ın da dediği gibi “TEKNOFEST kuşağı Türkiye Yüzyılının kilit aktörüdür.” Sadece 2025 yılında düzenlenen TEKNOFEST’e Türkiye ile birlikte 97 ülkeden toplam 1 milyon 200 bin yarışmacı katıldı. Her yaştan Türk gencinin bilim ve teknolojiye olan ilgisi ‘Büyük Türkiye’ hayalleri ile buluştu. TÜBİTAK’ın akademi ve destek programları kapsamında 23 yılda 153 milyar TL (2025 sabit fiyatlarıyla) destek sağlandı ve bu projelerde destek alanların %38’i kadın araştırmacılar. Yine TÜBİTAK’ın bilim insanlarına yönelik destek programları kapsamında 2002’den bu yana 56 milyar TL destek verildi. Bu destekleri alanların %49,9’u kadınlar.
Dünya ekonomisi 2020-2024 döneminde birikimli olarak yüzde 15,1 oranında büyüme kaydederken Türkiye ekonomisi yüzde 30,3 oranında büyüdü. Eğitim ile birlikte kadınların iş hayatına katılımı, siyasete, karar alma mekanizmalarına katılımı da doğru orantılı olarak etkileniyor. Güzel ülkemde ‘eşit işe eşit ücret’ ilkesinin kanunlarda yer alması ancak 2003 yılında gerçekleşti. Kadınları kendi içinde ayrımcılığa maruz bırakanlar, sadece sınırlı sayıda kadının eğitim, istihdam ve siyasette olmasına hiç seslerini çıkarmadılar. Türk kadını 1935’te seçme ve seçilme hakkıyla büyük bir kazanım elde etti. 1936 ara seçimiyle birlikte ilk kez TBMM’de kadın oranı yüzde 4,5 oldu ama ne yazık ki tam 67 yıl boyunca bir puan dahi artmadı. İlk kez 2002 ve sonrası TBMM’de kadın milletvekili oranı yükselmeye başladı. Ve bugün itibarıyla bu oran yüzde 19,9’dur. Eğitimde erişilebilirlikle birlikte kamuda istihdam edilenlerin yüzde 43’ü artık kadın… Hakimlerin yüzde 46’sı, kamudaki sağlık çalışanlarının yüzde 56’sı kadın… 2025 Eylül ayı itibarıyla kadınların işgücüne katılım oranı da yüzde 35,7 oldu.
Özellikle gençlerin ve kadınların bilime, akabinde de üretime katılımı çeşitli teşvik programları ile desteklendi. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Tarım ve Orman Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı başta olmak üzere açıklanan teşvik programları kapasite artışımızı hızlandırdı. Son 23 yılda kırsal kalkınma hamlesiyle büyük bir başarı hikâyesine imza atıldı. Kırsal kalkınma alanında 98 bin projeye 177 milyar liralık kaynak ayrılarak, 283 bin kişilik yeni istihdam kapısı açıldı. Bu yatırımlar sayesinde birçok hayal gerçeğe dönüştü. Bugün, Türkiye tarımsal hasılada Avrupa’da 1’inci, dünyada ise ilk 7 ülke arasında yer alıyor. İhracat miktarı ise son 23 yılda yaklaşık 9 kat artışla 32,6 milyar dolara çıktı, Tarım ve Orman Bakanlığı, KKYDP, TKDK, ORKÖY, Kırsalda Uzman Eller gibi programlarla, %50 ila %100 oranında değişen hibe destekleri sunuyor. Özellikle kadın ve genç çiftçiler pozitif ayrımcılık ile destekleniyor. Ticaret Bakanlığı’nın özellikle kadın kooperatiflerine yönelik makine alım destekleri kolektif üretime güç katmakta. 2002 yılında yüzde 13,1 olan kadın girişimci oranı 2023 yüzde 17,4’e yükseldi. TÜBİTAK’ın Bireysel Genç Girişimci Programı’nda sadece 2024 yılında 101 kadın girişimci destek aldı. KOSGEB’in farklı girişimcilik destek programlarında ise kadın girişimcilerin faydalanma oranı da hızla artmaktadır. Girişimcilik destekleri kapsamında 2010 yılından itibaren bugünkü rakamlar ile 48 milyar TL’yi aşan destek sağlandı ve faydalanıcıların %45’i kadınlardır. İş kurma desteğini alanların içinde yine %42’sini kadınlardan oluşuyor. Keza Kalkınma Ajanslarının, Sosyal Gelişmeyi Destekleme Programı (SOGEP) ile dezavantajlı kadınların iş kurma ve istihdam edilmesinin sağlanması için 2019- 2025 döneminde 357 projeye bugünkü rakamlar ile 2,5 milyar TL destek verildi. Mali ve Teknik Destek Programları, çeşitli Uluslararası Programlar ile girişimcilik kapasiteleri artırılması hedefleniyor. Kalkınma Ajanslarının 2024- 2025 yıllarında önceliklendirdiği ‘Kadın İstihdamı ve Kadın Girişimciliği’ programı ile bin 868 kadın girişimci destek aldı.
İnsani gelişmişlik başlığında sağlık hizmetlerine erişim de büyük önem ifade eder. Türkiye’de anne bebek ölümlerindeki hızlı düşüş dünya literatürüne girdi. ‘Sağlıkta Dönüşüm’ ile hastane ve eczanelerin birleştirilmesi, aile hekimliği uygulaması ile sağlık hizmetlerinin hızlı ve erişilebilir olması sağlandı. Özellikle pandemi döneminde, sağlam bir sağlık alt yapımızın olmasının farkını Avrupa ülkelerine kıyasla açıkça gördük. Aile Bakanlığı bünyesinde, gelir adaletini güçlendiren kapsayıcı kalkınma yaklaşımı ile özellikle sosyal hizmetler ve sosyal yardımlar programları uygulanıyor. Sosyal yardımların yüzde 83,2’si engellilik, yaşlılık, hastalık ve bakım nedeniyle çalışamayacak durumda olanlara yapılıyor. Kadının güçlenmesi projelerine ayrılan bütçenin dışında engelliler için ayrılan bütçenin yüzde 52’si, sosyal yardımlar bütçesinin yüzde 61’i kadınlara ödenmekte. 12. Kalkınma Planında fiziki altyapıların güçlendirilmesi kadar beşerî sermayenin geliştirilmesi ve üretken kapasitenin artırılması ana ekseni oluşturuyor. Kadınların ve gençlerin ekonomik ve sosyal yaşama tam katılımını destekleyen politikalar, kapsayıcı büyüme vizyonunun ayrılmaz parçasıdır.
Toplumsal kapasite artışına yönelik buraya alamadığımız daha pek çok gelişme, yatırım ve ilerlemeye rağmen kocaman bir sorun çözüm bekliyor. Türkiye’nin toplumsal kapasite artışının önündeki en yakın ve en büyük engel doğurganlık hızındaki keskin düşüş. Nüfusun yapısını koruyan doğurganlık hızının 2,1 olduğu artık hepimiz biliyoruz. Uzmanlar doğurganlık hızının 1,9 düşmesinin tekrar ‘geri döndürülemez bir eşik’ olduğu konusunda bizi uyarıyor. Ülkemizde, 2008 yılı sonrasında nüfusumuzun yaşlanmaya başlamasıyla birlikte 10, 11 ve 12. Kalkınma Planlarında doğum yanlısı politikalar benimsendi. 2024 yılı itibarıyla Türkiye’nin 1,48 olan doğurganlık hızı bizi artık kaygılandırmalıdır. Hızlı iç göçe bağlı olarak şehirde çocuk ve yaşlı bakım zorluğu doğumların azalmasının en önemli sebepler arasında sayılmakta. Toplumsal kapasite artışını konuşurken nüfus artıcı politikaları asla göz ardı edemeyiz. Bu konu sadece doğurganlık çağındaki kadının konusu değil tüm toplumun ortak sorumluluğudur. Nüfus meselesi sığ politik tartışmaların da çok üzerindedir. Nüfus azaltıcı politikaların uygulandığı dönem açıkça gördük ki istendiğinde en ücra yerleşim yerlerine kadar ulaşılıyor, seferber olunabiliyor. ‘Aile Yılı’ kapsamında Aile ve Gençlik Fonu ile önemli bir adım atıldı. Nüfus Politikaları Yüksek Kurulunun çalışmalarından hayli ümitliyiz. Çocuk ve yaşlı bakımı başta olmak üzere yeni aile destek modelleri için başta akademi, devlet kurumları, yerel yönetimler, STK’lar ve tüm paydaşlar ortak bir eylem planıyla hareket etmelidir. Türkiye, insani gelişmişlik, toplumsal kapasite ve beşerî sermayenin artırılmasına yönelik özellikle son 23 yılda, temel haklar ve eğitim başta olmak üzere büyük mesafeler kat etti. Bugün Türkiye, bölgesinde önemli bir güç ve sözü tesirli bir ülke. Yeni yüzyılda da insana yapılan yatırımlarla birlikte gücü, kapasitesi ile dünyada daha da etkin olacak. ‘Büyük Türkiye’nin kadın-erkek 86 milyonun omuzunda yükseleceğine olan inancım tamdır.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.