Çocuk sadece maliyet midir?

04:0015/05/2026, الجمعة
G: 15/05/2026, الجمعة
Ayşe Keşir

15-21 Mayıs aile haftası malum. Aile konusuna, çocuğa yüklenen anlamın değişmesi üzerinden bakalım… 1960 ihtilalinden sonra uygulanan “aile planlaması’’ politikaları, o güne kadar çocuğa atfedilen tüm anlamları, değerleri de yerle bir etti. O günden itibaren çocuk sadece bir ekonomik değer olarak tanımlandı. Yük, külfet, maliyet hesapları üzerinden anlatıldı. Tek çocuğu olan, üst düzey erkek bir beyaz yakalı; “ikinci çocuğu istemem, o zaman istediğim tatile gidemem, istediğim model arabaya binemem’’

15-21 Mayıs aile haftası malum. Aile konusuna, çocuğa yüklenen anlamın değişmesi üzerinden bakalım…

1960 ihtilalinden sonra uygulanan “aile planlaması’’ politikaları, o güne kadar çocuğa atfedilen tüm anlamları, değerleri de yerle bir etti. O günden itibaren çocuk sadece bir ekonomik değer olarak tanımlandı. Yük, külfet, maliyet hesapları üzerinden anlatıldı.

Tek çocuğu olan, üst düzey erkek bir beyaz yakalı; “ikinci çocuğu istemem, o zaman istediğim tatile gidemem, istediğim model arabaya binemem’’ demişti. Yıllar içinde dayatılan aile planlaması politikalarının çıktısı tam da bu oldu işte.

Muhafazakâr düşünce yapısı da bu dayatmaya yenildi. “Evleniniz, çoğalınız!”, “Çocuk rızkıyla gelir” öğretileri unutuldu.

Bu bakış açısının ruhumuza sinmesinde kapitalizmin etkisini de hiç hafife almayalım. Aileler, evlerinde çocukları ile zaman geçirirse, onlar için tasarruf eğiliminde olursa kafelerde, AVM’lerde, sokaklarda kim para harcayacak?

MEDYANIN KADIN-ERKEK İLLÜZYONU

Kişisel tercihler elbette tartışma konusu değil. Bazen öyle haberler okuyoruz ki herkes anne baba da olmamalı.

Diğer yandan medya aracılığıyla pompalanan “az çocuk, yüksek konfor’’ yaklaşımını, şehirli kadını-erkeği ev içi rollerden bağımsız tanımlama dayatmalarını da görmezden gelemeyiz.

Medya içeriklerine göre, şehirde kadınlar ve erkekler, sadece sokakta, plazada, kafede, spor salonunda yaşıyor. Bir evleri, bir mutfakları, çocukları yok…

Ulusal ve uluslararası medya içeriklerinde doğum feryat figan, lohusalık ise sadece depresyon…

BBC, İsrailli sosyoloğu referans alarak hazırladığı “annelik pişmanlıktır’’ yayınını sadece Türkçe ve Arapça servis ediyor. Ana servisine koymuyor. İsrail’in doğurganlık hızını artırdığını ve 3 ile OECD ortalamasının iki katı olduğunu ise tekrar hatırlatalım.

Medyanın dayattığı bu illüzyona, çocuğu sadece maddi manevi bir maliyet tablosu olarak gören kapitalist, ben merkezci bakışa karşı, birkaç soru soracağım size, kadın ya da erkek hiç fark etmez…

(Yazının bundan sonrası için, çok isteyip de çocuk sahibi olamayanlardan özür diliyorum)

Çocuk, sadece bir maliyet tablosundan ibaret değildir.

Siz hiç:

Yeni doğan bir bebeği kucağınıza alıp kokladınız mı?

O süt kokusuna karışmış tarifsiz masumiyeti…

Dünyanın bütün yorgunluğunu bir anlığına unutturan o cennet kokusunu…

Daha kelimeleri tam söyleyemezken, gözlerinin içine bakarak sorduğu o büyük büyük sorulara cevap verdiniz mi?

“Bu ne?”

“Neden?”

“Gökyüzü neden mavi?”

“Seni anneannem doğurdu, onu da büyük anneanne… Peki ilk anneanneyi kim doğurdu?’’

Bazen insan, bir çocuğun merakı karşısında kendi bilgisizliğini fark ediyor ya da bildiklerini yeniden sorgulamayı öğreniyor. Çünkü çocuklar sadece soru sormaz… Hayata yeniden tanımlamayı da öğretir.

Ya ilk yürüdüğü an…

Küçücük ayaklarıyla dünyayı fethedecekmiş gibi cesurca size doğru gelişi…

Ya da elinizi bırakıp özgüvenle koşma çabası…

Düşe kalka yürümeyi öğrenirken bile vazgeçmemesi…

Belki de insanın en saf cesareti, ilk adımlarındaki o korkusuzluk...

Bir bebeğin gülüşü…

Bir çocuğun kahkahası…

Evlerin duvarlarına çarpıp yankılanan o ses…

Ve düşüp canı yandığında…

Sizi seçip ağlayarak gelip boynunuza sarılması…

Dünyadaki en büyük güven makamı olmak nasıl bir şey bilir misiniz?

Bir çocuğun “annem”, “babam” diyerek sığındığı insan olmak…

Sonra harfleri öğrenmeye çalışması…

“B”yi ters yazıp üzülmesi…

Defalarca silip yeniden yazması…

R harfini söyleyemeyip arıya da ayıya da “ayı’’ diyen çocuğun bir gün “uçan ayı demiyoyum insan ayı diyoyum” diyerek meramını anlatma çabasına tanıklık ettiniz mi hiç?

Minicik zihninde, dünyayı çözmeye çalışması…

İnsan o zaman anlıyor, büyümek dediğimiz şey aslında vazgeçmeden tekrar tekrar denemek demek. Ve bunun yetişkinlikte de hiç değişmediği…

Siz hiç ateşlenen bir çocuğu sabaha kadar beklediniz mi?

Onun canından çok sizin canınız yandı mı?

Bir çocuğun uyurken yüzündeki huzuru seyrettiniz mi hiç?

Uykusunda bile gülümseyen bir bebeğe bakıp, insanlığın kaybettiği saflığı, temizliği yeniden yeniden hatırladınız mı?

Eğer bir çocuğun elinizi sımsıkı tutuşunu hissetmediyseniz…

Bayram sabahı avucunda tuttuğu bozuk paraları kardeşine verme heyecanını görmediyseniz…

Hasta olduğunuzda minicik elleriyle saçınızı okşamasına tanıklık etmediyseniz…

Hayatta gerçekten çok şey kaçırmışsınız demektir.

Kısacası çocuk, bir maliyet tablosundan çok daha fazlasıdır.

Doğurganlık sadece sayılardan, verilerden de ibaret değildir.

Çocuğa yüklenen anlamı ve hatta anlam kaymalarını yeniden gözden geçirmemiz gerekir. Önce buradan başlamalıyız.

Sayıların arkasından gelir…

Aile, elbette anne ve çocuktan ibaret değildir. Anne ailenin direği ise baba da çatısıdır. Değişen babalık rolleri de bir başka yazının konusu olsun.

#toplum
#hayat
#ayşe keşir