
Gelişim psikolojisi bugün çok net bir gerçeği ortaya koyuyor. Özellikle yaşamın ilk üç yılı, beynin en hızlı geliştiği dönemdir. Güvenli bağlanma, dil gelişimi, duygusal dayanıklılık ve sosyal becerilerin temeli bu yıllarda atılır. Bu nedenle başta Avrupa ülkeleri olmak üzere pek çok ülkede 0-3 yaş grubundaki koruma altındaki çocukların, mümkün olduğunca kurumda değil, aile temelli bakım modelleri içinde büyütülmesi çocuk koruma sistemlerinin temel ilkelerinden biridir.
Çünkü, ne kadar donanımlı olursa olsun, hiçbir kurum, bir annenin şefkatini, bir babanın güven veren gölgesinin yerini tutamaz.
Devlet koruması altındaki çocuklara yönelik vatandaşın paydaşı olacağı hizmetler, toplumda hâlâ birbirine karıştırılıyor. Oysa birbirinden tamamen farklı üç model ile o çocuklara dokunabilirsiniz; evlat edinme, gönüllü aile ve koruyucu aile.
Evlat edinme ile çocuk, hukuken ailenin nüfusuna geçer; soyadını alır ve ebeveynlik hakları yeni aileye devredilir.
Gönüllü aile uygulamasında ise çocuk devlet korumasında kalmaya devam eder. Gönüllüler, kurumun belirlediği esaslar çerçevesinde çocuklarla belirli zamanlarda bir araya gelir; onlarla vakit geçirir, sosyal ve kültürel etkinliklere katılır. Bir çocuğun hayatına dokunurlar ama bakım sorumluluğunu üstlenmezler.
Koruyucu aile olmak; devlet korumasındaki bir çocuğun, hukuken yine devletin gözetim ve denetimi altında ama bir aile ortamında, bir ailenin yanında büyümesini sağlamaktır. Çocuğu nüfusunuza almazsınız, soyadınızı vermezsiniz. Hukuken anne ya da babası olmazsınız. Çocuk devlet koruması altında olmaya devam eder. Eğitim, sağlık ve diğer temel ihtiyaçları devlet tarafından karşılanır, hukuken devletin sorumluluğundadır. Ayrıca bakım giderleri için koruyucu aileye düzenli destek sağlanır ve şartları taşıyan ailelerde bir kişinin sosyal güvenlik primi devlet tarafından ödenir.
Yani koruyucu aile olmak; bir çocuğa soyadınızı vermek değil, sofranızda bir tabak, evinizde bir yatak, kalbinizde ise ömür boyu silinmeyecek bir yer açmaktır.
Koruyucu aile olabilmek için zannedilenin aksine, mütevazi şartlar kafidir. Kendi hayatını düzenli şekilde sürdürebilen emekli bir çift de memur da işçi de esnaf da koruyucu aile olabilir. Biyolojik çocuk sahibi olmak, bekâr olmak da tek başına engel değildir.
Asıl ölçüt; o evin, o ailenin, bir çocuğun beden ve ruh sağlığını güven içinde geliştirebileceği sevgi ortamına sahip olmasıdır. Bu nedenle aday aileler sosyal hizmet uzmanları, psikologlar ve ilgili meslek elemanları tarafından uzun süren değerlendirme süreçlerinden geçirilir. Süreçlerin sonunda devlet korumasındaki çocuk, düzenli olarak koruyucu ailenin yanında yaşamaya devam eder.
Türkiye de özellikle son 14 yılda bu konuda önemli bir mesafe kat etti.
2012 yılında koruyucu aile yanında büyüyen çocuk sayısı 900 civarındaydı. Koruyucu aile kavramı toplum tarafından yeterince bilinmiyor, çoğu zaman evlat edinmeyle karıştırılıyordu.
2012 yılında Sayın Emine Erdoğan’ın himayesinde başlatılan, benim de içinde bulunduğum bir ekibin titizlikle hazırladığı Gönül Elçileri Projesi’nin bu konuda önemli bir dönüm noktası olduğunu görmek sevindirici.
Projenin ilk ayağı koruyucu aile hizmetinin toplum tarafından doğru anlaşılması ve yaygınlaştırılmasıydı. Her ilde vali eşlerinin öncülüğünde yürütülen çalışmalar sayesinde, yüzlerce toplantı yapıldı, dokümanlar dağıtıldı ve binlerce aile bu modelle tanıştı. 14 yıldır başta sayın bakanlarımız olmak üzere pek çok kişi bu modelin yaygınlaşması için büyük emek verdi.
Bugün gelinen noktada Türkiye’de yaklaşık 9 bine yakın koruyucu aile yanında 10 bin 657 çocuk sıcak bir yuvada büyüyor.
Bu sayı sadece bir istatistik, bir veri değildir.
Bu sayı, on binlerce kez kurulan aile sofralarıdır.
On binlerce kez “İyi geceler yavrum” denilen gecelerdir.
On binlerce okul heyecanı, karne sevinci, bayram sabahı ve doğum günü demektir.
Aslında koruyucu aile, bizim medeniyetimize yabancı bir kavram da değil. Adı bugün için yeni olabilir ama ruhu asırlardır bu topraklarda yaşamakta.
Kur’an-ı Kerim, yetime gösterilecek hassasiyeti bize defalarca hatırlatır. “Öyleyse sakın yetimi ezip hor görme.” buyurur. Ayrıca yetimin hakkını korumayı, ona adaletle davranmayı emreder.
Yetim bir Peygamberin ümmetiyiz.
Hz. Peygamber “Ben ve yetime bakan kimse cennette şöyle yan yanayız.” buyurarak işaret ve orta parmağını yan yana göstermiştir.
Kalbinin katılığından şikâyet eden bir sahabeye ise şu tavsiyede bulunmuştur:
“Yetimin başını okşa, yoksulu doyur.”
Türk-İslam medeniyetinde vakıflar, darüleytamlar ile himaye kültürü kurumsallaşmıştır. Bizde çocuk, sadece anne babasının değil, mahallenin, vakfın, devletin ve vicdan sahibi herkesin emanetidir.
Bugün koruyucu aile olan her kadın ve her erkek, aslında kadim bir medeniyetin varisleri, taşıyıcılarıdır.
Bazen bir çocuğun kaderini,
Bir oda…
Bir tabak…
Bir “Hoş geldin” deyiş…
Bir bayram sabahı…
Bir doğum günü pastası…
Baş dayayacağı bir omuz değiştirebilir.
30 Haziran Koruyucu Aile Günü vesilesiyle, devlet korumasındaki çocuklara yalnızca evlerini değil, kalplerini de açan bütün koruyucu aileleri yürekten kutluyorum.
Sayılarının artması dileğiyle…
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.