Yıllar sonra yeniden

04:0026/06/2026, Cuma
G: 26/06/2026, Cuma
Yeni Şafak Haberlerini Daha Sık Gör: Tıkla ve Google'da Favorilere Ekle!
Ebubekir Sifil

Farklı gazetelerde fasılalı olarak yaklaşık 15 yıl köşe yazarlığı yaptım. Yazılarımın bir kısmı farklı isimlerle kitaplaştırıldı. Yıllar sonra aynı heyecanı yaşamak varmış kısmette. Mesut (Albayrak) Bey kardeşimin Yeni Şafak'ta yazmam konusundaki teklifini tereddütsüz kabul ettim ve bugün yeni bir yolculuğa daha "Bismillah" diyerek başlamış olduk. Mevla hayırlara vesile eylesin. "Köşe yazarlığı" diye ifade edilen mühimmenin bir "misyon" ciddiyet ve ağırlığında yapılması gerektiğine inandım hep.


Farklı gazetelerde fasılalı olarak yaklaşık 15 yıl köşe yazarlığı yaptım. Yazılarımın bir kısmı farklı isimlerle kitaplaştırıldı. Yıllar sonra aynı heyecanı yaşamak varmış kısmette. Mesut (Albayrak) Bey kardeşimin Yeni Şafak'ta yazmam konusundaki teklifini tereddütsüz kabul ettim ve bugün yeni bir yolculuğa daha "Bismillah" diyerek başlamış olduk. Mevla hayırlara vesile eylesin.

"Köşe yazarlığı" diye ifade edilen mühimmenin bir "misyon" ciddiyet ve ağırlığında yapılması gerektiğine inandım hep. Bu sebeple "kalıcı yazılar" yazmaya gayret ettim. Hatta zaman zaman "köşe yazısı" formatını zorlayan ve "akademik" karakteri ağır basan makaleler yazdım köşemde. Haftada 3 yazı yazdığım zamanlarda yazılardan birini "Okuyucu Soruları"na tahsis etmiştim. Onlar da Sana Din'den Sorarlar adıyla iki büyük cilt halinde basıldı.

Önceki fasıllarda tercih ettiğim ve burada da inşaallah devam ettireceğim tarzı, günübirlik gelişmeleri konu edinmiş yazılar değil, yıllar sonra okunduğunda bile "derde deva olan" ve "boşluk dolduran" yazılar yazmak şeklinde tarif edebilirim. Hedefim, Müslümanlığını önemseyen ve "istikamet üzere" yaşama gayretinde olan insanımızın zihnini meşgul eden imanî/ikitadî, amelî ve ahlâkî meseleleri dermeyan etmek; elbette bir "köşe yazısı"nın izin verdiği ölçüler içinde..

Bu söylediklerim, gündelik siyasî, ekonomik.. gelişmeleri konu edinen yazıların ehemmiyetsiz olduğu anlamına elbette gelmiyor. Hatta diyebiliriz ki "günlük gazete"lerin birinci derecede meşgalesi sıcak gündemlerdir ve Yeni Şafak'ta bu tarz yazılar yazan, beğenerek okuduğumuz yazarların varlığı ülkemiz için bir şanstır.

Bir İslâmî ilimler talebesi olarak benim gündemimse tabiî olarak İslâmî ilimleri ilgilendiren hususlardan oluşuyor. Bu noktadan bakıldığında İslâmî ilimlerin, dünya görüşümüzü, fikriyatımızı, tasavvurumuzu.. kısacası "kimliğimizi" üzerine bina ettiğimiz "temel" mesabesinde olduğunu söylemek hakikatin ifadesi olacak.

Hatırlayalım, FETÖ'nün bilhassa 2000'li yıllarda iyice ivme kazanan "mankurtlaştırma" faaliyetleri –o yıllarda yazdığım yazılarda da ısrarla vurguladığım gibi– ağırlıklı olarak İslâmî ilimler üzerinden yürütülüyordu.

Söz gelimi 2007'de kaleme aldığım bir yazıda şunları söylemiştim: "Zaman'dan Ahmet Kurucan'ı izliyorum bir zamandır. (…) "Değişen dünya"dan, "Kur'an ve bağlayıcı sünneti ihtiva eden İslam'ın sabit; ama ondan anlaşılan manaların, yani Fıkh'ın değişken, çünkü beşerî" olduğundan, dolayısıyla "Evrensel olmadığı"ndan, "içtihâdî hükümlere (yani Fıkh'a) karşı korumacı ve kollamacı zihniyetten", "bu zihniyetin ifşası"ndan, "bunun bir ideoloji haline getirilmesinin hepten zararlı ve tehlikeli" olduğundan, bunun da mensuplarını "çağın dışına iteceğinden"… bahsediyor.

"Gözümüzün önünde cereyan etmekte olan bu başkalaşım, "post modern tarz"ın tipik özelliklerini hemen tamamıyla bünyesinde barındırıyor: Toptancı ve dayatmacı olmayan, yumuşak ve aşamalı. Bu sebeple kitle, gidişattaki garabeti garabet olarak, tepki gösterilmesi gereken bir "kopuş" olarak görmüyor; bunun tamamen "yerli" ve "bize ait" dinamikler üzerine kurulu, devamlılık arz eden bir hareket olduğunu düşünmeye devam ediyor. Bu sebeple bu sürecin Bediüzzaman merhumla ve onun çizgisini devam ettiren Nurculuk'la bir ilişkisinin bulunmadığını söylemek insaf ve hakkaniyet gereğidir.

"(…) Şu hale göre Kurucan'ın "… taassup sınırlarını zorlayan hatta zaman zaman bu sınırları çok aşan bu zihniyet, belki de –niyetlerini Allah bilir– faydalı olacağım diyerek yürekten inandığı yapıya en büyük zararı vermektedir" şeklindeki ifadelerinin muhatabı "… şu zamanın nazarı, ruh-u şeriattan yabanîdir. Öyleyse şeriat namına içtihad edemez" diyen Bediüzzaman merhum olabilir mi?.."

FETÖ'nün "Nurculuk" olarak ifade edilen hareketin karakteristik yapısıyla bağdaşmayan bir "kopuş"u temsil ve tehlikeli bir istikamette seyrettiğini, o yıllarda İslamî ilimler üzerinde gerçekleştirmeye çalıştığı operasyonu izleyerek görmek mümkündü.

Şimdi de öyle. Dinî karakterli herhangi bir söylem, İslâmî ilimlerin, özellikle de Usul-i Din'in ve Usul-i Fıkh'ın çizdiği sınırları aşındırıyorsa, hiç tereddüt etmeden söyleriz ki, orada bir "yoldan çıkma" durumu vardır.

Hasılı biz fark edelim veya etmeyelim, İslâmî ilimler yaşadığımız bireysel ya da toplumsal hadiselerin tam merkezinde bulunuyor. Zira "Müslümanlık", kimliğimizin en temel unsurunu oluşturuyor. Dolayısıyla teşhis ve tespitlerimizin gerçekle örtüşmesi, vakıanın İslâmî ilimlerle münasebetini kurabildiğimiz ölçüde olacak.

Haftaya görüşmek üzere…

#ebubekir sifil
#ilim
#alim