Eziklik hissi gurura dönüşürken: Tütünden ihyaya, zehirden şifaya
04:004/01/2026, Pazar
G: 4/01/2026, Pazar
Sonraki haber
Ersin Çelik
Yurt dışına gidip müzeleri ve aslına sadık kalınarak dönüştürülmüş o devasa yapıları gezince içimizde hep bir burukluk oluşurdu. “Bizde neden böyle yaşanmışlığı olan hem tarihe dokunan hem de geleneğin çatısı altında geleceğe bakan mekânlar yok?” diye hayıflanırdık. Var olanları ya yıkıp betonlaştırırız ya da kaderine terk ederiz sanırdık. Ama o mahcubiyet hissi artık geride kalıyor. Samsun’da öyle bir mekân gördüm ki, Londra’da veya Berlin’de olsa gıptayla bakardık. Oysa burası bizim. Eski tütün
Yurt dışına gidip müzeleri ve aslına sadık kalınarak dönüştürülmüş o devasa yapıları gezince içimizde hep bir burukluk oluşurdu.
“Bizde neden böyle yaşanmışlığı olan hem tarihe dokunan hem de geleneğin çatısı altında geleceğe bakan mekânlar yok?”
diye hayıflanırdık. Var olanları ya yıkıp betonlaştırırız ya da kaderine terk ederiz sanırdık. Ama o mahcubiyet hissi artık geride kalıyor. Samsun’da öyle bir mekân gördüm ki, Londra’da veya Berlin’de olsa gıptayla bakardık. Oysa burası bizim.
Eski tütün depolarının içine kurulan, ciğerleri solduran yapraklardan, gönülleri, mekanları ve şehirleri fetheden bir anlayışa uzanan “dönüşüm” hikâyesi:
Samsun Üniversitesi Ballıca Kampüsü.
Böyle bir mekânda olacağımı düşünmeden gitmiştim oysa. Samsun Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Sümeyra Yakar aramış ve aralık ayının son günlerinde
Sumud Filosu konulu programa
davet etmişti.
Günü belirledik ve geçtiğimiz salı sabahı Samsun’a indim. Öncesinde Sümeyra Hocahanım programı da gönderdi. Beni havaalanından alacaklar ve üniversiteye gitmeden önce Çarşamba ilçesindeki
Göğceli Çivisiz Camii’ni ziyaret edecektik.
Camiden daha evvel haberdar olmuştum ancak iner inmez neden götürüldüğümü daha sonra anladım. Çivisiz Camii adı üzerinde fakat görmeyenler için “çivi kullanılmadan yapılmış” deyip geçilecek bir yapı değil. Çok daha fazlası. Doç. Dr. Sümeyra Yakar, Doç. Dr. Ali Gül hocalar ile içinde kaldığımız yarım saatte; caminin tarihini ve mimari özelliklerini tafsilatlı olarak bizlere aktaran İmam Hatip İdris Arıcı anlattıkça,
hayret etmekten küçük dilimi birkaç kez yuttum desem yeridir.
***
ÇİVİSİZ AMA ÇELİKTEN SAĞLAM
Dile kolay, 1200’lü yılların hemen başından bahsediyoruz. Anadolu Selçuklu dönemi... Ecdat; kestane, meşe ve karaağaçları nasıl bir ilim, nasıl bir ferasetle işlediyse, 8 asırdır yıkılmadan ve daha da mühimi çürümeden ayakta kalmış. Bu cami, ahşabın ahşaba kenetlenmesiyle inşa edilen hakiki bir mühendislik harikası. Temeline, sismik izolatör mantığıyla yerleştirilen devasa kütükler, perde duvar vazifesi gören 17 metre uzunluğunda, 65 santim genişliğindeki tek parça ağaçlar ve o özel geçme sistemi sayesinde, yüzyıllar boyunca Karadeniz’in sert rüzgarlarına, rutubetine ve nice depremlere beşik gibi sallanarak direnmiş. Beton binaların 50 yılda “metal yorgunu” olup döküldüğü coğrafyamızda, bu ahşap cami zarafete ve mütevazılığa yaslanan ihtişamıyla “ben buradayım” diyor.
Sayıları İslam’ın ve imanın şartlarına denk düşen direklerinden, tesbihatta baş hizasında kalan tefekkür aralıklarına; yıkılırsa kıbleye doğru devrilsin diye verilen o ince açıdan, güneşin doğuşu, yükselişi ve batışına göre boyutlandırılmış pencerelere kadar mimari ve de mühendislik şaheseri olan bu yapı, insanı hem küçültüyor hem de köklerine bağlayarak büyütüyor.
Cami çıkışında zihnimde şu düşünce vardı:
“Demek ki, malzeme doğru tanınır, ruhunu bozmadan işlenirse, yüzyıllar sonrasına bile kalacak eserler bırakabilir.”
Tekrar gelmek nasip olsun duasıyla o ahşap kokusunu arkada bırakıp rotamızı 19 Mayıs ilçesine, Ballıca Kampüsü’ne çevirdik. Geçmişin estetiğinden, geleceğin teknolojisine doğru bir yolculuktu bu. İlahiyat Fakültesi’nin fedakar dekan yardımcıları Sümeyra ve Ali hocaların beni neden önce o camiye götürdüğünü, kampüsün kapısından girip o devasa hangarları ve yeni inşa edilen camiyi görünce daha iyi anladım.Meğer, “koruma” ve “dönüştürme” vizyonlarının en kadim örneğinden, en modern örneğine geçiş yapmıştım.
Samsun Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Ali ve Doç. Dr. Sümeyra Yakar ile Göğceli Çivisiz Camii önünde.
Samsun Üniversitesi’nin bir mazisi yok, çünkü daha 2019 yılında eğitime başlamış. Ancak t
arihin akışına yön vererek, geleceği yükseltirken, geçmişe de kök salmış.
Ballıca Kampüsü nizamiyesinden içeri adım attığımızda karşımda bir üniversite yerleşkesinden ziyade, devasa bir sanayi üssü duruyordu. Sıra sıra dizilmiş, uçsuz bucaksız hangarlar... Burası,
bir zamanlar bölgenin tütün yükünü sırtlayan, Tekel’in o meşhur depoları.
Adını Samsun şehrinden alan kırmızı ve şeritli paketleri hatırlayan olacaktır mutlaka.
Düşünün ki; biner metrekarelik 60 adet dev hangar. 80’lerde inşa edilmiş. Vaktiyle bu hayli yüksek, soğuk duvarlı yapıların içinde tavanlara kadar tütün balyaları yığılırmış. Binlerce işçi çalışırmış. Aslında, ekonomiye katkısı olduğu kadar ciğerleri solduran, insan sağlığını tüketen bir endüstrinin merkeziymiş burası.
Samsun Üniversitesi Rektörü
Prof. Dr. Mahmut Aydın Hoca
da Şubat 2019’da bu dönüşüm için yola çıkıldığında, işi ehline; merhum T
urgut Cansever’in “Bilge Mimar” duruşunu
ve mirasını günümüze taşıyan
Doç. Dr. Halil İbrahim Düzenli, Dr. Abdullah Asım Divleli ve Dr. Emin Selçuk Taşar
’dan oluşan ekibe teslim etmiş. Türkiye’de yatay mimaride söz sahibi olan ve Turgut Cansever’in mirasını devam ettiren idealist akademisyenler, aldıkları davet üzerine 6 yıl önce ilk defa geldikleri
hangarların içinden çıkamamışlar bir daha ve kendilerini dönüşüme kaptırmışlar.
Samsun şehrine günübirlik gelmiştim, vaktim dardı ama gördüklerim ufkumu genişletti. Konferans vereceğim İlahiyat Fakültesi’nin yanı sıra, o eski hangarların Mimarlık ve Tasarım Fakültesi’ne dönüşümünü yerinde dinleme fırsatım oldu. Doç. Dr. Halil İbrahim Düzenli Hoca, hareketin eğitimin bir parçası haline geldiği kampüste, hangardan hangara geçerken geçmişin izlerini bugüne ve yarına taşımanın hikâyesini anlattıkça, ben satır aralarında başka bir hakikati dinliyordum. Anladım ki mühendislik; sadece taş üstüne taş koymak, binalar inşa etmek değilmiş. Asıl sanat:
Mekana derin bir anlam yüklemek, onu yaşayan ve yaşatan bir felsefeyle yoğurmak, yani teknikten öte “ince bir fikir” işçiliğine soyunmakmış.
Mimarların hangarlara yaklaşımı çok etkileyici. Onlar bu sisteme teknik dilde “
kabuk içinde kabuk”
diyorlar. Yani dışarıdaki o yorgun duvarlara, binanın hafızasına dokunulmamış. İçeriye ise dış kabuğa değmeyen, kendi ayakları üzerinde duran modern bir çelik iskelet kurulmuş.
Dışarısı 1980’lerin Tekel deposu, içerisi ise 40 yıllık bir hafızanın yoğrulmasıyla tasarlanmış
bir eğitim yurdu ve aynı zamanda yaşarken yaşatan bir mekan müzesi.
Halil İbrahim Hoca hangarları dolaştığımız sırada, derslikleri konumlandırırken sürekli hareket halinde olmayı öncelediklerine sık sık vurgu yaptı. Bu “hareket” felsefesini ise Dekan Yardımcısı Dr. Emin Selçuk Taşar,
“Burada amaç insan ilişkilerini birbirine zorunlu kılmak. İnsanın bizatihi kendisinin sadece kendisi olarak var olmadığı, bir toplum içerisinde var olduğunu gösterebilecek mekanlar. Kendisi bir şey yaparken üst sınıftan yardım almak, fikir tuluatını gerçekleştirecek mekanlar inşa etmeye çalıştık.”
Fotoğraf : Furkan Al /
İçeriden güçlendirilen hangarlardaki derslikler ve eğitim salonlarında "Duvarsız Üniversite" anlayışı ile eğitim veriliyor.
MADDE AYNI MANA FARKLI
Hangarlardan biri, Mimarlık Fakültesi’nde verilen eğitimin bir parçası olan ahşap ve demir atölyesine çevrilmiş. Bu sayede dönüşümün her aşamasına talebeler de dahil edilmiş. Asma katlardaki eğitim salonlarını ve derslikleri gezerken basılan zeminler hemen dikkat çekiyor. Yürürken ahşap döşemelerin sıcaklığını hissediyorsunuz. Meğer o zeminler,
vaktiyle bu hangarlarda tütün yapraklarının üzerine serilip kurutulduğu çam kalaslarmış!
Düşünebiliyor musunuz? Dün üzerinde ciğerleri solduran tütünlerin kurutulduğu o tahtalar, mimarların o
“malzemeye hürmet eden” bakış açısıyla tek tek sökülmüş,
silinmiş, inceltilmiş ve bugün üzerinde Türkiye’nin en şanslı mimar ve mühendis adaylarının yürüdüğü bir zemine dönüştürülmüş.
Madde aynı ama mana değişmiş. Zehirden şifaya, dumanlı havadan berrak bir zihne geçişin bundan daha güzel bir somut örneği olabilir mi?
Bu arada giriş zeminlerindeki tedavülde olmayan karo mozaiklerin bir santimi dahi sökülmemiş. Hâlâ sağlam ve kullanılabilir olduğu için temizlenip parlatılarak yeni tasarımın bir parçası yapılmış.
Rektör Mahmut Aydın Hoca’nın bu dönüşüme bakışı, bir rektörün idari kararından ziyade bir mütefekkirin manifestosu gibi. Hoca, geçtiğimiz aylarda yayınlanan bir yazısında
“Biz burayı tamir ediyoruz”
diyor ve ekliyor:
“Çünkü biliyoruz ki tamir kelimesinin kökeni ‘ömür’ ile bağlantılıdır. Ömrü dolmamış her yapı malzemesini yeniden kullanıyor, ona ömür katıyoruz.”
İşte o tütün raflarının zemin döşemesine dönüşmesi, o paslı çeliklerin temizlenip yeniden kullanılması, tam da bu böyle hassasiyet terazisinin bir sonucu. Ortaya konan
“Duvarsız Üniversite”
modeli karşılıksız kalmamış elbette. Tütün hangarlarının eğitim yuvasına dönüşmesi, önce 2023 Necip Fazıl Mimarlık Ödülü ile taçlanmış. En taze müjde ise henüz çok yeni; 9 Ekim 2025’te bizzat Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın elinden
“YÖK Üstün Başarı Ödülü”
nü almışlar.
Fotoğraf : Furkan Al /
19 Mayıs ilçesindeki TEKEL'e ait tütün hangarlarının dönüşümden sonra Samsun Üniversitesi Ballı Yerleşkesi'nin genel görünümü.
BİRLİK İÇİNDE ÇOKLUK
Bu ödüllü dönüşüm hikayesini taçlandıran son halka ise, yazının başında anlattığım o 8 asırlık Göğceli Camii ile kurulan manevi köprü olmuş.
Kampüsün kalbine inşa edilen ve geçtiğimiz günlerde ibadete açılan Fahrettin Ulusoy Camii, geleneğin modern bir “yorumu” aynı zamanda.
Mimarları yine tanıdık. Kampüsün dönüşümüne imza atan Doç. Dr. Halil İbrahim Düzenli, Dr. Abdullah Asım Divleli, Dr. Emin Selçuk Taşar ve Dr. Melek Kutlu Divleli.
İlhamlarını Samsun’un o dik ve geniş çatılı camilerinden, bilhassa Göğceli’nin o vakur duruşundan almışlar. Ama
taklit etmemişler, bugünün diliyle, merhum Turgut Cansever’in fikir dünyasından süzülen bir estetikle yeniden söylemişler.
Fotoğraf : Furkan Al /
Cami tasarımının felsefi arkaplanını, birlik/bütünlük, çokluk/çeşitlilik, hareket, her yöne açık olma ve yapı malzemelerinin tektonik karakterleri gibi kavramlar oluşturmakta.
Camiye girince sizi tek bir çatı altında toplanan 20 farklı mekan karşılıyor. İkindi namazını kılmak için adımlarken Halil İbrahim Düzenli Hoca, cami içerisindeki tasnifi, “birlik içinde çokluk” şeklinde tanımladı. İnsanın kendi iç yolculuğuna benzeyen, her köşesinde farklı bir halin tebellür ettiği, kuzeyden güneye, doğudan batıya akan bir ferahlık... Taş duvar ustaları Bodrum’dan, taşlar Sivas’tan, mihrap ve minber ustaları Bayburt’tan, o muazzam kündekâri kapı Konya’dan, ahşap işçiliği ve çelik makaslar Samsun’dan...
Memleketin dört bir yanından gelen ustalık, aynı safta, aynı çatının altında buluşmuş.
Şu detay mühim ve şehir yaşamında dışarıda namaz kılmakta türlü zorluklar yaşayan hanımefendiler için modellenmeli:
Caminin erkekler kısmında büyüklük ve mekan içeriği olarak ne varsa, kadınlar kısmında da birebir inşa edilmiş.
Fotoğraf : Fotoğraf: Furkan Al /
Ve camiye adım atmak üzereyken yüzleşilen o muazzam ihtarlar...
Caminin cümle kapısı üzerindeki yeşil zemine altın yaldızla nakşedilmiş kitabede yazan ayet, teslimiyetti:
“De ki: Şüphesiz benim namazım, bütün ibadetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah içindir.” (En›âm 162)
Kapının kanatlarına ise dikdörtgen formunda oymalarda, mimarinin ve bu kampüsteki “dönüşümün” özünü anlatan şu ayetler nakşedilmiş:
“O her an yaratma halindedir” (Rahman, 29).
“Herkes kendi mizaç ve karakterine göre iş yapar” (İsra, 84).
Eski tütün depolarının zehirden gönle şifa mimariye, depodan eğitime dönüşmesi de
Allah’ın yaratma ve halden hale çevirme kudretinin bir tecellisi değil mi zaten?
Fotoğraf : Furkan Al /
Mimari projesi Samsun Üniversitesi Tasarım, Mimarlık ve Şehir Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi bünyesinde hazırlanan caminin yapımına 1 Ocak 2024'ta başlanmış. İnşaatında mimarlık fakültesi öğrencilerininde çalıştığı cami, 30 Mayıs 2025 Cuma günü ibadete açılmış.
SAMSUN’DAN GAZZE’YE VİCDANIN İNŞASI
Ancak Samsun Üniversitesi’ndeki maddeye anlam, anlama hakikat yükleyen eğitim anlayışı sadece kendi kampüsünü imar etmekle kalmamış, gözünü ve gönlünü, i
nsanlığın en büyük yıkımına, Gazze’ye de çevirmiş.
Abdullah Asım Divleli Hoca anlattı: Mimarlık bölümünden uzmanlar, akademisyenler ve öğrencilerden oluşan
48 kişilik bir ekip, Mimari Tasarım Atölyesi’nde tam 6 ay boyunca sadece “Gazze’yi düşünmüş.”
İsrail bir soykırımla sadece insanları değil, bir medeniyeti, şehir hafızasını ve mimariyi de yok ederken; onlar oturup sadece yas tutmak yerine,
Tasarım sürecinde; Filistinli Tarihçi Prof. Dr. Khalid El-Awaisi’den Gazze Bayındırlık Bakan Yardımcısı Dr. Naji Sarhan’a kadar sahanın uzmanlarıyla istişare etmişler. Gazze’nin tarihini, yaşam alışkanlıklarını, mülkiyet haklarını tek tek incelemişler.
Sonuç? Yerle bir edilen Eş-Şati, Cibaliye, Han Yunus kampları ve Kadim Gazze şehri için; oradaki insanların aidiyet duygusunu güçlendirecek, mahalle dokusuna uygun tam 36 bin konut ve ticari merkez tasarlamışlar.
Samsun’daki gençler, Gazze’nin yarınlarına dair umudu çizmişler. Ellerinden gelenin ilk aşaması tamam. İkinci aşama, yani inşa süreci için de bekliyorlar.
“Acaba” bile demeden…
Fotoğraf : Samsun Mimarlık Tasarım /
Öğretim görevlileri ve mimarlık öğrencilerinden oluşan 48 kişilik ekip, Gazze’nin tarihini, yaşam alışkanlıklarını, imar planlarını ve ekonomisini göz önünde bulundurarak tasarımlarını ortaya koymuşlar.
Samsun’dan dönerken, bir yandan bu yazının notlarını diziyor diğer yandan da Rektör Hoca’nın makalesini okuyordum. Şu sözünü hemen kayda aldım:
“Adalet sadece insanlar arasında tesis edilmez; mekânlar ve maddi unsurlar arasında da bir ölçü ve denge kurma uğraşısıdır. Amacımız budur: Her şeyi yerli yerine koymak…”
Biz yıllarca o dengeyi bozduk. Yıktık, döktük, hafızayı sildik. Ama Ballıca Kampüsü’nde gördüm ki, geçmişten gelecek inşa edilebiliyormuş. Ve daha da önemlisi; bir üniversite, öğrencilerine sadece bina yapmayı değil, yıkılan bir şehri, Gazze’yi yeniden ayağa kaldıracak bir vicdanı da öğretebiliyormuş.
Eziklik hissi mi? O hangarların kapısından çıkarken yerini çoktan “gurura” bırakmıştı.
Doç. Dr. Halil İbrahim Düzenli, Cemal Kurtoğlu, Ersin Çelik, Dr. Abdullah Asım Divleli, Doç. Dr. Ali Gül
İzleme tavsiyesi:
Kalemim döndükçe yazdım ancak, yeterli gelmeyebilir. Tasarım, mimarlık ve sanat alanındaki yayıncılığı ile dikkat çeken içerik platformu Arkitekt, tütün hangarlarının fakülteye dönüşümünü 2023 yılında ekranlara getirmişti. Yasemin Karaca’nın prodüktörlüğünde ve Emir İskender’in yönetmenliğinde hazırlanan “Dönüşüm” isimli belgeseli, yazıyı yazarken, Youtube’dan açarak birçok kez durdurarak ve de başa sararak izledim. Sizlere de tavsiye ederim.