Türkiye üç gündür bu dört kadını konuşuyor: Hadise, Ebru Gündeş, Feyza Altun ve Gülben Ergen… Hem de magazin haberleri üzerinden değil, yanı başımızdaki İran’da cereyan eden sokak olaylarından dolayı gündemdeler. Politik, hatta jeopolitik bir zeminde buluşan bu isimlerin, sanki görünmez bir merkezden işaret fişeği atılmışçasına, aynı gün, aynı saatlerde ve benzer ifadelerle “İran sokaklarına” müdahil olmaları ister istemez gündem oldu. *** “İRANCI” DEĞİL “İŞGALCİ” Bu arada bir dostum, WhatsApp grubunda
Türkiye üç gündür bu dört kadını konuşuyor: Hadise, Ebru Gündeş, Feyza Altun ve Gülben Ergen… Hem de magazin haberleri üzerinden değil, yanı başımızdaki İran’da cereyan eden sokak olaylarından dolayı gündemdeler. Politik, hatta jeopolitik bir zeminde buluşan bu isimlerin,
sanki görünmez bir merkezden işaret fişeği atılmışçasına, aynı gün, aynı saatlerde ve benzer ifadelerle “İran sokaklarına” müdahil olmaları
ister istemez gündem oldu.
Bu arada bir dostum, WhatsApp grubunda “Bunlar ne ara İrancı olmuşlar?” diye yazınca, hemen bir düzeltme yaptım. Bu durum, Türkiye’de hatırı sayılır bir kitle olan bildiğimiz “İrancılığın” tam tersi.
“İrancı değil de ‘işgalci’ diyebilirsin”
dedim. Kavramın nereye gittiğini anlayınca o da yazışmalarını düzeltti. Çünkü burada savunulan
İran Rejimi değil, İran halkı üzerinden yürütülen bir müdahale diliydi.
Konu küresel siyaset ama ben sizi önce hafızaya, daha doğrusu
magazinle örtülmüş politik bir dehlize
götürmek istiyorum. İsmini herkesin bildiği ama bugün bu tabloda cismi görünmeyen bir “adam” üzerinden…
Bir avukat, iki popüler şarkıcı ve bir başka ünlü isim… Hayat tarzları, siyasi söylemleri ve kamuoyundaki konumları bilinen bu isimlerin, İran başlığı altında yan yana düşmesi, ilk bakışta ünlülerin ajanslar eliyle “duyar kasmaları” olarak okunabilir. Fakat biraz geriye gidince tablo değişiyor.
Şaşkınlığın yerini tuhaf bir farkındalık alıyor.
ROL MODELDİ, BİRİLERİNİ ŞAŞIRTTI
Çünkü bu dört isimden üçü için, “İran” yeni bir başlık değil. Ama içlerinden biri var ki tartışmayı başka bir seviyeye taşıdı: Feyza Altun.
Ana dili gibi Farsça konuşması herkesi şoke etti.
Geçmiş yıllarda CHP’de kadın örgütünün başına geçmek için aday olan, akabinde “Trans çocuklar vardır” diyerek LGBT sözcülüğünü üstlenen ve son olarak tartışılan ünlülerden Dilan Polat’la yakın arkadaşlığı gündem olan Altun, bir zamanlar “Cumhuriyet kadını” rol modeliydi. Birkaç gündür ise
Amerika ve İsrail’in desteklediği İran’daki sokak olaylarına Türkiye’den taraftar toplamaya çalışmasıyla
konuşuluyor.
Kemalist çevreler şaşkın. Ama asıl bakmamız gereken yer, geçmişin renkli sayfaları…
ZARRAB DOSYASININ MAGAZİN FİGÜRLERİ
Türkiye kamuoyu, yıllar önce
ismi etrafında dönen bir dosyayla sarsılmıştı. O dosya sadece bir yolsuzluk ya da magazin meselesi değildi.
İran’a uygulanan ambargolar, ABD yargısı ve Türkiye’nin ekonomik olarak hedef alınması gibi çok katmanlı bir operasyondu.
O dönemde Hadise ve Ebru Gündeş, bu dosyanın magazin cephesinde anıldı. Zarrab’ın o yıllardaki eşi Ebru Gündeş dosyanın “mağdur yüzü” haline gelirken, Hadise ile Zarrab arasındaki yasak ilişki iddiaları ve deşifre edilen mesajlar ortalığa saçıldı. Taraflar mahkemelik oldu.
İlginçtir, o kaotik süreçte Hadise’nin avukatı Feyza Altun idi.
Çok garip bir denklem değil mi?
Dün ABD yargısının Türkiye’yi sıkıştırmak için kullandığı davanın magazin figürleri, bugün ABD siyasetinin İran’ı karıştırmak için kullandığı sosyal medya aparatlarına dönüşmüş durumda.
Rıza Zarrab ise Amerika’nın itirafçısı olarak sahneden çekildi.
Gülben Ergen’i bu denkleme direkt sokamayız belki ama onun da sıkı bir Feyza Altun “fanı” olması, aslında İran sokaklarını ateşleme girişiminin “
” etkisini gösteriyor. Ergen’in, 8 Kasım 2023’te X’te paylaştığı; “Feyza Altun bugün ne yazmış diye bir durum sizde de var mı?” sorusu, zihin dünyasının kimlerden beslendiğini gösteriyor.
Birileri “fikri” üretiyor, diğerleri ise sorgusuz sualsiz “uygulayıcısı” oluyor demek ki.
Peki şu soru fazla mı iddialı:
Farsça konuşarak Türkiye’deki İranlılara seslenen Feyza Altun, aynı zamanda bağlantılı olduğu ünlü isimleri de “sahaya” sürmüş olabilir mi?
GAZZE’DE SUSKUNLUK, İRAN’DA ÇIĞIRTKANLIK
Tam burada durup düşünmek gerekiyor. Uluslararası bir meselede kamuoyu oluşturma gücüne sahip olduklarını düşünen aktörlerin
Gazze’de neden sustuğu, Yemen’i neden hiç görmediği ve Suriye’yi yıllarca neden duymadığıdır.
Bugün İran’da kimlerin ekmeğine yağ sürüldüğünü sorgulamak, Türkiye’nin sosyal medya kırılganlığı üzerinden ne tür tehditlerle karşı karşıya olduğunu anlamak demektir.
“SOKAKTA KURŞUN YEDİRECEKLER”
Bu “tesadüfün” arka planını ve İran sokaklarında kurgulanan büyük kaosu,
’nın bu haftaki 107. bölümünde İbrahim Ufuk Kaynak ve İran uzmanı Muhammed Berdibek ile enine boyuna konuştuk. Mesele sadece sokağa dökülen halkın haklı ekonomik talepleri değil. Bu talepleri önüne katarak İran’ı parçalamak isteyen “
”
dört bir koldan devreye girmesini göz ardı edemeyiz. İbrahim Hoca’nın
“Açlıkla terbiye edilen insanlara sonunda kurşun yedirecekler”
tespiti ile Muhammed Berdibek’in iyi niyetli protestoların içine sızan “kundakçı” ellere dair analizleri çok mühimdi.
TESADÜF MÜ “SERİNİN” DEVAMI MI?
Bugün sosyal medyada özgürlük paylaşımları yapan ünlülerin, bir anda nasıl emperyalist bir korodan ses verdiklerini gördük ve bunu etraflıca konuşmamız gerekiyor.
Emperyalizm ülkelere artık tankla tüfekle gelmiyor. Sanatçıyla geliyor, hukuk diliyle geliyor, sivil toplum örgütleriyle geliyor, sosyal medyadan geliyor.
Şu da var: Aynı isimler farklı dönemlerde, alakasız görünen ama coğrafi bağlantılarla yeniden sahneye çıkarılıyor. Bu yüzden, geçmişteki o magazin fotoğrafını yeniden açmak ve daha bir dikkatle bakmak şart. Gözden kaçan, satır aralarında kalan, polemiklerle öğütülüp yok edilmek istenen “bir şeyler” olsa gerek.
“Tesadüf” diyenler olabilir. Oysa Venezuela’daki hibrit darbe,
emperyalizmin rastlantıyla değil; planla, tekrar ederek ve herkesi şaşırtarak sonuç aldığını
bir kez daha gösterdi. Tüm bu sebeplerle İran’daki süreci takip ederken çok yönlü bakmak zorundayız.