Kemal Kılıçdaroğlu ve Özgür Özel bunu yapamaz mı?

04:0029/05/2026, Cuma
G: 29/05/2026, Cuma
Ersin Çelik

Türk siyasetinde birçok partide sayısız bölünme, ayrışma ve hesaplaşma yaşandı. Kaynamalar oldu, hizipler oluştu, yeni hareketler ve liderler sahneye çıktı. Dün alkışlananların bugün “hain” ilan edilmesine de alıştık, geçmişte yerden yere vurulanlara günümüzde “umut” bağlanmasını da… Kimse kızmasın ama sosyal medyanın da etkisiyle “siyasi omurgasızlık” neredeyse sıradanlaştı. Ancak CHP’de yaşanan kaosun eşi benzeri yok. Buna ne alışılagelmiş bir parti kavgası diyebiliriz ne de klasik bir liderlik

Türk siyasetinde birçok partide sayısız bölünme, ayrışma ve hesaplaşma yaşandı. Kaynamalar oldu, hizipler oluştu, yeni hareketler ve liderler sahneye çıktı. Dün alkışlananların bugün “hain” ilan edilmesine de alıştık, geçmişte yerden yere vurulanlara günümüzde “umut” bağlanmasını da… Kimse kızmasın ama sosyal medyanın da etkisiyle “siyasi omurgasızlık” neredeyse sıradanlaştı.

Ancak
CHP’de yaşanan kaosun eşi benzeri yok.
Buna ne alışılagelmiş bir parti kavgası diyebiliriz ne de klasik bir liderlik yarışı. Ucunun nereye ve kimlere dayanacağı belli olmayan çok katmanlı bir hesaplaşmayı izliyoruz. Genel başkanlık koltuğunun kimin hakkı olduğu tartışmaları bir yana; aylardır delege ayartmalarını, belediyelerden akan paraları, siyaset-sermaye ilişkilerini, medya ağlarını ve ihale düzenlerini konuşuyoruz.

Bu nedenle de CHP’de yaşanan her tartışma birkaç saat içinde karşılıklı ihanet suçlamalarına dönüşüyor.

İşin daha dikkat çekici tarafı ise şu: CHP içerisindeki sonuçları kestirilemeyen kavga belirgin bir fikir ayrılığı da üretmiyor. Mesela “Türk Solu” veya sosyal demokratlar siyasette yeni bir yola girmenin sebep-sonuçlarını yaka paça masaya yatırmıyor. Zaten böyle bir enerjileri de kalmadı.

Toplumun ve CHP seçmeninin önüne yolsuzluk iddiaları, para ilişkileri, kasetler, mahkemeler ve itiraflar saçıldığı için artık kimse siyaset konuşmuyor.
Dünyanın mevcut düzeni yıkılıyor, coğrafyamız yangın yeri ama ülkeyi yönetme iddiasındaki parti kaset savaşları veriyor.
Tam da bu noktada insan ister istemez soruyor:
CHP neden kendi içinde tüm tarafları ve kamuoyunu ikna edebilecek gerçek bir sorgulama başlatmıyor?
Madem ortada bu kadar ağır iddialar, mahkeme kararları, görüntüler ve belgeler var. Etkin isimler bir yandan da mahkeme kararlarını tanımayacaklarını ilan ediyor. O halde neden parti içinde bağımsız bir denetleme mekanizması kurulmaz? Üstelik böyle bir geleneği olan; yakın zamana dek vekillerinin önemli kısmını önseçimle belirleyen, belediye başkanlarını ilişkilerin değil “örgütün” aday gösterdiği bir yapısı var CHP’nin.

O halde, Kemal Kılıçdaroğlu ile Özgür Özel’in birbirlerini tasfiye etmeye çalışmak yerine CHP’nin üzerine çöken şaibe ve yolsuzluk bulutlarını dağıtacak ortak bir irade göstermesi gerekmez mi?

Oysa meseleye tamamen kurumsal sorumlulukla yaklaşılsa ve iki tarafın üzerinde uzlaşacağı bağımsız bir “Hakikat Kurulu” oluşturulsa CHP bu yokuş aşağı gidişten kurtulabilir.

Bunun için de CHP ile resmi bağları olmayan ancak partinin kodlarını çok iyi bilen isimlerden bir jüri bile oluşturulabilir. Aklıma; Sedat Ergin, Bekir Ağırdır, Soli Özel, Mine Gül Kırıkkanat, Ertuğrul Özkök, Mustafa Balbay, Fikret Bila, Faruk Bildirici, Ataol Bayramoğlu, Rıza Türmen, Sami Selçuk, Umur Talu, Zülfü Livaneli isimleri geldi. Daha birçok “CHP otoritesi” isim önerilebilir.

Uzun zamandır Gazze’den ve bazı sosyolojik meselelerden başka yazı kaleme almayan biri olarak neden böyle bir öneride bulunduğumu da izah edeyim.

Sahnede CHP var ancak ortada dolaşan iddialar, görüntüler, para ilişkileri, kasetler, mahkeme dosyaları ve karşılıklı suçlamalar toplumun siyasete olan güvenini aşındırıyor. İnsanlar artık hangi partiyi desteklerse desteklesin aynı soruyu soruyor:
“Bu ülkede siyasetin görünen yüzünün arkasında daha neler dönüyor?”

İşte tam da bu yüzden CHP bugün kendi içinde şeffaf ve cesur bir muhasebe mekanizması kurabilse Türk siyasetine de güçlü bir mesaj verir.

Uzaktan bir “izleyici” olarak hayal mi ediyorum? Halk TV ekranlarından başını kaldırabilen CHP’liler adına da gelin şu sahneyi zihnimizde canlandıralım.

Kemal Kılıçdaroğlu çıkıp dese ki:

“Yahu Özgür Bey… Ben de mahkeme kararıyla gelip o koltuğa oturmak istemem. Kaybettiğim kurultayla ilgili ortaya saçılan pis kokular beni rahatsız ettiği kadar seni de rahatsız ediyor olmalı. Eğer o koltuğa satın alınmış delege oylarıyla oturulmuş olma ihtimali varsa, gel hukuki geçerliliği, yani o ‘mutlak butlan’ iddialarını birlikte temizleyelim.”

Ardından Özgür Özel dönüp şöyle yanıt verse:

“Sayın Genel Başkan… Eğer ben o koltuğu hakkımla kazanmadıysam bana haram olsun. Şayet benim bilgim dışında birileri kirli işler çevirdiyse, bunu ortaya çıkarmak ikimize de vebaldir.”

Açıkça ifade edeyim, tarafların böyle bir diyaloğa girmesi için koltuklarından daha fazlasını kaybetmeye razı olmaları gerekiyor. Yani zor…

Benimkisi sadece
Türk siyasetinin itibarını
gözeten iyi niyetli bir öneri.
#CHP
#Kemal Kılıçdaroğlu
#Özgür Özel