Mahalleden, “hane”ye dönüşün durağı

04:0025/01/2026, Pazar
G: 25/01/2026, Pazar
Ersin Çelik

Tophane’den ayrılırken zihnimde, biraz da kalıplaşmış iki serzenişi artık silip atmak gerektiğini düşünüp durdum. Birincisi; “Bizim mahalle siyaseti çok sever ama sanata gelince biraz mesafelidir.” İkincisi; “ Bizim dünyamızda sanat geri plana itiliyor.” Siyasi tartışmalarla sabahlarız ama bir sergi salonunda, bir tablonun ya da hattın karşısında birkaç dakika tefekkür etmeye vaktimiz yoktur sanki. O “birazın” ne kadar olduğu ise ölçüsüzdür. Mahalleden kasıt ise malumun ilanıdır: “ İslami kesim

Tophane’den ayrılırken zihnimde, biraz da kalıplaşmış iki serzenişi artık silip atmak gerektiğini düşünüp durdum.

Birincisi; 
“Bizim mahalle siyaseti çok sever ama sanata gelince biraz mesafelidir.”
İkincisi; “
Bizim dünyamızda sanat geri plana itiliyor.”

Siyasi tartışmalarla sabahlarız ama bir sergi salonunda, bir tablonun ya da hattın karşısında birkaç dakika tefekkür etmeye vaktimiz yoktur sanki.

O “birazın” ne kadar olduğu ise ölçüsüzdür. Mahalleden kasıt ise malumun ilanıdır: “
İslami kesim
.”

En başından haddimi bilerek ifade edeyim, sanatsal faaliyetlerde eleştiri yapma, sorgulama mertebesinde değilim. Kültür sanat habercisi, yazarı veya sıkı takipçisi hiç değilim. Mahallesine imkanlar ölçüsünde sımsıkı sarılmaya çalışan bir gazeteci olarak, gözlemlerimi aktarabilirim ama. O nedenle, yukarıdaki özeleştirilerin çoğu zaman; kolaycılığın, görmezden gelmenin ve iyi örnekleri konuşmamanın da bahanesi olduğunu da “artık” söylemeliyiz.


***

VASATIN GAYRETİ VE MEMNUNİYET

İki misal vereceğim:

Ayşe Şahinboy’un kaleme aldığı, Osman Doğan ve arkadaşlarının sahnelediği ‘
Ziyafet Sofrası
’ isimli oyunun, memleketteki salon tekelleşmesine rağmen bine yakın sahnelenmesi çok mühimdir. İki sarhoşun yemek yiyebilmek için sığındıkları bir tekkede geçen olaylar örgüsünde mizahı zirvelere çıkaran bu “
vasat gayreti
” kendimce bir yere koyarım.
Geçenlerde ise AKM’de, kadim Mevlevî geleneğini dijital sanatla buluşturan ‘
Sema Nedir Bilir Misin
’ isimli mukabele deneyimini izlemeye gittik. Sahneden izleyiciye sirayet eden muazzam icra sona erdiğinde, bir süre salonu gözlemledim. Herkeste bir memnuniyet hali ve ferahlanma vardı. Gelmek ayrı, iki saatine değmiş olmanın memnuniyeti ayrıydı. Bu topluluk çok büyük oranda İslami camiayı temsil ediyordu.
Benzer bir ferahlığı, hatta daha derin bir aidiyet hissini hafta içi Tophane-i Amire’nin o heybetli kubbesi altında da müşahede ettim. Zihnimdeki o kalıplaşmış serzenişleri susturan, 
Albayrak Grubu’nun İslam Sanatları Sergisi oldu.

Bu duyguyu geçtiğimiz sene, 100 binden fazla ziyaretçi alan sergide de hissetmiştim.

Albayrak Grubu’nun artık gelenekselleşen ve her yıl İslam sanatlarının en nadide örneklerini gün yüzüne çıkaran takvimi, ihtişamlı bir sergiye dönüştü ve bu yıl tam da ihtiyacımız olan “
Hane
” temasıyla kapılarını açtı.

***

TOPKAPI’DAN İLHAMLA: “EVİNE DÖN”
“Aile Yılı”
 ilhamıyla kurgulanmış bu sergi, ziyaretçilerini duvarlara asılı levhaları gezdirmekle kalmıyor. İçeri girdiğinizde sizi karşılayan atmosfer, çağın günden güne parçaladığı ve yalnızlaştırdığı bizlere “
evine dön
” çağrısı yapıyor. Serginin küratörü Yasemin Karaca ile konuştuğunuzda, sergilenenin sadece estetik olmadığını anlıyorsunuz. 
“Eğer İslam eserlerinin bir evi olsaydı, orası şüphesiz Topkapı Sarayı olurdu” 
fikrinden yola çıkmışlar. Topkapı’nın o mahrem, o vakur has odalarından ilhamla Tophane-i Amire’nin içinde adeta manevi odacıklar, yani “haneler” kurmuşlar.
Sergideki detaylar, bir evi ayakta tutan sütunlar gibi. 
Hattat Mehmed Özçay
, klasik hat sanatını seramik yüzeyle buluşturarak “Hane”nin solo sergisine imza atmış. Sadece günümüzün usta hattatları; Seyit Ahmet Depeler, Savaş Çevik, Osman Özçay ve diğerlerinin eserleri yok. Her odada, 150-200 yıllık bir hat eseri, bugünün eserlerine adeta “büyüklük” yapıyor, onları himaye ediyor. Tıpkı bir evde dedenin, ninenin varlığının o haneye verdiği güvenin yerinde oturuyorlar.

Mustafa Gülay ve ekibinin hazırladığı dijital eserler ile Serap Ekizler Sönmez’in tasarladığı, tavandan odaların zeminine yansıyan geometrik kandiller, geleneğin teknolojiyle nasıl harmanlanabileceğini gösteriyor.


***

NASİHAT: EŞLER BİRBİRİNE “LİBAS”TIR
Serginin en çarpıcı yanlarından biri de verdiği mesaj. Bir hanede olması gereken, anne-baba hakkı, eşlerin birbirine “libas” (örtü) oluşu, ailenin birliği gibi konular, ayet ve hadislerin diliyle nakşedilmiş. Özellikle de Bakara Suresi’nin 187’nci ayetinde geçen “Onlar sizin için bir örtüdür, siz de onlar için bir örtüsünüz” beyanı, Hattat Seyit Ahmet Depeler tarafından mermer üzerine işlenen “
Libas
” eseriyle karşınızı çıkıyor ve başlı başına bir nasihat niteliğinde.

Sergide yer alan; 13 hat eseri, 17 seramik hat eseri, 12 tezhip eseri, 6 koleksiyon eseri, mermer işleme celî sülüs ve dijital eserler bir estetik bütünlük sunarak, ziyaretçileri İslam sanatlarının zengin süsleme geleneğiyle buluşturuyor.

Bizler sosyal medyada, sokakta veya ekranlarda aileyi “çözerken” veya tartışırken, birileri de ailenin içini sanatla, zarafetle ve imanla doldurmanın gayretini vermişler. Küratör Yasemin Karaca’nın, 
“Aileyi tehdit eden kopuşu değil, bir araya gelmeyi, yuva sıcaklığını hissettirmek istedik”
 sözü, Tophane’deki serginin ruhunu özetliyor.

***

MAHALLENİN İKLİMİ “HANE”DEN DEĞİŞİR

Tophane-i Amire’nin o büyüleyici atmosferinde dolaşırken şunu da düşünmemek elde değil: Kaybettiğimiz huzur, dışarıdaki çok sesli gürültüde değil, toplum olarak ihmal ettiğimiz hanelerimizin içindeki o sessiz tefekkürde saklı.

Sergi, 
28 Şubat’a kadar açık ve ücretsiz. 
Hemen önünde tramvay durağı var. O tarihe kadar kendinize ve ailenize bir iyilik yapın. Gerçek bir etkileşimde bulunun. Çocuklarınızın elinden tutun ve onları bu “Hane”ye misafir edin. Salonun hemen girişindeki Ketebe Çocuk köşesini de hatırlatmak isterim. Eğer giderseniz, çocuklarınızın hem gözleri hem de gönülleri şifa bulacaktır.

Yazının başında dile getirdiğim, “Bizim mahalle siyaseti sever ama sanata mesafelidir” serzenişini sonlandıracak yanıt belki de tam olarak burada bulunabilir. Çünkü “Mahalle” dediğimiz yer, nihayetinde “Hane”lerden oluşur. Biz hanelerimizi siyasetin yorucu gürültüsüyle değil de sanatın birleştirici, incelikli ve manevi sessizliğiyle doldurursak, mahallemizin iklimi de kendiliğinden değişecektir.

Artık yüksek sesle ifade edelim: 
İslami camiada sanat var, eser var, sanatçı var.
 Eksik olan çoğu zaman imkân değil, fark etmek, konuşmak ve sahiplenmek. Belki de yeniden öğrenmemiz gereken budur: Eve dönmek yalnızca bir mekâna ait olmak değil, bir bakış terbiyesi değil midir?

#Toplum
#Ersin Çelik
#Aktüel