Ofansif mizah: Güle oynaya kaybetme sanatı

04:001/07/2026, Çarşamba
G: 1/07/2026, Çarşamba
Yeni Şafak Haberlerini Daha Sık Gör: Tıkla ve Google'da Favorilere Ekle!
Ersin Çelik

Deniz Göktaş’ın politik mizah kesitleri bir süredir elden ele dolaşıyordu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik esprileri konuşuldu önce. Sosyal medyadan mesajlaşma gruplarına taşındı. Bir dostum, “İçeri aldırıp kahraman etmek istiyorlar” dedi. Ben de üzerine, “Aslında Erdoğan’a olan hayranlığını ifade ediyor” yorumu yaptım. Şöyle ki sürekli aynı kişiyi sahnenin merkezine koyuyorsan, ondan besleniyorsun demektir ve varlığı varlık sebebindir. Hedef aldığın kişi, bir süre sonra gösterinin amacına dönüşür.

Deniz Göktaş’ın politik mizah kesitleri bir süredir elden ele dolaşıyordu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik esprileri konuşuldu önce. Sosyal medyadan mesajlaşma gruplarına taşındı.

Bir dostum,
“İçeri aldırıp kahraman etmek istiyorlar”
dedi. Ben de üzerine,
“Aslında Erdoğan’a olan hayranlığını ifade ediyor”
yorumu yaptım.
Şöyle ki sürekli aynı kişiyi sahnenin merkezine koyuyorsan, ondan besleniyorsun demektir ve varlığı varlık sebebindir.
Hedef aldığın kişi, bir süre sonra gösterinin amacına dönüşür.
Bir ağabeyimiz Göktaş için şu tespitte bulundu:
“Zeki çocuk ama aylardır çalışarak ortaya çıkardığı espriler bu kadar zayıf mı olur?”
Peki kimler
“aldırmak”
istiyordu? Burada bir siyaset mühendisliği var. Bir ismi parlatmak, kitle inşa etmek, göze sokmak ve üzerinden belli çevreleri rahatsız etmek çok kolay. Birkaç sosyal medya ajansının ittirmesiyle, algoritmaları tetikleyen kesitler ve sinir uçlarına dokunacak söylemler yeterli. Her türlü kaostan beslenen sosyal medya dünyasında
bazı isimlerin zamanı geldiğinde “indirilmek için yüceltildiğini”
daha önce çok kez gördük.

Son 5-10 yılda Türkiye’de özellikle stand-up kulüpleri ve dijital platformlar sayesinde birçok isim öne çıktı. Arada ben de YouTube’da izliyorum. Çoğu Kadıköy merkezli salonlarda sahne alıyorlar. Hemen hepsi politik konulara giriyor. İzleyicileri var ama asıl yayılımları ise sosyal medyada gerçekleşiyor. Gösterilerden en çok alkış alan bölümler servis ediliyor.

Bir süre sonra
“ortak bir dil”
oluştuğu da fark edilmiştir. Aynı siyasi göndermeler, aynı
Silivri imaları…
Küfür ise sakız gibi.
Bu arada Ali Congun’u ayrı tutuyorum.
Gündelik hayatı, erkek-kadın ilişkilerini, gurbetçiliği, aileyi, kendi yaşantısını, öz eleştirilerini abartmadan ve samimi bir üslupla hicvediyor. Politik göndermeler yapıyor ama sahnesini siyasete vakfetmiyor.
Zira mizah hayattan beslenir.
Musti Kutsi de kaliteli mizah örneklerinden. Ülkeyi karış karış gezdi, insanı tanıdı, Türkçeyi anadili gibi öğrendi ve bizi dışarıdan bir gözle okudu. Özgünlüğü bundan.
Diğerlerinde ise tekdüzelik var. Esasen sahne alanların önemli kısmı,
tüm toplumu gözlemlemek yerine mahalle penceresinden bakarak konuşuyor.
Recep Tayyip Erdoğan’a birkaç gönderme yapacak, AK Parti seçmenini hafife alacak birkaç cümle kuracaksınız ki salon alkışlasın.
Bu arada Deniz Göktaş’a soruşturma açılmasının gerekçesi politik esprileri değil.
Kur’an-ı Kerim üzerine kurduğu saçma sapan cümlelerde suç unsuru tespit edildiği için.

Ne demiş diye baktım.

“İlk üç kitap iyiydi, dördüncüde çeviri zayıf. Dört kitap arasında en iyisi o bence, bir kere iddialı bir çıkış 600’lü yıllarda.”
“Yazan için de çok zor, aklına yeni bir fikir gelse ‘son kitap’ dedik.”
Ortaya çıkan şey gerçekten hem zayıf hem de
mayınlı arazide bilye oynamak gibi.
Ne cesur ne de zekice. Vasat.
O halde tartışmak gerekiyor:
Türkiye’deki yeni politik mizah, neden dönüp dolaşıp dini değerleri hedef alıyor?
Stand-up yaparken elbette iktidarlar eleştirilir. Toplumsal alışkanlıklar sorgulanır.
Ancak eleştiri ile küçümseme arasındaki o ince çizgi bizim ülkemizde fazlasıyla ihlal ediliyor.
İşte o zaman ortaya konan gösteri
inançlı insanların kutsallarıyla alay etme ayinine dönüşüyor.
Evet salondakiler gülüyor ama dışarıdaki milyonlar da
“böyle espri mi olur”
diye öfkeleniyor.

Belki de kendilerine "muhalif" diyenlerin mizahçıların en büyük açmazı tam burada başlıyor.

Sahnede cesaret gösterisi gibi sunulan cümleler, toplumun büyük kesimlerinde ters etkiye neden oluyor.

Burada ilginç bir çelişki de var.

Bugün Batı’da birçok komedyen, etnisiteler, kadınlar, engelliler ya da farklı yaşam biçimleri hakkında kullandıkları dile aşırı özen gösteriyor. Kırıcı, incitici, yıkıcı görünmekten çekiniyorlar. Gelgelelim
o sert mizahlarını daha çok dini değerlere geldiğinde sergiliyorlar.

Türkiye’de siyasi muhalefetin uzun yıllardır çözemediği problemlerden biri de bu aslında.

Dindar kesimi özümsemek yerine,
onların kutsallarını mizah malzemesine dönüştüren çevrelerden politik destek devşirme çabasındalar.
Şimdi de Deniz Göktaş’a dini değerleri aşağıladığı için açılan soruşturtmayı ifade özgürlüğünün kısıtlanması olarak siyasileştiriyorlar.
Sonra da toplumun neden bekledikleri politik tepkiyi vermediğine şaşırıyorlar. Ya da o salonlardan çıkamadıkları için sorunu vatandaşta görüyorlar. O nedenle de
her seferinde güle oynaya seçim kazanacaklarını düşünüyorlar.
Çünkü
butik mekanlardan
yükselen alkışın sandıktan çıkacak oy anlamına geldiğini sanıyorlar hala.
Haliyle, mizahi cesaretin bir yerden sonra politik kibre ve
“toplumu okuyamama kabiliyetsizliğine”
dönüştüğünü kestiremiyorlar.
Seçmen dediğimiz
geniş halk kitlesinin kendilerine tepeden bakarak gülenlerden hızla uzaklaştığı
inkâr edilemeyecek siyasal bir gerçek oysa...
#Deniz Göktaş
#Toplum
#Ersin Çelik