
Herhangi birimize “Bugün ne yaptın?” diye sorulsa, cevap yüksek ihtimalle o gün içinde yapılan işlerin sıralanmasından ibaret olacaktır. İşyerinde üç beş evrak düzenledim, faturaları ödedim, çeşmenin eskiyen contasını değiştirdim, marketten alışveriş yaptım, camları sildim, pilavın yanına kuru fasulye pişirdim, raporlarımı yazdım, kimya notlarına çalıştım, köpeğimi gezdirdim ve bunun gibi başka rutin işler… Bu işlerin getirdiği yorgunluk ve bıkkınlığı saymazsak içinde duyguların, tefekkür, tasavvur ve tahayyülün olmadığı bir dünya…
Sadece bedenen yaşayan bir canlıymış gibi görüyoruz çoğumuz kendimizi. Günlerin içini sadece işle güçle, yapılması ve yetişilmesi gereken işler üzerinden algılıyor ve tarif ediyoruz. Mesela bu soruya filanca konuyu düşündüm, kahvemi içerken hayallere daldım, ayırdına varmadan geçtiğim ne çok şey olduğunu farkettim, uzun uzun ufku seyrettim gibi cevaplar veren neredeyse yok denecek kadar azdır. Neden? Çünkü bunları yapan yok denecek kadar az artık!
İnsanın iç dünyasının dış dünyasından çok daha büyük, hatta sonsuz olduğunu söylemeye gerek var mı? Peki o sonsuz dünyaya dönük bir bakışımız var mı? Yok ne yazık ki! İşler, güçler, rutinler, bizi tamamen pasifize ederek sadece bir izleyiciye, bir kullanıcıya dönüştüren, bir illüzyonun kapılmışı kılan tüketici aktivitelerden ibaret sanki hayatımız. Bu yüzden hiçbir esaslı meseleye odaklanamıyor, hayatımızı gerçekten bizim kılan, sadece bizim kılan başkalıkları göremeden, kendi hayatımızın nice eşsiz hikayeler gizleyen kıvrımlarının ayırdına varamadan yaşayıp gidiyoruz.
Johann Hari’nin ‘Çalınan Dikkat’ ismini verdiği kitabında bugün hemen hepimizin yanlış bir yerde yaşadığımıza işaret ediyor: “Odaklanma becerimizi artırmak için yapmamız gerekenleri öğrendikçe belirgin bir paradoks içinde yaşadığımızı fark ettim. Yapmamız gerekenlerin birçoğu o kadar bariz ve alelade şeyler ki: yavaşlamak, aynı anda tek bir iş yapmak, daha fazla uyumak. Bunların doğru olduğunu bir düzeyde hepimiz biliyoruz, ama tam tersi yönde hareket ediyoruz: daha çok hız, daha çok o işten bu işe geçmeler, daha az uyku. Ne yapılması gerektiğine dair bilgimiz ile ne yapabileceğimize dair hissettiklerimiz arasındaki uçurumda yaşıyoruz.”
‘Çalınan Dikkat’ çarpıcı olduğu kadar uyarıcı bir kitap ismi… Dikkat dediğimiz meleke, insanın zihnini bir şeye, bir şeylere yoğunlaştırmasıyla kazanılabiliyor. Şimdilerde bunu yapamıyoruz; çünkü her gün sabahın ilk ışıklarından gecenin son uyanık anlarına kadar, bakışlarımızı birçok şeye aynı anda çeken dikkat dağıtıcıların kucağına; görme kabiliyetimizi sadece görsel temasla sınırlandıran ve zihinlerimizi büyük ölçüde devre dışı bırakan bir döngünün içine bırakıyoruz kendimizi. O döngü, sürekli bir akışa maruz kılarak gördüklerimizin muhakemesini yapmamıza imkan vermeyen, vakit bırakmayan hipnotik bir döngü!
Johann Hari, aynı kitabında akan ekranlarda göz attığımız şeylerle kitaplardan okumanın farkını şöyle anlatıyor: “Kitap mecrasının bize basılı sözcüklerin ilettiği anlamdan önce söylediği şeyler var. Birincisi, hayatın karmaşık olduğunu, hayatı anlamak istiyorsanız derin düşünmeye önemli bir zaman ayırmanız gerektiğini söylüyor. Yavaşlamanız gerektiğini. İkincisi, diğer kaygılan bir kenara bırakıp cümle cümle, sayfa sayfa dikkatinizi tek bir şeye vermenin kıymetli olduğunu söylüyor. Üçüncüsü, diğer insanların nasıl yaşadığı, zihinlerinin nasıl çalıştığı hakkında derinlemesine düşünmenin önemli olduğunu söylüyor. Sizin gibi onların da karmaşık iç dünyaları olduğunu.”
“Sanki gözlerimizi artık sadece” dedi yanındakine beyaz saçlı adam, “bizi zihnimizden uzak yerlere götürmeleri için kullanıyoruz!”
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.