
Sürekli bir hareketin içinde olmazsak sıkılıyoruz. Hayatımızda yer açtığımız her şeyin bizi eğlendirmesi, hayat ve insan hakkında düşünmekten alıkoyması gerekiyor. Kendimizden de insan olmaktan da insanı düşünmekten de kaçmaya çalışıyoruz. Böyle bir hayata kodlandık. Hiçbir şey canımızı acıtmasın istiyoruz, içimize dokunmasın, özümüzü bize hatırlatmasın.
Yaşadığımızı nasıl hissedeceğiz peki?
Bir şeyler içimize dokunmalı, insan doğrudan insan olmakla ilgili o sancıları çekmeli. Ancak böyle olursa bir kalp sahibi olunur. Ancak böyle olursa bir insaf, bir izan, bir idrak oluşur insanda. Etrafa bakıp “Dünya ne hale geldi” diye söyleniyoruz. Kim emek veriyor ki hayatına! Kim taşımayı göze alabiliyor ki insan olmanın yükünü omuzlarında!
Rahmetli Ayşe Hanım, Ayşe Şasa, mekânı cennet olsun, ne güzel parmak basmış meselenin bam teline: “Yüce, aşkın değerlerin varlığına, hakikate sırt çevirmiş hümanist kültür, modern insanın kulağına, kendisinin âlemin merkezi olduğunu fısıldamış, ona ilahlığını beyan etmiş; zuhur eden büyüklük hezeyanının ağırlığına dayanamayan insanoğlu, tüm dengesini yitirerek, bu kez iki adımda bir küçüklük hezeyanlarının, mikromaninin girdabına yakalanmaya yüz tutmuştur. Modern yalanın bedelidir bu.”
Bu yalan dolan lafazanlıklarla yüzleşmemiz gerekiyor. Bu tokatları yemeliyiz hepimiz. İnsanlığımızı, kendimizi başka türlü hatırlama ihtimalimiz yok görünüşe göre. Bugün yaşanan hayata, bugünün insanlığına itirazı olmayanlara söylenecek bir şey yok. Ama eğer olan bitene bir itirazımız varsa, daha hakiki bir hayat ve insanlık için o itirazımızı canlı tutacaksak canımız biraz acıyacak. Hakikatin bir bedeli var. Yalanlardan kurtulabilmek o bedelleri ödemekle mümkün. O çileleri çekmekle…
Eğlenmek, vakit geçirmek, ihtiraslarımızın elinde oyuncak olmak için gelmedik dünyaya. Bunun için gönderilmedik. Kendi hakikatimizi aramak, bunun kalp yükünü taşımak için geldik. Bu derde gönüllü olmak durumundayız. İçimizde yaşamaya devam eden, içimize sıcaklık veren ne varsa onları da bu şuurla yaşatmak zorundayız. Güzelliğimizi, iyiliğimizi, inceliğimizi kaybedersek hayatiyetimizi de kaybederiz.
Bir şeyleri karşılıksız sevmek, âlemi güzelleştiren her şeye hayranlık beslemek bizi de iyi insan yapacaktır, buna inanalım. İnsanlığımızı hissetmemizi sağlayacak olan budur. Bu hassasiyete sahip olduğumuz sürece, derdini kendine derman kılanlardan olabilmek için de yollar açılabilir önümüzde, bu konuda ümitli olalım, ümitli kalalım.
Araya bir Mesnevi serinliği, bir aşk harareti koyalım: “Ey gönül, sen daima can güneşini ara. Onun nuru senin nurunla dosttur. Can güneşini bulunca ondan ayrılma, ayrı durma. Her ne kadar, o senin gönlünün derinliklerinde, perde arkasında ise de senden beklenen onu arayıp bulmandır. Aslında o da seni aramaktadır. Sen onu, ancak onun nuru ile görebilirsin. Onun nurundan onun zâtını görmen gerek.”
“Ne acayip dünya” dedi meczup, “duranlar bir yerde durmuyor, gidenler bir yere gitmiyor!”
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.