İslâmî siyaset ve devlet

04:001/02/2026, Pazar
G: 1/02/2026, Pazar
Hayreddin Karaman

Önceki yazımı şöyle bitirmiştim: “Uygulamadaki önemli yanlışlara ve tehlikeli davranışlara da bir başka yazımda yer vereceğim, inşallah.” Her şeyden önce, İslam’ın fertten ve ümmetten talepleri siyasetsiz ve devletsiz yerine getirilemez; bu sebeple de siyaset ve devleti dinden ayrı tutmak İslam’ın tabiatı ile uyuşmaz. Ancak şartlar İslâmî devletin ve yönetimin oluşmasına elvermemişse İslam da ortadan kalkmaz, yok olmaz; Müslümanlar her hal ve şartta güçlerinin yettiği, rejimin imkan tanıdığı kadarı

Önceki yazımı şöyle bitirmiştim: “Uygulamadaki önemli yanlışlara ve tehlikeli davranışlara da bir başka yazımda yer vereceğim, inşallah.”

Her şeyden önce, İslam’ın fertten ve ümmetten talepleri siyasetsiz ve devletsiz yerine getirilemez; bu sebeple de siyaset ve devleti dinden ayrı tutmak İslam’ın tabiatı ile uyuşmaz. Ancak şartlar İslâmî devletin ve yönetimin oluşmasına elvermemişse İslam da ortadan kalkmaz, yok olmaz; Müslümanlar her hal ve şartta güçlerinin yettiği, rejimin imkan tanıdığı kadarı ile İslam’ı hayatlarına uygularlar.

“Güçlerinin yettiği kadar” ne demektir?

Bu sorunun cevabı teoride tartışılmıştır.

Sonu topyekûn kırılma da olsa İslâmî devlet ve düzeni kurmak için isyan ve mücadele edilir.

Bu görüşü Ehl-i Sünnet kabul etmemiştir.

2. Sabredilir, dua edilir, yapılabilen ibadetler vb. yapılır, sonuç Allah’tan beklenir. (Ehl-i Sünnet’ten buna katılanlar vardır.)

3. İmkanların oluşması beklenir ve bunun için çalışılır (Bu da Ehl-i Sünnet’e ait görüştür.).

Bu teorik açıklamalar karşısındaki uygulamaya bakalım:

1. Ehl-i Sünnet’e göre şartlar oluşmadığı halde kendilerine göre bir İslam tarif edip silaha sarılanlar ve sarılmayanları, kendilerine katılmayanları tekfir edenler, öldürenler oluyor; bu bir çeşit intihardır, sapmadır ve caiz değildir. (İslam’ın ve ümmetin düşmanları ya bunları icat ediyorlar veya kullanıyorlar).

2. “Müslümanlar her çeşit rejimde yaşarlar, ibadetlerini yaparlar, devlet ve siyaset onların işi değildir, İslam ile laiklik bağdaşır” diyenler ve Müslümanlara bu yolu gösterenler. Bu da sapmadır.

3. İslam’a uygun olmayan siyasi sistem ve rejim içinde yaşayan (ümmeti teşkil etmek üzere hicret imkânı da bulamayan) Müslümanlar, “Ehl-i Sünnet’e göre yapabildikleri kadar” dinlerini yaşarlar. Mesela:

a. İslam’da hakemlik uygulaması vardır, laik sistem, Müslümanların dâvalarını kendi kurdukları hakemlik sisteminde çözmelerine mâni olmaz.

b. Demokratik anayasanın tanıdığı, laikçilerin engellediği haklarını almak için usulüne göre mücadele edebilirler (Başörtüsü, imam-hatipler, üniversitelere giriş, devlette uygun görev, faizsiz sigorta ve finansman… böyle elde edilmiştir).

c. Kreşten başlayarak özel okullar açabilirler, burada doğru ve tam İslam’ı öğretir, çocuklarını Müslüman olarak yetiştirmeye gayret edebilirler.

d. Müslüman halkların birbirinden kopuk ulus devletlerinin olması İslam’a göre değildir; zaruret bu olguyu doğurmuş olabilir, ama Müslümanlar, bu ulus devleler arasında bir şekilde birlik kurmak ve ümmeti oluşturmakla yükümlüdürler; bunun için canla başla çalışabilirler…

Demek ki neymiş?

Kırmadan, dökmeden, kırılmadan, dışlamadan, parçalamadan, çatışmadan (fitne çıkarmadan) yapılabilecek çok şey varmış!

#aktüel
#hayat
#Hayreddin Karaman