
Kur’an’da yok, öyleyse İslam’da da yok” diyenlere, daha yazının başında şunu hatırlatmak isterim:
Kur’an’da Peygamberimiz var, O’na uyan, yolunda yürüyenleri Allah’ın seveceği müjdesi var, O’nun, “şâhid, müjdeci, uyarıcı, Allah’ın izni ile O’na çağırıcı ve aydınlatan ışık” olduğu var, insanlara gönderilen Kitab’ı onlara açıklama vazifesi, Allah tarafından O’na yüklendiği var, O’na itaat edenin Allah’a itaat etmiş olacağı düsturu var, Allah ve Resulü bir konuda hüküm verince kimsenin başka bir seçeneği olamayacağı var…
Şu hâlde Kur’an’da Peygamberimiz var, Peygamberimiz’in sünneti var, hasılı Hz. Peygamber (veya sünnet) Müslümanlığı var.
Sünneti bir yana bırakıp Kur’an Müslümanlığından bahsedenler Kur’an’ı okuduklarını zanneden ama okumamış olanlardır.
Bu girişi, önem sırası gerilerde olan bazı konuları gündeme getirip, ümmetin bunca dağ gibi meseleleri varken onları meşgul eden sözde “Kurancılar” için yaptım.
Dün akşam birkaç dost ile sohbet ederken birilerinin, “Namazda, Fatiha’dan sonra âmîn demenin bid’at olduğunu ve Kur’an’da bulunmadığını” ileri sürerek gündem oluşturmaya çalıştıklarını” söylediler, ben de bu yazıyı yazmaya niyetlendim.
Yolunu şaşırmamış bir Müslüman, böyle bir iddia ile karşılaştığında “Peygamberimiz ne demiş, ne yapmış” diye sorar, eğer sahih yoldan bir rivayete ulaşırsa onun sözü veya uygulamasının Kur’an’daki yerine atfen, “Bu, Kur’an’da var sayılır” der.
Önce, tarihçilerin “belgesi yok, uydurma” dedikleri ama meşhur olan ibretlik bir hikâyeyi hatırlatmak istiyorum:
Fatih, İstanbul’un kapılarına dayandığında Bizanslı din adamları meleklerin cinsiyetini tartışıyorlarmış.
Dünyada iki milyar Müslüman, sesli veya sessiz olarak namazda, Fatiha’dan sonra “âmîn!” diyorlar. Âlim, cahil, imam, cemaat, çeşitli mezheplere mensup Müslümanlar bu uygulamayı asırlardır yapıyorlar; “böyle bid’at olur mu” bire ahmaklar!
Yeri gelmişken hemen her ilmihal kitabında bulunan konuyu özetle aktarayım:
Allah Resûlü (aleyhissalâtu vesselâm), “İmam, Fatiha’yı tamamlayıp ‘âmîn’ dediğinde siz de ‘âmîn’ deyiniz. Çünkü o esnada melekler de ‘âmîn’ derler. Âmîn’i, meleklerin ‘âmîn’ine muvafık düşen kimsenin geçmiş günahları affolunur” buyurmuşlar (Buhârî, Daavât 63; Müslim, Salât 72).
Bu hadise göre namazda Fatiha’dan sonra “âmîn” demek sünnettir. “Allah’ım, duamı kabul et!” demektir.
Hanefî ve (mezhepte kabul edilen görüş itibarıyla) Malikî mezheplerine göre “âmîn”; gerek imam, gerekse cemaat tarafından sessizce söylenir. Bu, cehrî (kıraatin açıktan yapıldığı) namazlarda da, hafî (kıraatin sessiz yapıldığı) namazlarda da böyledir.
Şâfiî ve Hanbelî mezheplerine göre ise cehrî namazlarda bu sözün sesli olarak ve imamla birlikte söylenmesi sünnettir.
Şu hâlde Fâtiha’dan sonra “âmîn” demek dört mezhebe göre sünnettir. Sesli veya sessiz söylenmesi konusundaki farklı açıklamalar ise, örnek uygulamalarla ilgili farklı rivayetlere dayanmaktadır.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.