Mezhepsizlik

04:005/04/2026, Pazar
G: 5/04/2026, Pazar
Hayreddin Karaman

Konuları ve sözleri bağlamından çıkararak, dahası apaçık iftira ederek aleyhimde yazan ve konuşanlara yıllardan beri ben de konuşarak, makale ve kitap yazarak gerekli cevapları verdim. Bunların bir özetini www.hayrettinkaraman.net adresli sitemde görmek mümkündür. Şimdi bu konuda birkaç yazı daha yazma ihtiyacı duydum; çünkü sosyal medyada bir ilahiyat hocası, aşağıda tanıtacağım “Mezhepsizlik” isimli kitaba atfen beni Ehl-i Sünet dışına itivermiş. Kendisine kısaca işin doğrusunu yazdığım halde

Konuları ve sözleri bağlamından çıkararak, dahası apaçık iftira ederek aleyhimde yazan ve konuşanlara yıllardan beri ben de konuşarak, makale ve kitap yazarak gerekli cevapları verdim. Bunların bir özetini www.hayrettinkaraman.net adresli sitemde görmek mümkündür.

Şimdi bu konuda birkaç yazı daha yazma ihtiyacı duydum; çünkü sosyal medyada bir ilahiyat hocası, aşağıda tanıtacağım “Mezhepsizlik” isimli kitaba atfen beni Ehl-i Sünet dışına itivermiş. Kendisine kısaca işin doğrusunu yazdığım halde yine de fikrini değiştirmedi.

Konumuz, birçok kişinin, benim adımın yanında andıkları “mezhepsizlik”tir.

Önce, bu konularda titiz ve geleneğe saygılı bir başka ilahiyat hocasından mezhebsizlik ne demektir sorusuna verdiği cevabı aktarayım:

1.Bir kurum olarak “mezheb”i tanımayanlar. Bu grupta yer alanların genel ve ortak tavrı, mezhebi Kur’an ve Sünnet’e rağmen ortaya çıkmış tefrika unsuru bir kurum olarak görmektir. Bu grup, mezhep müntesiplerini “bid’atçi” olarak görenlerden, “müşrik” diye niteleyenlere kadar geniş bir yelpaze oluşturur.

2. Bir kurum olarak mezhebe karşı olmamak, mezhep imamlarına gerekli ihtiramı göstermek ve mezhebe tabi olmayı hiçbir olumsuz sıfatla nitelememekle birlikte, birtakım (veya “bütün”) fıkhî meselelerde içtihat iddiasında olanlar.

Peşin olarak şunu söylemeliyim: Benim inancım, düşüncem ve uygulamamın, bir numaralı paragrafta tarif edilen mezhepsizlerle uzaktan yakından alakası yoktur ve olamaz.

İki numaralı paragrafta tarif edilen ve buna “mezhepsizlik” demeyi yanlış bulduğum tarif, şimdi yapacağım bir ilâve ile bana uyar:

a) Ben, “bütün fıkhî meselelerde içtihat” iddiasında değilim.

b) Bir fıkıh mezhebine bağlanmak farzdır ve kişi, bağlandığı (iltizam ettiği) mezhepten başka muteber mezheplerle amel edemez diyenlere katılmıyorum.

Eğer bu anlayış ve uygulamaya mezhepsizlik denirse geçmişte ve günümüzde, bazı büyük Hanefî âlimler de dahil olmak üzere nice “mezhepsizler” bulunduğunu söylemeliyim; Bunlardan İbnu’l-Humâm, İzzüddîn b. Abdüsselam gibi bazılarından, nakiller de yapacağım.

Önce, tercüme ettiği bir kitapta benimle mezhepsizlik arasında bağ kuran (hâlâ kullanılıyor) ve onun sebep olduğu fitne hakkında uzunca kaçacak ve hatıra kıvamında bazı şeyler yazacağım:

Kitabın adı: İslam Dinini Tehdit Eden En Korkunç Fitne Mezhepsizlik.

Yazan: Said Ramazan el-Bûtî,

Çeviren: Durmuş Ali Kayapınar, Konya, 1976.

Taklîdin her türlüsünü reddeden ve herkesin kendi çapında ve kendisi için içtihat etmesi gerektiğini savunan, dolayısıyla mezhepleri, mezhebe intisabı kabul etmeyen Nâsıruddîn el-Elbânî isimli ilim adamına karşı Suriyeli Saîd Ramazan el-Bûtî bir kitap yazıyor. Bu kitabın içindekiler okunduğunda benimle Bûtî’nin içtihat ve taklît hakkında aynı görüşte olduğumuz anlaşılıyor. Fakat çeşitli sebeplerle bana ve hizmet arkadaşlarıma karşı çıkan “hasta adam” D.A.K., bu kitaba çok uzun bir önsöz yazıyor ve kitabın arka kapağını da bana yönelik itham ve iftiralarla dolduruyor. Bunları okuyanlar kitabın aslının da bana karşı olduğunu sanıyorlar. Bu kitap İslâmî kesime mal edilen ve “ülkemizde İslâmlaşma usulünde anlaşamadığımız” bir parti ve bazı sivil kuruluşlar tarafından paralı parasız dağıtılıyor. Kitabın arka kapağındaki sözler yenilir yutulur cinsten değil ve bunların, Bûtî’nin kitabında asla yeri yok.

Bakın neler diyor: “Mezhepsizler diyor ki: Müslümanlar bir din devrimine şiddetle muhtaçtır… İslam hükumetleri din ile siyaseti birbirinden ayırmaya mecbur kalacaklardır…Dört imamı taklid etmek küfürdür… Mezhepliler Allah’ı bırakıp da… mezhep imamlarını kendilerine ilah ve rab edinmişlerdir… İctihad yapmak gayet basittir…Salâ vermek sapıklıktır. Salâ veren müezzin müşriktir… Eli tesbihliler sefihtir, alçaktır, sapıktır, bid’atçıdır…”

Bu din, ahlâk, ilim dışı sözleri söylemekten Allah’a sığınırım.

Geçmişte ve günümüzde sayıları az da olsa bazı kimseler çıkmış, taklîdi yani kişinin dînî bilgiyi Kitap ve Sünnet yerine kişilerden almasını farz kılmış ve bu bilgilerin asıl kaynaklarını araştırmasını menetmiştir.

Bazı kimseler de bir Müslümanın bütün dînî hayatında bir mezhebe bağlanmasının caiz olmadığını ileri sürmüşlerdir. Günümüzde bu iki grubun temsilcilerine, yazının başındaki tarife de yakın olarak “mezhepsiz” denilmektedir. Nitekim Dr. Saîd Ramazan el-Bûtî “el-Lâmezhebiyye…” isimli kitabında bu ikinci grubu hedef almış ve görüşlerini reddetmeye çalışmıştır.

Ülkemize gelince bu mevzûda önemli bir aldanma, aldatma ve yanlış anlama ile karşı karşıya bulunuyoruz. Bildiğimize göre Türkiye’de taklîdi mutlak mânâda haram sayan ve tek mezhebe bağlı kalmayı caiz görmeyen hiçbir ilim adamı mevcut değildir. Bizim müdâfaa ettiğimiz görüş şudur: Bir Müslüman bütün ömrü boyunca tek mezhebe bağlı kalabilir; bu caizdir. Ancak ihtiyaç duyarsa başka mezheplerden de istifade edebilir; o mezhep âlimlerinin fetvâlarıyla da amel edebilir… Bu görüşümüzü paylaşan; daha doğrusu bizim görüşlerine katıldığımız âlimler ise dört mezhebin en mûteber âlimleridir. İbn Nüceym el-Mısrî, İbnu’l Hümâm, İzzuddîn b. Abdüsselam, İbn Emîr-i Pâdişâh, Elmalılı M. Hamdi Yazır, Ahmed Hamdi Akseki bunlardan yalnızca birkaçıdır. Hatta yukarıda açıkladığımız mânâda mezhepsizlik aleyhine kitap yazan Dr. Said Ramazan merhum da bizim müdâfaa ettiğimiz görüşün mezhepsizlik ile hiçbir alâkası olmadığını, bunun caiz olduğunda Ehl-i Sünnet âlimlerinin ittifak eylediğini bildirmiştir (el-Lâmezhebiyye, Dimaşk, 1970, s. 10, 34 vd.).

Buradan devam edelim.

#Aktüel
#Mezhep
#Hayreddin Karaman