Tefsir, te’vîl/yorum ve İslam

04:0030/11/2025, Pazar
G: 30/11/2025, Pazar
Hayreddin Karaman

Kur’an-ı Kerim’i anlama ve açıklamayı -Allah’ın bizzat açıklamaları dışında- Peygamberimiz (s.a.) yapar, ashâb yapar ve bir de sonrakiler (Mâtürîdî’ye göre fukahâ) yapar. Bu anlama ve açıklamalara “Allah’ın muradı, onun katındaki doğru anlayış, mutlak İslam budur, diyebilmek için ya Peygamber veya onun yanında bulunup ilgili olaylar üzerine yapılan açıklamalara şahit olmuş sahâbî olmak gerekir ve bu anlayış “tefsîr”dir. Bunların dışında kalıp akıl, dil, usul ve diğer bilgilere dayalı olarak anlama

Kur’an-ı Kerim’i anlama ve açıklamayı -Allah’ın bizzat açıklamaları dışında- Peygamberimiz (s.a.) yapar, ashâb yapar ve bir de sonrakiler (Mâtürîdî’ye göre fukahâ) yapar.

Bu anlama ve açıklamalara “Allah’ın muradı, onun katındaki doğru anlayış, mutlak İslam budur, diyebilmek için ya Peygamber veya onun yanında bulunup ilgili olaylar üzerine yapılan açıklamalara şahit olmuş sahâbî olmak gerekir ve bu anlayış “tefsîr”dir.

Bunların dışında kalıp akıl, dil, usul ve diğer bilgilere dayalı olarak anlama ve açıklama yapanların hüküm, anlayış ve yorumları beşerîdir, “Allah’ın muradı budur” denemez, “Birkaç anlama yönü vardır, ben bunlardan şunu tercih ediyorum, doğrusunu Allah bilir” denir ve bu anlayış/yorum “tevîl”dir..

İmam Ebu Mansur Mâtürîdî’nin Te’vîlat isimli kitabının başına bakılırsa yukarıda yazdıklarım görülür.

Bu bilgi ne işimize yarar?

Çok işimize yarar da bazılarını sıralayayım:

1. Genel olarak tevile de tefsir denmiş, bu iki kelime -Mâtürîdî’nin tevil dediği- manada kullanılmıştır. Şu halde Kur’an’ı anlama ve anlatma faaliyeti yapan sahâbe sonrası alimler, yaptıkları için “Allah’ın muradı budur, İslam da bizim anladığımız ve anlattığımızdır, buna uymayanların anlayış ve uygulamaları değildir” diyemezler.

2. İctihad ve tefsir/tevil yapabilecek kadar alim olanlar bütün güçlerini sarf ederek anlamaya, çözüm çıkarmaya çalışırlar, çıkan sonuç her biri için –onun anlayışına göre- Allah’ın muradı ve hükmüdür, göreceli olarak İslam’dır, onunla amil olurlar, Allah katındaki mana ve murada isabet etmiş isler iki sevap, yanılmış iseler bir sevap kazanırlar; sevap kazandıran anlayışların tamamı birden İslam’dır, tek İslam’ın /Kur’an’ın, beşer fıtratının icabı olarak farklı yorumlarıdır. Meselâ itikadla ilgili açıklamalarını ümmetin kahir çoğunluğunun kabullendiği Mâtürîdî ve Eş’arî’nin farklı açıklamaları iki ayrı din değildir, bir dinin bazı konularda, meşru görülmüş iki farklı anlama ve açıklamalarıdır. Fıkıh mezhebleri de böyledir; Şâfîler de müslümandır, Hanefîler de müslümandır, dinleri birdir, İslam’dır; ictihadları da -Hanefî, Şâfiî gibi isimlerle anılsa da- göreceli İslam’dır, ictihadlar arasında, bazı konularda tabii olan anlayış farkı vardır o kadar.

3. Kadimden beri kullanılmış ve onanmış usûle dayalı anlayışlar, açıklamalar (Kelam, fıkıh, tasavvuf, İslam felsefesi) ve bunların farklı kollarından biri “İslam yalnız bizimkidir, diğerleri değildir” derlerse -fitne çıkarmak üzere yapılmış kasıtlı saptırma olmaması halinde- büyük bir hatanın içine düşmüş olurlar.

4. Şu halde İslam’ı, “Yalnız fıkıh ve kelamdan, yahut yalnız tasavvuftan, veya tek başına İslam filozoflarından öğrenin, diğerlerine itibar etmeyin” diyenler; unvanları, kılık kıyafetleri ne olursa olsun ya cahil veya bağnazdırlar, bağımlıdırlar.

İbn Ömer (r.a.)'in şöyle dediği nakledilmiştir: "Resûl-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hendek savaşı bitince bize şu talimatı verdi: "Hiç kimse Beni Kurayza'ya varmadan ikindi namazını kılmasın!" Birlik yolda iken ikindi namazının vakti girdi. Bunun üzerine bazıları: "Biz Beni Kurayza'ya varmadan namazı kılmayacağız" diyerek namazı kılmadı, kimisi de: "Olur mu öyle şey, biz namazı kılacağız. Bizden namazı kılmamamız istenmedi ki..." dediler. Bu durum Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e anlatılınca hiç birisine kızıp serzenişte bulunmadı.

Bu olay bize, yorum (tefsir, ictihad; yani usul) konusunda önemli bir ipucu veriyor: “Anlamada ve uygulamada söze mi, maksada mı yönelmek gerekir?” Efendimizin yalnız birini tercih etmemiş olması, duruma göre her ikisinin de devrede tutulması gerektiğine işaret etmektedir.

Usule uygun hangi ictihad olursa olsun İslam’ın dışında değildir ve ictihadı/tefsiri yapanlara ve onlara sorarak uygulayanlara göre Allah’ın hükmü budur, başkalarına göre de kendi yorumlarıdır, Allah’ın hükmü ve muradı inancıyla yapılan ise kulluktur, dindarlıktır, tek din İslam’ın, kulun anlayışına göre uygulanışıdır.


#tefsir
#yorum
#İslam