
2017 yılından bu yana; dünyanın “Güçlü Liderler, Patron Devletler” dönemine girdiğini, İkinci Dünya Savaşı sonrası düzenin bittiğini, o dönemin ezberleri ile geleceğin dünyasını tahmin etmenin imkânsız olacağını, “güç tanımı”nın esas olduğunu, bu yüzden ülkelerin alabildiğine güce yatırım yapacağını yazıyorum.
Bu dönemde bütün devletlerin merkezi iktidar alanını güçlendireceğini, savunma kalkanlarına yatırım yapacağını, kurumlardan çok “güçlü liderler”in ülkeleri sürükleyeceğini, küresel güç haritasını da bu liderlerin formatlayacağını çok kez tartıştım.
Mesela 18 Mayıs 2017’deki “Dünyayı değiştirecek üç adam” başlıklı yazıda şunları söylemişim:
Güçlü liderlerin başını çektiği, yönettiği, şekillendirdiği yeni bir dünya oluşuyor. Devletler, kurumlar, siyasi söylemler, politik hesaplar, yerleşik sistem liderlerin gerisine düştü.
Önceden liderler yerleşik sisteme göre şekil alırdı, yeni dönemde yerleşik sistemler liderlere göre biçimleniyor. Bu alanda en çarpıcı örnekler Erdoğan, Putin ve Trump’tır.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, yerleşik sistemin çok ağır baskıları altında mücadele etti. Hayatını ortaya koydu ve siyasi söylemiyle, iktidar anlayışıyla, çizdiği yol haritasıyla yerleşik sistemle mücadele ede ede bugünlere geldi.
Türkiye, yeniden biçimlendirmeye dönük dev adımlar attı. İçerideki dönüşümde başarı sağladıkça dışarıda büyük adımlar atmaya başladı.
Türkiye, kendisini, geçmişin iddialarıyla geleceğe taşımaya, Soğuk Savaş döneminin “cephe ülke”sinden 21. yüzyılın “merkez ülke”sine dönüştürmeye çalıştı.
Sonuncusunu 15 Temmuz’da yaşadığımız çok sayıda iç ve dış müdahalenin üstesinden geldi. Kendi iç hesaplaşmasından zaferle çıktı. Şimdi küresel ölçekte bir etkinlik haritası oluşturulurken, liderlerin şekillendirdiği yeni dünyaya rol model oluyor.
O günden bu yana, bu yönde sayısız yazı yazdım. Dünyanın değişimi, güçler haritasının yeniden oluşumu, Türkiye’nin bu alanda merkezileşecek konumu, liderlerin bu yeni dünyayı şekillendirmedeki birincil etkisini günlük takip edip notlar çıkarmaya çalıştım.
Bu alanlarda, bir adım önde gittiğimi rahatlıkla söyleyebilirim. Birçokları “devlet”in birkaç adım gerisinde, olanları tanımlamaya çalışırken şahsen “öncü kavramlar” üretmek için çaba harcadım.
“Türkiye Yüzyılı”, “Süper Kuşak”, “Türkiye Ekseni”, “Orta Kuşak”, “21. Yüzyılın Sürprizi Türkiye” gibi, bugünlerde büyük Türkiye açılımını tanımlayan kavramları ilk yazan, tartışan insan olduğumu söyleyebilirim.
Birçokları “neler oluyor” diye sorarken, gündelik dedikodularla boğuşurken, bir adım sonrasını tahmin etmeye çalışırken Türkiye’nin jeopolitik aklına, derin tarih birikimi ile 21. yüzyılı şekillendirmesine kendimce katkılarda bulunduğumu söyleyebilirim.
Bu yüzden bugün yazacaklarımı da rahatlıkla ifade edeceğim. Çünkü artık yol haritası netleşti, güç haritası belirginleşti, yazmak veya tartışmak kolaylaştı.
Ağırlıklı olarak hâlâ İkinci Dünya Savaşı sonrası ezberler hâkim olsa da, birçokları hâlâ bu ezberlere göre dünya haritası çizse de, zihinlerin dönüşümü olayların şekillenmesine göre çok geç şekillense de cesur sözler, güçlü iddiaların yüzyılına söz söylemeye devam edeceğiz.
Türkiye, “Patron Devletler Çağı”nın en önemli birkaç ülkesinden biridir. Artık Anadolu sınırlarının çok ötesinde, Osmanlı siyasi haritasının bile ötesinde güç ve istikrar öncüsüdür.
Birinci Dünya Savaşı’ndan bu yana devam eden tarihi değiştiren, o parantezi kapatan, yeni bir tarihin kapılarını açan, Batı gücünün dizayn ettiği coğrafyalara yeni bir tarih öneren, bu yönde güç veren ülkedir.
Türkiye, 21. yüzyılın en sürpriz güç sıçramasını yapan, küresel iktidar alanının merkezine yerleşen, güvenlik stratejilerini radikal biçimde değiştiren, eskinin sömürge ülkelerinin millileşmesine ve güç toplamasına öncülük eden, jeopolitik aklı en iyi kullanan ülkedir.
Selçuklu, Osmanlı siyasi zenginliğini bu yüzyıla taşıyan, imparatorluklar aklı ile yeniden tarih inşa eden ve coğrafya formatlayan ülkedir.
Türkiye, “Güçlü Liderler Çağı”nın öncü ülkesidir. Dünyayı değiştiren liderler tarihinin en önemli örneğidir. Osmanlı’nın çöküş tarihinden sonra, Türkiye’nin yükseliş tarihi ile birleştirdiği “güçlü lider” modeli ile dünyaya örnek olan ülkedir. Bugün ABD liderliği büyük oranda bu modeli benimsiyor. Avrupa bu yönde lider üretme sancıları çekiyor.
Çünkü artık kurumların değil, liderlerin şekillendirdiği bir küresel güç düzeni oluşuyor. Devletlerin hantal yapısı, kurumların belirsizlikleri bu hızlı, baş döndürücü dünyaya ayak uydurmakta zorlanıyor.
Hızlı karar alma, hızlı harekete geçme, merkezi bir güçle hareket etme yönünde, hangi lider ve ülke öne çıkarsa o ülke güç kazanacak.
Türkiye bu yönde hemen bütün ülkelerin önünde. Çok hızlı kararlar alınıyor. Çok hızlı harekete geçiliyor. Jeopolitik akıl ilmik ilmik işleniyor.
İçeride ve dışarıda bunu yavaşlatacak, önleyecek, durduracak her direnç çevresi kararlı biçimde zayıflatılıyor. Bu yüzyılın acımasız yarışında, yaklaşan “Büyük Fırtına”da en etkili silah bu olacak. Ve Türkiye artık, birçok güçlü ülkeye göre, bu silaha sahip az sayıda ülkeden biri.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın içeride yürüttüğü, “sabırlı ve ağır bedel ödenen” sistemik dönüşüm, bugünleri getirdi. İki yüz yıldır devam eden, yüz yıl önce imha edilme noktasına getirilen büyük çöküşü tersine çevirdi.
İmparatorluklar coğrafyasında yeni bir yükseliş tarihini başlattı. Devletin merkez iktidar alanını alabildiğine güçlendirdi, bu gücü dışarıya, çok geniş bir coğrafyaya taşıdı, dünyanın merkezinde yeni ve büyük bir uyanışın fitilini ateşledi.
Çoğu kez darbelerle, dış müdahalelerle, terör fırtınaları ile, içeride siyasi terörizmle, coğrafya ölçekli kuşatma planlarıyla, doğu-batı-güney kapılarını kapatma çabalarıyla, çoğu zaman kendi müttefikleri tarafından önlenmeye çalışılan bu yükselişin önündeki büyük engeller de artık kaldırılmıştı.
Bütün bunların mücadelesini veren de Cumhurbaşkanı Erdoğan’dır.
O bir tarih öncüsüdür. 21. yüzyılı formatlayan dünyanın üç güçlü liderinden biridir. Orta Asya’dan Afrika’ya her alanda kilit isimdir. Çoğu zaman yalnız başına direndiği son yirmi yıldan sonra bugün, onunla yürüyen devletlerin güç kazandığını, ona bayrak açanların güç kaybettiğini bütün dünya görmüştür.
İçeride farklı arayışlara yönelenlerin tamamı kaybetmiştir. Coğrafyada onun liderliğindeki Türkiye’ye cephe alanların hepsi kaybetmiştir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan bir Türkiye içi tartışma konusu değildir. Coğrafya ve küresel güç alanının merkezi bir rol modelidir. Dolayısıyla onu Türkiye içi tartışmalara kurban etmeye çalışmak, Türkiye içi dar alana sıkıştırmak artık mümkün değildir.
Bu tür tartışmalardan da hiçbir sonuç çıkmayacak, “küçük oyunlar” sahiplerini küçültüp yok edecektir.
2028 Cumhurbaşkanlığı seçiminin, bu tarihi yeniden eski haline döndürmesine izin verilemez. Şu an dünya, bütün devletler, demokrasiden çok varoluş mücadelesi yürütüyor. Seçimlerin bu büyük hesaplaşmada Türkiye’yi yeniden o eski tarihe mahkûm etmesine izin verilemez.
Bin yıldır bu coğrafyada kesintisiz mücadele edenlerin, yeniden ABD ve Avrupa vesayetine girmesine, yeniden bir “cephe ülke” kategorisine sokulup küçültülmesine izin verilemez.
Cumhurbaşkanı Erdoğan Türkiye’nin “iç barışı”nın tek güvencesidir. Çok büyük bir emekle bugünlere gelindi. Terör bitirildi, harita korundu, Güney sınırlarımızdaki kuşatma planları yok edildi. İçeride kırk yıllık yaralar sarıldı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, büyük coğrafyanın iç çatışma ve işgallerden kurtarılmasının ve ayağa kaldırılmasının en büyük öncü gücüdür. Doğu Afrika’dan Kafkaslar ve Orta Asya’ya, Ortadoğu’nun tamamından Güney Asya’ya kadar, geniş coğrafyanın en büyük motivasyonu, rol modelidir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, yeni küresel güç matematiğini belirleyen en önemli isimlerden, liderlerden biridir. Avrupa savunması için bile kapısının çalındığı, Rusya-Avrupa krizinin tek arabulucusu, Ortadoğu’daki savaşlarda tek kriz çözücü, dünyanın merkez başkentlerinde sözü dinlenen ve güvenilen tek isimdir. Bu, sadece “barış adamı” olmakla sınırlı değildir. “Güç oyunu”nu en iyi oynayan liderdir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’sız bir iç barış mümkün değildir. Her şey bir anda eski haline dönebilir ve yaklaşan büyük fırtına Türkiye’yi parçalara ayırır. İçeride ve dışarıda bunun için pusuda bekleyen çevreler hâlâ ısrarla çalışmaktadır.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’sız coğrafya barışı mümkün değildir. Pakistan’dan Basra Körfezi’ne, Kızıldeniz’den Doğu Akdeniz’e kadar, Erdoğan’ın olmadığı bir dünya korkunç bir ateş çemberine dönecektir. Bunu önleyebilecek akil güç sadece Türkiye ve Erdoğan’dır.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın olmadığı bir masada, küresel iktidar alanı büyük savaşlar üretecektir. Onun kilit rolü, itidali ve ikna gücü, güvenilirliği aslında birçok çatışmanın önleyici gücüdür.
Türkiye; onun olmadığı bir masada olamayacaktır, 21. yüzyılın güç paylaşımından dışlanacaktır. Ve açık söyleyelim, Erdoğan’sız bir uluslararası sistem tamamen kilitlenecek ya da hızla büyük hesaplaşmalara sürüklenecektir.
Cumhurbaşkanı’nın 2028’den sonra da Türkiye’nin başında olması, mutlak sağlanmalıdır. Seçim kazanılmalı, Türkiye önümüzdeki on yıl kesintisiz istikrar dönemi yaşamalıdır.
Evet, yaklaşan küresel fırtınada Erdoğan dışında Türkiye’yi ayakta tutacak, fırtınayı güç alanına dönüştürecek kimse olmayacaktır. İçerideki küçük siyaset oyunlarının sorumsuzluğu, önümüzde gördüklerimizle birleştirildiğinde büyük bir tehdit haline gelmektedir.
Bizler Türkiye’yi bin yıllık tarihin bir parçası olarak görürüz. Bu seçimi de bu tarihte bir eşik olarak algılarız. Türkiye’yi düşünürken, tehditleri ve fırsatları da buna göre ölçeriz.
Çoğu dışarıdan yönetilen iç siyasi oyunlarla Türkiye’nin durdurulmasına izin vermek bugünün Türkiye’sinde yaşayan herkes için büyük vebal olur.
Bu iç politik, partizanca bir mesele değildir. Bir yüzyılın mücadelesidir. Öyleyse ona göre düşünüp, ona göre duruş belirleyip, ona göre tercih yapmak zorundayız. Türkiye bağımız, vatanseverliğimiz böyle ölçülür.
İki yüz yıl sonra yeniden yakaladığımız tarihi ıskalamamız, Osmanlı ve Selçuklu döneminde yaşadığımız büyük trajedilere bir yenisini ekleyecektir. Bunu asla göze alamayız.
Yüz yıl önce imha edilme notasına gelen, bugün yeniden yeşeren ülkemizi böyle bir fetret dönemine sokanlar, siyasi tarihimizin yanlış sayfalarına yazılır.
Unutmayalım, tarihin kendi havzasına döndüğü günlerdeyiz. Bunu sıfırlamamak için, 21. yüzyılı ıskalamamak için; Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın öncülüğünde bir Türkiye’nin önümüzdeki on yıl boyunca sendelemeden yürümesi esastır.
Bu bin yıllık hesaplaşmadır. Herkes durduğu yeri buna göre belirlemelidir. Daha yeni başladık, daha büyük adımlar atılacak. Öyleyse kimse bunu sadece bir seçim olarak düşünemez. Türkiye’yi kişisel hırsların, o siyasi ezberlerin kirine bulaştırıp mahvedemez.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.