
Sovyetler Birliği dünyanın yarısını yönetiyordu. Artık yönetemeyeceğini anladı ve 1991’de iflas etti.
ABD ve Avrupa dünyanın tamamını yönetiyordu. Artık yönetemeyeceğini 2026’da kabul etmek zorunda kaldı.
Batı, Sovyetler’i batırınca dünyanın tek sahibi olmuştu. Kendileri dışında, dünyanın tamamı onlar için “arkabahçe”ydi artık.
Küresel iktidar alanı ellerindeydi. Dünyanın kaynakları ellerindeydi. Ülkeler ve milletler ellerindeydi, rehineleriydi.
Yeni Amerikan Yüzyılı ilan ediyorlar, Batı’nın küresel hükümranlığının kıyamete kadar süreceğini söylüyorlardı.
Bu hükümranlığı öyle bir pervasızlıkla kötüye kullandılar ki, daha 1995’lerde dünyayı kaybettikleri ortaya çıkmıştı.
Ama bunu kabullenmediler, hazmedemediler. Önlerinde iki seçenek vardı: Ya küresel iktidarı yükselen güçlerle paylaşacaklar ve daha adil bir dünya inşa edilecekti.
Ya da bu paylaşımı reddedecekler ve birkaç yakın müttefikleri dışında, bütün dünyayı karşılarına alacaklardı.
İkincisini seçtiler. Güçle, şiddetle, baskıyla, işgallerle, iç savaşlarla, terör örgütlerini silah olarak kullanmakla dünyayı dize getirmeye, milletlere boyun eğdirmeye yöneldiler.
Ama “eski dünya”nın, “yeni güçler”in elinde müthiş bir silahlar vardı: Sabır, akıl, geçmişin büyük birikimi. Biz buna imparatorluklar birikimi diyoruz.
Öyle yaptılar. ABD’nin, Avrupa’nın, İsrail’in bütün pervasızlıklarına, saldırganlıklarına, korkunç vahşetlerine sabırla cevap verdiler.
Onların zamanı erkene çekip hepsini tuzağa düşürme, savaşa çekme planlarına göre hareket etmediler. Kendi zaman planlarını yaptılar, jeopolitik aklı ince ince işleyip Batı’nın tükenişini izlediler.
Ve şimdi, ABD küreselleşmeden bölgeselleşmeye dönmek zorunda kaldı. Oldukça akıllı hareket ederek, enkaz altında kalmadan yeni bir yaşam alanı haritası çizmeye çalışıyor.
ABD ile ilişkileri bozulan Avrupa panik halinde yeni arayışlara yöneldi. Birleşik Avrupa fikri öldü. Herkes kendi yoluna döndü.
Soykırımlarla insanlığın ortak nefret ve tiksintisini üstünde toplayan İsrail, ABD’nin silah gücünü sonuna kadar kullanmak için son denemelerini yapıyor.
Bir süre sonra ABD-İsrail ilişkileri de bozulacak. Çünkü o artık ABD için de Avrupa için de taşınması zor bir yük haline geldi.
Dikkat ederseniz, hiçbirinin Batı küreselleşmesi, Batı’nın dünya düzeni, küresel iktidar alanını tek başına yönetme arayışı yok, kalmadı.
İşte bu; bize “coğrafi keşifler” diye yutturulan sömürgeciliğin başlangıcından bu yana, Batı’nın en büyük yenilgisidir.
İmparatorlukları yıkan birinci ve ikinci dünya savaşları dahil küresel iktidar alanında hiç bu kadar derin bir değişim yaşanmadı.
Bazıları, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki düzenin çöktüğünü söylüyor. Hayır, çok daha derin, çok daha esaslı bir güç hareketliliği yaşanıyor.
İki dünya savaşı da Batı’nın zaferi ile küresel iktidar gücünün artması ile sonuçlanmıştı.
Bugün karşı karşıya bulunduğumuz durum ise tam tersi; Batı’nın küresel iktidar alanını ilk kez küçülten bir sarsıntı. Ve insanlık tarihinin en önemli güç kırılmalarından, siyasi dönüşümlerinden biri.
Bütün ezberler bozulacak. Sürpriz güçler yükselecek. Birçok ülke aynı anda Süper Güç olabilecek. Süper Güç alanında, bildiğimiz ülkelerin imtiyazları ortadan kalkacak.
ABD, Rusya, Çin gibi aklımıza ilk gelen ülkelerle sınırlı olmayacak. ABD ve Avrupa nasıl küresel iktidar alanını kaybettilerse, bu ülkeler de Süper Güç olma tekelini kaybedecek.
Orta Güçler; Türkiye, Hindistan, Endonezya, Brezilya gibi ülkelerin şaşırtıcı yükselişlerine, zenginleşmelerine, güç inşasına tanık olacağız. En az on ülkenin küresel güç matematiğini nasıl savurduğuna tanık olacağız.
İşte bu “Orta Güçler”in sürpriz ülkesi Türkiye’dir. Bu yüzen de “Türkiye 21. yüzyılın sürprizidir” diyoruz.
Buna ister Selçuklu, ister Osmanlı, ister Turan gücü desinler, Türkiye yükselişi daha şimdiden “Orta Güçler”in hepsi için rol-model oldu.
Türkiye’nin; Çin Seddi’ne uzanan Orta Asya ortaklıkları, Atlas Okyanusu’na uzanan Kuzey ve Orta Afrika ortaklıkları, Pasifik Okyanusu’na uzanan Endonezya, Malezya ortaklıkları, Hint Okyanusu’na uzanan Katar, Somali, Pakistan, Bangladeş ortaklıkları birer küresel güç aklıdır.
Türkiye için artık “Kafkaslar’dan Balkanlar’a” şeklindeki güç haritası tanımlaması eskimiştir. Dünyanın büyük çoğunluğunda Türkiye’nin kurduğu veya donattığı ordular, işlettiği hava ve deniz üsleri var. Savaşın da barışın da Türkiye’siz olamayacağı bir dünya oluştu.
ABD, İsrail ve Avrupalı ülkelerin, bölgesel ortakları ile parçaladıkları her ülke, Türkiye’nin çabaları ile haritasını yeniden tamamlıyor, toprak bütünlüğüne yeniden kavuşuyor. Suriye, Sudan, Somali, Libya gibi ülkelere bakınca bu fotoğraf netleşiyor.
Türkiye için “Bölgesel Güç” tanımlaması yanlıştır. İmparatorluklar aklını bugüne çağıran bir ülke hiçbir şekilde güç alanını bölge ile sınırlı tutmaz.
Bizim tarihimizde hep küresel güç olma, Süper Güç olma geleneği ve haritaları vardır.
“Coğrafya ortaklığı ile Süper Güç”, büyük coğrafyamızın yakınlığı ile Orta ve Güney Asya’dan Doğu Afrika’ya uzanan bir “Süper Kuşak” fikri bölgesel değil, küresel bir hesaptır. Türkiye şu an jeopolitik aklı” en iyi kullanan ülkeden biridir.
Büyük sözlerin, büyük iddiaların zamanını yaşıyoruz. Güç matematiğinde böylesine eksen değişimleri yüzyılları alır. Böyle bir dönemde sözü ve iddiası olmayan ülkeler büyük acılar çeker, büyük kayıplar yaşar.
Çok uluslu şirketlerin insan ırkını rehin aldığı bu dünyada, insanlığın, devletlerin koruma kalkanı altına sığınmalarının örneği Türkiye’dir.
Son on yılda beyin yakıcı güç hareketliliği yaşanıyor. Ve bu hızlanacak. Türkiye’nin askeri teknolojide attığı dev adımlar, sadece savunma amaçlı değildir. Uzun ömürlü bir kurucu akıl çalışmasıdır.
Askeri teknoloji, jeopolitik akılla birleştiğinde, imparatorluk hafızası ile beslendiğinde olağanüstü güç inşasına dönüşüyor. Dünya Türkiye üzerinden buna tanık oluyor.
Batı gücünün sınırlandığı, haritaların yeniden formatlandığı bu dönemde, biz alabildiğine hızlı hareket etmeliyiz.
İçeriden ve dışarıdan engelleme çabaları başarısız oldu. Ayaklarımıza vurulan prangalar dağıldı. Bugüne kadar yürüyorduk, bundan sonra koşmalıyız.
Türkiye’nin eli rahatladı. Öyleyse içerideki güç alanlarını, yüzlerce yıllık siyasi genetiğe göre yeniden formatlamak gerekir.
Hiçbir boşluk bırakmadan; siyasetin, sermayenin, bütün kurumların bu doğrultuda yeniden dizayn edilmesi, eksik kalan yerlerin tamamlanması gerekir.
Çünkü önümüzdeki on yılda kıyametler kopacak. Biz bu kıyamete hazırız ama çok daha donanımlı olmak, çok daha geniş alanlar kazanmak zorundayız.
Çünkü fırtına durulduğunda artık yapacak bir şey kalmayacak. Herkes elindekine bakacak.
Süper Güç, Süper Kuşak dünyanın merkezi olabilir. Türkiye ve ortaklarının gücü de birikimi de aklı da buna yetecektir. Yeter ki eksik alan, boşluk alan bırakmayalım.
Dünya yeniden kurulurken, “merkez”in dışında olma gibi bir seçeneğimiz olamaz. Kimsenin de Türkiye’yi merkezin dışına itme gücü artık kalmadı.
Tarih inşa etme, coğrafya formatlama için Anadolu’dan Üçüncü Büyük Güç sıçraması yaşanıyor. Bu idrak Anadolu’nun ve coğrafyanın sinir uçlarına kadar yayılmalı.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.