
Önceki gün ABD Başkanı Trump, “Bu gece bir medeniyetin öldüğünü göreceğiz” dedi. Binlerce yıllık İran medeniyetini yok etmekle tehdit ediyordu. Haftalardır devam eden İran’a saldırılar, bu cümle ile yeni bir aşamaya geçiyordu. Gerçi Trump’ın sözüydü ama yine de çok ağır bir sözdü.
“Bir gecede bir medeniyete son verme” ancak ve ancak nükleer saldırı ile, bir tür nükleer soykırımla mümkündü. Ve ABD Başkanı açıktan bunu işaret ediyordu. Aynı anda ABD’nin Savunma Bakanı, “Elimizde kullanmadığımız başka savaş araçları var” diyerek bu tezi, kanaati pekiştiriyordu.
İran ve Körfez ülkeleri, bu ihtimale karşı halka sokağa çıkmayın çağrıları yaptı. İsrail’in elinde oyuncağa dönen ABD, Netanyahu’nun elinde şaklabana dönen Trump, öyle ölçüsüz, öyle korku dolu savaş cümleleri sarf ediyordu ki, bütün ülkeler bütün olağanüstülüklere hazırlık yapar hale geldi.
Korkulan olmadı, önceki gece dünya böyle bir şey yaşamadı. Pakistan’ın çağrıları ile iki haftalık ateşkes ilan edildi. Ama iki hafta sürmeyeceğini herkes biliyor. İsrail bunu da sabote edecektir ve bu birkaç gün içinde kendini gösterecektir.
Ateşkes sonrası yine Trump, “Hürmüz açılacak, çok para kazanacağız” diyor, nükleer soykırımla kişisel kazancı eşitleyebilen bir deliliğe hepimizi tanık ediyordu. Böyle bir dengesizliğin yol açtığı korku, ABD ya da İsrail korkusu değil.
Devletlerin, silahların böyle dengesiz liderlerin eline geçince neler olabileceğine dair korkudur. En uç noktadaki terör örgütlerinde bile böyle bir sorumsuzluk örneği görülmemiştir.
“Medeniyetlere son verme” ölçeğine gelen savaş öfkesinin insanlığı, dünyayı nerelere sürükleyebileceğini, iki hafta sonra başka hangi kıyamet sözlerinin söylenebileceğini ve sözlerin bir adım ötesinin ne olabileceğini görebilmemiz için elimizde iki haftalık süre var. O da ateşkes devam ederse.
Dünyanın karşı karşıya bulunduğu öncelikli tehdit artık budur. Bilinen bütün tehdit ve tehlikeleri sıfırlayan ölümcül belirsizlik budur. Özelde İran ve Körfez ülkeleri, genelde bütün dünya, Netanyahu gibi şizofren bir soykırımcının elinde oyuncağa dönüşmüştür. İnsan ırkı, bu tehdidi mutlaka ortadan kaldırmalı, milletleri güvenceye almalıdır.
Aslında nükleer silahı ABD değil İsrail kullanacak. İran’a saldırılar başladığı günden bu yana, böyle bir ortam oluşturmaya çalışıyor. Ama “ABD kullandı” diyecekler. Böyle bir felaketin yükünü de ABD’ye yükleyecekler.
O bomba ABD uçaklarından atılsa bile İsrail atacak. Çünkü ABD’nin askeri gücünü İsrail kullanıyor. Coğrafyamızdaki ABD güçleri tamamen İsrail’in kontrolünde. Böyle bir saldırının cezasını İsrail’in kaldırma gücü yok, biliyorlar.
Peki şu soruyu soralım: İran’a nükleer saldırı yapılır, karşılığında bir atom bombası da İsrail’e atılırsa ne olur? İran çökmez ama avuç içi kadar İsrail yaşanmaz hale gelir, ayakta kalamaz. Nükleer karşılık mümkün ve muhtemel.
İki haftalık ateşkes, belki savaşın şu ana kadarki bilançosunu hesaplamak için fırsat olabilir. Kim ne kazandı ne kaybetti? ABD kendini nasıl bir çıkmaza sürükledi? İran’ın ezber bozan tavırları ABD’nin geleneksel büyük güç kibrini nasıl bozdu?
En facia sonuç, ABD ve İsrail’in; bütün dünya için öncelikli tehdit, belirsizlik, kabus, insanlığın geleceğini mahvedebilecek ülkeler olarak belirginleşmesi oldu. Medeniyet öldürme, nükleer silah kullanma gibi tehlikeli, dengesiz söz ve davranışlar bu iki ülkeyi iyice dünyadan tecrit etti.
Artık dostları bile ABD’ye güvenmiyor. Dostlarını bile korumadığı, tehlikeye attığı, kimsenin ABD ve İsrail için savaşı göze almayacağı gerçeği netleşti.
Trump sadece İran’a saldırmakla kalmadı: NATO’yu, AB’yi, Almanya’yı, İtalya’yı, İspanya’yı, Japonya’yı, G. Kore’yi, Avustralya’yı ve geleneksel ABD müttefiki her ülkeyi düşman ilan etti. “Bize yardım etmediler, bunu unutmayacağız” dedi. Avrupa’dan, Japonya’dan, G. Kore’den “Askerimizi çekeriz” dedi.
İran, çok ağır saldırılara maruz kaldı. Ama hiçbir İranlı pes etmedi. Ülkelerine sahip çıktılar. Tahran yönetimi, İsrail’in vurulabileceğini Tel Aviv’in yok edilebileceğini herkese gösterdi.
Ayrıca Körfez ülkeleri gibi, ABD müttefiklerinin tamamına saldırarak, savaşı bir anda bütün bölgeye yayabileceğini gösterdi.
Ve bunu yaparken ABD ve İsrail’in bu ülkeleri korumayacağını, öyle bir niyetinin de olmadığını açığa çıkardı. ABD’nin güç ezberini bozdu.
Ama İran, bütün Körfez ülkeleri ile köprüleri atmış oldu. Bölgede korkunç bir yalnızlaşmaya imza attı. Uzun yıllar sürecek bir güvensizliğin kapılarını açtı. İran’ın bunu uzun süre “sadece güçle” devam ettirmesi artık imkansız.
Körfez ülkeleri, on yıllardır “ABD ile müttefik” olmanın aslında İsrail’e jandarmalık görevi olduğunu gördü. ABD üsleri onları korumadı. İsrail güvenliği için ne kadar değerleri varsa ABD’nin onlara o kadar kıymet verdiği, bunun karşılığında bile yüz milyarlarca dolar haraç aldığı gerçeği ile yüzleştiler.
Ve bu ilişki türünün artık sürdürülemeyeceğini görecekler. Dünyanın yeni güç matematiğinde, eski usül devam ederlerse, tarihi ıskalayacaklarını artık görmeliler. Aslında İsrail güvenliği olan şeyi stratejik değer sanmaya bir son vermeleri gerekiyor.
Bu ülkeler, ellerindeki gücün, imkanın, zenginliğin, coğrafya silahının farkına varmalı. Onları 21. yüzyılda gücün merkezine taşıyacak tek şeyin, kendi varlıklarının farkına varmaları olduğunu artık görmeliler.
İsrail de ABD de şu ana kadar teknik anlamda savaşı kaybetti. Ama bu savaş devam edecek. Ateşkes çözüm olmayacak. İsrail’in savaşı bölgeselleştirme planı hala uygulamada.
Şu an bunu belli ölçüde başardı. Yeni kurgularla hem bölge ülkelerini hem ABD’yi korkunç bir felakete sürüklemeyi deneyecektir.
Trump’a değil, İsrail’in yapmaya çalıştıklarına bakarım. Kurgu orada yapılıyor, ABD uyguluyor, Körfez ülkeleri çaresiz sürükleniyor. Senaryo böyle. Ve daha yolun başındayız.
Coğrafya büyük hasar alabilir ama işin sonunda ABD’nin tecrit edildiğine, kendi içinde kavgalara başladığına, ABD-Avrupa ilişkilerinin koptuğuna, AB ülkelerinin kendi ulusal politikalarına döndüğüne, Körfez ülkelerinin yeni arayışlara girdiğine, Türkiye ile Körfez arasında kalıcı bir yapılanmanın temellerinin atıldığına tanık olabilir.
Türkiye coğrafyanın merkezidir. Gücün de merkezi olacaktır. Küresel iktidar alanının merkez ülkelerinden biri olacaktır. Bu fırtınanın sonunda, Türkiye’nin şu anki güç yükselişinin zirveye ulaştığına, ekonomik ve güvenlik eksenli güç sıçramasının şaşırtıcı bir noktaya geldiğine tanık olabiliriz.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın önceki gün, “Biz sadece kendi gücümüze güveniriz” sözü, “Türkiye Ekseni”nin coğrafya ölçekli yol haritasını veriyor. Bu söz, Trump’ın “Bu gece bir medeniyetin ölümünü göreceğiz” cümlesi ile aynı gün sözlenmiştir.
Bugünler de, tarihin en hızlı aktığı dönemlerdir. Güç kırılmasının, güç inşasının, güce dayalı ezberlerin sıfırlandığı dönemlerdir. Bütün olağanüstülüklerin normalleştiği, koca ülkelerin ve liderlerin birer “ergen” gibi dengesizleştiği, tarihin en ağır imtihanlarının yaşandığı bir dönemdeyiz.
Şu an sözlerle devam eden, düşük yoğunluklu savaşlarla devam eden bu tarih aralığı, bir sabah küresel ölçekte bir felakete dönebilir. Çünkü devletleri, liderleri sınırlayacak hiçbir mekanizma kalmadı. Hiçbir yaptırım kalmadı. Hiçbir engel kalmadı.
Ama binlerce yıldır bu coğrafyada yaşayan herkes gibi, benim de kanıma dokunan en önemli şey, “Bu gece bir medeniyetin ölümünü göreceğiz” şeklindeki cümledir. Batı’nın kafasında hep bir soykırım, hem bir medeniyet imhası vardır. Batı bilinçaltı böyle şekillenmiştir.
Coğrafyamızda hiçbir milletin tarihi, ABD ve İsrail’in toplam ömrü kadar kısa değil. İmparatorluklar kuran, medeniyetler inşa eden, tarih formatlayan bu coğrafya, milletleri ve şehirleri ile insanlık tarihinin bel kemiğidir. Birkaç barbarın kendilerinde böyle bir gücü görmeleri hepimizi utandırmalı.
Sadece Selçuklu ve Osmanlı, bugünün Avrupa ve ABD tarihinin tamamından büyüktür. Trump gibi bir adam üç bin yıllık İran medeniyetini yok etmekle tehdit edebiliyor.
Müslümanları ve Türkleri çıkardığınızda Avrupa tarihi kalmıyor. ABD’nin zaten bir tarihi yok ve medeniyetler tarihinde hiçbir yeri yok.
Eski medeniyetlerin yeniden canlandığı tam da bugünlerde, böyle cümle kuranlar, sadece silahla ayakta kalamayacaklarını göreceklerdir, görmeleri gerekiyor. Azgınlaşmış bir kibirle, hepimizi tehdit edenlere, hepimizi yok etmeye çalışanlara, sırtlanlar gibi şehirlerimize, ülkelerimize saldıranlara 21. Yüzyılın cevabı çok acı olacaktır.
Şunu unutmayın; Bütün Batı tarihi bir Bağdat etmez. bir Şam etmez. Kahire etmez. O kadar yaşınız yok. Onlar kendilerini ne sanıyor? Bu ağır hakaretleri, “Bir gecede yok edeceğiz” demeleri kimse sindirmemeli. Öfkelerimiz, günü birlik gel-gitlere göre değil, onların bilinçaltındaki korkunç kötülüklere, aşağılamalara karşı büyümeli.
Batı’nın gerileme dönemi başladı. Avrupa’nın çöküş dönemi başladı. İsrail’i coğrafyadan silme zamanı geldi. İnsan tarihi ile birlikte bugüne bakanlar, kimlerin öldüğünü, kimlerin yeniden dirildiğini göreceklerdir. Öyleyse, birilerine yaranarak değil, birilerinin koruması altına girerek değil, kendi varlığımızı inşa ederek geleceği formatlayacağız.
Şunu açık ve net not edelim: Şu an tam da bunun zamanıdır. Tarih bu yönde akıyor. Hepimiz buna hazırlanmalıyız.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.