
Bütün hesaplar sıfırlanıyor ve yeniden kuruluyor. Tarihin olağanüstü dönemlerinden birine daha girdik ve aklı olan her ülke bu yeni duruma hazırlanmak zorunda.
Gücün kutsallığına saplanmış bir dünyada, milletlerin ve ülkelerin geleceği nasıl güvence altına alınacak? Ülkelerin parçalanması, talan edilmesi nasıl engellenecek? Tarihin akışı ne yönde ve nasıl seyredecek?
Şu an bütün liderlerin ve yönetimlerin düşünmesi gereken tek şey bu. İşte bu yüzen her türlü “olağanüstülük” muhtemeldir ve bu tehditlerle eski ezberlerle mücadele etme imkanı yok.
Öyleyse iki dünya savaşı döneminde yapılan tanımlamaların hiçbiri bugünkü meseleleri çözemez. Bütün ülkeler, bütün olağanüstülüklere karşı, büyük kararlar vermek, büyük hazırlıklar yapmak, büyük fedakarlıklara katlanmak zorunda.
“Benim uranyuma ihtiyacım var Nijer’i işgal edeceğim”, “Benim petrole ihtiyacım var Venezuela’yı ele geçireceğim”, “Benim madenlere ihtiyacım var Afganistan’ı alacağım”, “Benim Ortadoğu’nun doğal gazına ihtiyacım var İran’ın kaynaklarını ele geçireceğim” diyenler başkentleri bombalıyor.
Haydutluğun, yağmacılığın olağan hale geldiği bir dünyada, diplomasinin sınırları belki de tarihin hiçbir döneminde bu kadar sınırlanmadı. İmparatorluklar dönemine, Krallıklar dönemine geri döndük.
Teknolojinin insan ırkını başka evrenlere taşıyacak sınırlarda dolaştığı bir dönemde insan ırkının en vahşi dönemleri geri geliyor.
Hürmüz Boğazı zaten dünyanın en kritik bölgelerinden. Şimdi bütün dünyayı sallayan bir krize dönüştü. ABD bölgeyi ablukaya aldı, dünya ekonomisi için bir silaha dönüştürdü.
Bütün deniz geçişlerine aynısını yapabilirler. Malakka Boğazı’na, Bab-ul Mendep Boğazı’na... Süveyş Kanalı için savaşlar bile çıkarabilirler. Dünya ekonomisini, kaynaklarını kontrol etmek için büyük delilikler yapabilirler. Bir soykırımcı katil ile işi deliliğe vuran bir adamın yarın neler yapabileceğini estirmek zor.
İşte biz, Hürmüz’e bakarken Çanakkale ve İstanbul boğazlarını düşünürüz. ABD-Rusya kapışması büyürse, ABD-Avrupa ile Rusya-Çin restleşmesi sertleşirse, Türkiye yeni güç olarak tarih sahnesinde yerini almaya başladığında Boğazlar büyük tartışmalara neden olacak.
Belki savaşlara da. Hürmüz’e yönelik saldırganlıkların mahiyeti, bizi bunları düşünmeye itmeli.
Yıllardır Yunanistan’a, Romanya’ya, Bulgaristan’a yığınak yapıyorlar. Sınırımızın otuz kilometre yakınına askeri üsler kuruyorlar. Dedeağaç’tan Türkiye’ye parmak sallıyorlar. Ege’de bütün adalar silahlandırıldı. Buralara ABD ve İsrail askerleri ve füzeleri yerleştirildi.
İsrail, Yunanistan, Rum Kesimi bir ortak cephe kurdu. Askeri anlaşmalar, tatbikatlar yapıyorlar. Bunu Türkiye’ye kaşı yaptıklarını artık gizleme ihtiyacını bile duymuyorlar.
Doğu Akdeniz’den Karadeniz’e kadar uzanan bir Batı Cephesi şekillendiriyorlar. NATO üssü dediğimiz yerler ABD ve İsrail için üs görevi görüyor.
Bu hazırlıkların NATO üyesi bir ülkeye karşı yapılamayacağını düşündük hep. “Rusya tehdidine karşı Avrupa’yı koruma hazırlığı” diye sundular hep. Yalandı.
Rum Kesimi ve Yunanistan İsrail’in garnizon ülkeleri haline getirildi bile. Ege’de sorun, Türkiye-Yunanistan sorunu olmaktan çıkarıldı. Bu iki ülke de vesayet altına alındı, Türkiye’ye karşı cepheye dönüştürüldü.
Bu hazırlıklar Türkiye’nin Yunanistan’ı vurmasını engellemek için bir savunma hazırlığı mı? Türkiye Kıbrıs’ın tamamını alır korkusu mu?
Avrupa Birliği sınırlarını “Türk Tehdidi”ne karşı takviye etme girişimi mi? Öyleyse niye Avrupa ülkeleri yok da sadece ABD ve İsrail var bütün bu bölgelerde?
Bu bir savunma değil, saldırı hazırlığıdır. Yunanistan’ın, Rum Kesimi’nin, İsrail’in böyle bir saldırıya gücü yetmez. Ama ABD’yi bu bölgeye taşıyorlar. ABD üzerinden iş yürütüyorlar. ABD ordusu ile tehdit ediyorlar.
Trump’ın deliliğe vurarak yürüttüğü şey, Hürmüz’ü ablukaya almasının arkasındaki akıl İsrail aklıdır. Yunanistan ve Rum Kesimi’nin arkasındaki akıl İsrail aklıdır. Hürmüz Boğazı’na yönelik abluka planı İsrail planıdır.
Bu ülkenin yarın Yunanistan ve Rum Kesimi’ni Türkiye’ye karşı cepheye sürmeye çalışacağı artık aşikardır. ABD ile ittifak ve NATO üyeliği bunu engelleyemez.
Artık ittifakların bir anlamı kalmadı. ABD ile NATO’dan ayrılmayı konuşurken, Avrupa yeni askeri ittifak peşinde koşarken yeni tehditlerin yeni cümlelerle tanımlanması zorunludur.
“Hürmüz’e bakıp İstanbul Boğazı’nı düşünmeli” derken abartmıyoruz. Bugünün güç ilişkileri anlık değişebilirken bunları düşünmek zorundayız. Bugün Hürmüz’ü ablukaya alanların yarın Çanakkale ve İstanbul’u ablukaya almayı düşünmediklerini mi sanıyoruz. İsrail’in, ABD’nin aklında bu yok mu sanıyorsunuz?
Trump yarın “Rusya’ya karşı İstanbul Boğazı’na ihtiyacım var” derse, ki bunu diyebilecek bir deliliğe sahip, nasıl bir durum çıkar ortaya? İsrail gerekçeler üretir, ABD uygulamaya çalışır, Rusya bunu tehdit görür, bütün Karadeniz ve Ege karışır.
Yunanistan ve Adalardaki askeri yığınaklar ile Yunanistan, İsrail, Rum kesimi askeri ittifakı Boğazlar içindir. Bunu tarihe not düşer gibi buraya not edelim. Zaman geçtikçe bunun işaretlerini çok daha belirgin biçimde göreceğiz.
Türkiye, Basra Körfezi’nden Doğu Afrika’ya kadar kurulan oyunları bozan, yeni oyun kuran, Akdeniz’de gücünü inanılmaz ölçüde artıran bir ülke. Böyle bir tehdidin üstesinden gelecek bir ülke. Tam tersi, İsrail ve Yunanistan’ı ezebilecek bir ülke.
Böyle bir hazırlığa karşı Batı Trakya’nın, adaların tartışmaya açılması lazım. Hem de hiç beklenmeden. Böyle bir tehdide karşı savunmada kalmayıp, tehdit üretmesi lazım. Yunanistan, İsrail’e tetikçi olmanın bedelini görmesi lazım.
Bunlar olmasa bile, Anadolu kendi doğal sınırlarına kavuşmalı. Batı Trakya ve Adalar Türkiye’ye kavuşmalı. Bu haliyle Türkiye’nin savunulması mümkün değil.
Hiçbir ülke denizin sıfır noktasında kendini koruyamaz. Hiçbir ülke, kendi kıyılarında rehin alınamaz.
Onlar Boğazlar hesabı yaparken, yabancı güçleri sınırlarımıza toplarken, Adalar Denizi’nde sınır, Anadolu’nun doğal sınırında yeniden çizilmeli.
Atina, öyle büyük bir kumar oynuyor ki, bedelini İsrail değil kendisi ödeyecek. O zaman İsrail’in onu savunma gücü olmadığını acı bir şekilde görecek.
Boğazlar’ın ablukaya alınması düşüncesine, İsrail-Yunanistan hazırlıklarına karşı şimdiden harekete geçilmeli. Doğu ve Güney Cephelerini sağlama alan Türkiye, Batı Cephesi’ne dönmeli.
Çünkü tehdit hep Batı’dan gelir. Doğu ve güneyimizdeki tehditler bile Batı kaynakladır. Bu bin yıldır böyledir.
Yeni bir Çanakkale Savaşı istemiyoruz. Bütün dünya bunu böyle bilmeli.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.