
Şu an;
Batı; Soğuk Savaş’ın sona ermesinden hemen sonra bir tercihle karşı karşıya kaldı. Sovyetler’e karşı zafer kazanmış, yeni bir dünya kuruyordu. Ama bu tek yanlı Batı hakimiyeti mi olacaktı yoksa ortak bir dünya mı şekillenecekti?
İşin düğüm noktası şurasıydı: Geleceğin dünya düzeninde Müslümanlarla ittifak mı kuracaktı, yoksa savaşacak mıydı?
Ağırlıklı bölüm, bu güçle ittifak kurmaktan yanaydı. Ama İsrail ve ABD aşırı sağı, bütün Batı dünyasını provoke etti; “İslâm’la savaş” küresel bir doktrine dönüştürüldü.
11 Eylül benzeri örtülü saldırılar bu küresel proje için yapıldı.
Ardından, “İslâm tehdidi”, “İslâmcı terör” gibi söylemler küreselleştirildi. Askeri güvenlik tezleri ve uygulamaları bu yeni “tehdit”e göre formatlandı.
İslâm ülkelerine yönelik işgaller, saldırılar başladı, iç çatışmalar servis edildi. Etnik ve mezhep eksenli çatışmalar bunun sonucuydu.
İsrail aşırı sağı, dünyayı İslâm’la savaşa sürüklemiş ve başarılı da olmuştu. O zaman “Batı Aklı”nın ne kadar kolay manipüle edilebilir olduğuna tanık olduk.
Korkunç vahşetler işlendi. Milyon milyon insan öldürüldü. Ebu Gureyb gibi işkence merkezlerinde korkunç zulümler, dini bir söylemle uygulandı. Şehirler, ülkeler harabeye dönüştü.
İsrailliler bütün Batı’yı Haçlı Savaşları’na sürüklemişti.
Ülkeler işgal gedilirken, Müslüman dünyadaki Batılı rejimler de bu işgallere destek veriyordu.
İlk kez Türkiye’de uygulanan ve Müslümanların tasfiyesini öngören 28 Şubat küreselleştirilmişti.
O günden bu yana, coğrafyamızda savaşlar hiç eksik olmadı. Hem işgal ediyorlar hem bölge için savaşları provoke ediyorlardı.
Hem “İslâmcı terör” yaygarası yapıyorlar hem “İslâmcı terör örgütleri” kurup yönetiyor, belli ülkelere saldırtıyor, sonra da o ülkeyi kontrol altına alıyorlardı.
Son otuz beş yıl, bizim coğrafyanın tarihindeki en aşağılayıcı zamanları oldu.
Şimdi;
Soğuk Savaş’la yaşanan kırılmamın ikincisi yaşanıyor. Batı, tek yanlı dünya düzeni hedefini başaramadı. Ama dünyayı rahat bırakacak gibi de görünmüyor. Beş yüz yıllık sömürge tarihini yeni bir aşamaya geçirmeye hazırlık yapıyor.
Bu ikinci kırılmada da “Batı Aklı”nı İsrail aşırı sağı, “Yahudi Kabilesi” yönetiyor. Batı gücünü bir silah gibi kullanıp yeryüzünü savaş alanına dönüştürüyor.
Bütün uzlaşma, ittifak alanlarını çürütüyor, bütün fay hatlarını çatışmaya dönüştürüyor.
Yahudilerin böyle bir gücü yok. Ama elinde Batı gücü var ve hepsini bir şekilde yönetiyor, provoke ediyor, zaaflarını kullanıyor, tarihsel düşmanlıkları sahneye sürüyor.
Birincisinde “İslâm’la Savaş”ı küreselleştiren İsrail ve ABD aşırı sağı, bu ikincisinde “İnsanlıkla Savaş”ın altyapısını, psikolojik gerekçelerini, kaynaklar üzerindeki açgözlülükleri olgunlaştırıyor.
Bir nevi kıyameti zorluyor, bir nevi bütün insanlığın katılacağı yeni bir dünya savaşının kapılarını açıyor. Burada Avrupa ülkelerin vahim durumu, aptallığa varan duruşu, İsrail’in elindeki en güçlü silah durumunda.
Eğer insanlık kendine gelmezse, bu duruma el koyamazsa, İsrail aşırı sağını durdurmazsa, yeryüzünün tamamı çatışma alanına döner.
İnsanlığın felaketiyle sonuçlanacak durumlar oluşur. Belki de amaçladıkları böyle bir şeydir.
Kendi coğrafyamıza müdahale etmeliyiz. Dünyanın ve insanlığın yarınının bile tahmin edilemediği bu karanlık dünyada, ülkemizi takviye etmeliyiz, bölgemizi takviye etmeliyiz.
İçerideki bütün çatışma alanlarını kapatmak, yok etmek, en azından dondurmak zorundayız. Bölgemizdeki bütün çatışma alanlarını kapatmak zorundayız.
Eski tür, gelenekselleşen düşmanlık tezlerini, mirasını bir kenara atmak, krizleri coğrafya dışına itmek zorundayız.
Hiçbir ülke, bu fırtınaya karşı tek başına ayakta duramaz. Çünkü artık bölgesel değil küresel, bütün insanlığı içine alan şeyler geliyor.
Öyleyse, zoraki bile olsa, yutkunsak bile, bölgesel ortaklıkların kurulmasını, güçlendirilmesini, hareketlendirilmesini hızlandırmalıyız.
İşte böyle bir havada, bölgenin gücünü kırmak için Sudan, Yemen, Somali, Ege, Doğu Akdeniz, Suriye, İran ve birçok yerde yeni bölge için çatışmalar projelendiriliyor.
Bu başarılırsa coğrafyamızın küresel fırtınada yapabileceği hiçbir şey kalmayacak. Bütün enerjisini bu çatışmalara harcamak zorunda kalacak.
Oysa küresel güç hesaplaşmasında elimiz güçlü, yumruğumuz sıkı olmak zorunda. Aksi takdirde bu yüzyılı da geleceği de kaybederiz.
Orta Asya’dan, Güney Asya’dan, Doğu ve Kuzey Afrika’ya kadar, yeryüzünün ana eksenini kaplayan müthiş bir güç kuşağımız var.
Bu silahı keşfetmemizi, kullanmamızı engellemeye çalışıyorlar. Bir “Süper Türkiye”, bir “Süper Kuşak” oluşmasını engellemeye çalışıyorlar. Bizi yine çaresiz ve etkisiz bırakmaya çalışıyorlar.
Ama bu sefer Türkiye var. Bu sefer bölge eskisinden güçlü. Bu sefer bölgesel akıl, iki binlerin başındaki bölgesel akıl değil. Bu sefer Batı daha zayıf. Bu sefer meydan okuyan güçler daha fazla.
Dünyayı mahvedebilirler ama bu, Batı’nın üstünlüğü ile sona ermeyecek. Büyük fırtınayı oluşturabilirler ama bu fırtına, beş yüz yıl sonra ilk kez gücün el değiştirmesine yol açacak.
İnsanlığa savaş açabilirler ama bu insanlık onları durdurmayı zayıflatmayı, çöküşe sürüklemeyi bilecek.
Hep inandım: “21. yüzyılın sürprizi Türkiye” dedim. Bu, duygusallıkla belirlenen bir söylem değildi. Bu güç matematiği üzerindeki hesaplaşmanın göstergesiydi.
Şu an, büyük fırtına vurmadan, acilen atılması gereken adımlar var. Bu adımları atmazsak, o fırtınaya yaralı yakalanırız.
1- İsrail ve BAE’nin Yemen’deki planları, Sudan ve Somali’deki planları boşa çıkarılmalı. Gerekirse askeri seçenekler açık biçimde kullanılmalı.
2- İsrail ve BAE’nin Suriye’nin bütünleşmesini engellemeye dönük girişimleri boşa çıkarılmalı. YPG’ye verdikleri destek kesilmeli, bu yapı ortadan kaldırılmalı.
3- Türkiye, S. Arabistan, Mısır, Cezayir, Katar, Suriye, Pakistan arasında bir savunma kalkanı oluşturulmalı.
4- Türkiye, Azerbaycan, Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan arasında bir Orta Asya güç kalkanı kurulmalı.
Bütün bu görüntüler içinde Türkiye, bölgesel dinamikleri değiştirebilecek tek güç. Küresel dinamikleri değiştirebilecek birkaç güçten biri.
Öyleyse Türkiye duruşunun tahmin edebileceğimizin çok ötesinde bir etkiye sahip olduğunu bilmeliyiz.
Bu, bir umuttur. Ve bu umuda sarılacağız. Şu an Suudi Arabistan bile, yıllardır karşı durduğu Türkiye duruşu eksenine gelmek zorunda kaldı. Belki de ilk kez Yemen’de yaptıkları ile birçok şeyi değiştirecek bir imza atıyor.
Otuz beş yıl önce, “İslâm’la Savaş”ı küreselleştirenler, bugün “insanlıkla savaş”ı küreselleştirmeye çalışıyorsa, artık tükenmiş olan uluslararası üst kurumlara değil insanlığın sürprizlerine hazır olmamız lazım.
İşte Türkiye “İnsanlık Cephesi”nin en önemli ülkesi. Türkiye Ekseni’ne yakın duranlar, bu büyük felaketi en az hasarla atlatacaktır.
Çünkü o artık Süper Güç’tür ve bölgesel ölçekte büyük devrimlerin öncüsüdür.
Bunu bir yere not edin.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.