
Türkiye, özellikle son on yıldır, çok yoğun biçimde, coğrafya ölçekli adımlar atıyordu. Bu adımlar sabır ve akılla inşa ediliyordu.
Önce PKK içeriden temizlendi. Sonra Irak’ın kuzeyinde yıllar süren bir ince güvenlik çalışması yürütüldü. Ardından Karabağ’da Ermeni işgali sona erdirildi. En sonunda Suriye’de Baas rejimi devrildi ve savaş bitirildi.
Türkiye Karabağ savaşıyla Orta Asya kapısını açtı. Zira bu kapı, Rusya ve İran’ın yüzlerce yıllık siyaseti ile kapalı tutuluyordu, Anadolu-Orta Asya bağı hep koparılıyordu. İki ülkede de rejimler bile değişse bu politika hiç değişmiyordu. Doğu Kapısı açıldı, güvenceye alındı.
Bundan sonra Türkiye-Orta Asya ilişkilerinde olağanüstü bir ortaklık gücü oluşmaya başladı.
Türkiye, Suriye savaşı ile güneyinde kurulan ve Anadolu ile Arap dünyasını birbirinden ayıran kalın duvarı yıktı. Bu duvarla, Anadolu’nun güneyimizdeki bütün coğrafya ile ilişkisi koparılacaktı.
İsrail-PKK ortaklığının ana sebebi de buydu. “Terör Koridoru” olarak planlanan harita, coğrafya parçalanması planlarının en büyük cephesiydi.
Bu cephe kapanıp Güney Kapısı açılınca, Türkiye’nin önündeki bütün engeller kalktı. Dikkat edin, Suriye savaşı varken, bu duvar varken Türkiye ile Arap ülkelerinin arası hep sorunlu oldu.
İsrail, BAE, S. Arabistan ve Yunanistan bile Türkiye’ye karşı ortak cephe kuruyordu.
Mısır’la ilişkilerimiz çok kötüydü. Ama cephe kapanınca Türkiye, S. Arabistan, Mısır arasında çok güçlü bir ortaklığın kapıları açıldı. Bugünlerde bunu Somali, Sudan, Kızıldeniz hattında tam olarak görüyoruz.
İsrail sadece Suriye’de kaybetmedi, bölgesel ortaklıkları dinamitleme gücünü de kaybetti.
Türkiye’nin “yakın çevresi” temizlendi. Bir zamanlar Başkent’e, İstanbul’a kadar gelen saldırı, terör ve istikrarsızlıklar yok edildi. Yakın çevre, ilk halkadaki sorunlar giderildi. Bir sonraki halka içindeki krizlere müdahaleler başladı.
İsrail’in Türkiye, S. Arabistan ve Mısır’ı çevreleme, Pakistan’ı da Hindistan ile sıkıştırma politikaları çöküyor. Bu çevreleme planlarının tamamı, İsrail’i çevreleme planlarına dönüştü. Suriye, Yemen ve Sudan üzerinden bölgesel kuşatma planları uygulayan İsrail bütün bu cephelerde çöküyor.
Türkiye’nin derin sondaj gemisi Çağrı Bey, önceki gün Somali’ye hareket etti. Daha önce bölgede bulunan Oruç Reis’in çalışmaları ile keşfedilen yerlerde aramalar başlayacak.
Dev petrol ve doğalgaz yatakları için büyük bir hareketlilik var. Tam bu sırada, F-16’lar, savaş gemileri, helikopterler, tanklar, askeri birlikler Somali’ye sevk ediliyor. Bunların sadece petrolü korumak için olmadığını hepimiz biliyoruz.
Türkiye Somali’nin bölünmesinin önüne geçmeye çalışıyor. Mısır kara ve hava birlikleri de Somali’ye naklediliyor. S. Arabistan da Somali bütünlüğü için var gücüyle çalışıyor.
İsrail’in Somaliland’i koparmaya dönük girişimlerinin önüne geçilecek. Kızıldeniz’in Hint Okyanusu’na açılan kapısı İsrail’e teslim edilmeyecek.
İsrail’in BAE üzerinden Sudan’da başlattığı iç savaş ise, Türkiye’nin büyük desteği ile İsrail aleyhine döndü. Şimdi bu desteğe S. Arabistan ve Mısır da katıldı.
Hızlı Destek Güçleri (RSF) adı altında kurdukları terör yapılanması güç kaybetmeye başladı. Suriye haritasının birleşmesi gibi Sudan haritası da bu destekle birleştirilecektir.
Hem Somali’de hem Sudan’da olanlar, S. Arabistan’ı batıdan, Mısır’ı güneyden kuşatmaya ayarlı. İki ülke de ciddi tehdit altında.
Türkiye iki ülkenin güvenliği için de çok daha önceden harekete geçmişti. Şimdi iki ülke de uyandı, tehlikenin farkına vardı, harekete geçti.
Somali ve Sudan’ın bütünlüğü için bölgesel bir inisiyatif ortaya çıktı. Cezayir bile Somali’ye destek oluyor.
Bölge ülkeleri, Doğu Afrika, Kızıldeniz hattında güçlü bir irade ortaya koyuyor. Bu iradeyi önümüzdeki günlerde ciddi bir askeri hareketlilik takip edecektir.
Ancak İsrail geri çekilmeyecek. Etiyopya’yı da yanına alarak, Libya, Sudan, Somali hattında bölgesel bir çatışmanın temellerini atmaya çalışıyor.
Kazanamayacağı bir savaş olacak bu. Bu iş kesinlikle güçle çözülecek. İşte burada BAE düğümünün çözülmesi, BAE’nin İsrail ekseninden mutlaka çıkarılması gerekiyor.
Bu yapılabilirse, İsrail’in Suriye ve Yemen’den sonra en büyük cephesi Afrika’da, Kızıldeniz’de çökmüş olacaktır.
Bu mümkün olmazsa bile bu cephe askeri güçle çökertilecektir. Bütün hazırlıklar bu yönde. Somali ve Sudan parçalanırsa bütün Afrika çöker. Bu iyi biliniyor. Dolayısıyla İsrail’in bu tezlerine müsamaha gösterilmeyecek.
Şu an Türkiye’nin, Mısır’ın, S. Arabistan’ın bütün askeri hazırlıkları bu yönde. Zira üç ülkeyi de içine alan, Etiyopya’nın Eritre’ye saldırıya bile hazırlandığı bu kriz, bir anda, bölgesel bir savaşa dönebilir. Bu da Orta ve Doğu Afrika’yı on yıllarca geri itebilir.
Her gün kargo uçaklarının Somali’ye, Mısır’a sevkiyatını izliyoruz. Somali’yi parçalara ayırma planlarına karşı askeri hazırlıkları izliyoruz. Etiyopya’nın denize açılmak için Eritre sınırına yığınağını izliyoruz.
Türk SİHA’larının Sudan’daki operasyonlarını izliyoruz. Türkiye, S. Arabistan, Mısır arasında yoğun ziyaretleri, ortaklıkları, hazırlıkları izliyoruz.
Türkiye’yi çevrelemeye dönük bütün planlar çöktü. S. Arabistan ve Mısır’ı çevrelemek için açılan cephelerin de çökertilmesine yönelik çalışmaları izliyoruz.
Coğrafya içi çatışma alanlarını kapatmaya dönük olağanüstü çalışmaları izliyoruz. Coğrafyayı çevrelemeye dönük planların tersyüz edilmesine yönelik inanılmaz şeyler oluyor. Bölge ülkeleri hiç bu kadar kararlı ve güçlü irade ortaya koymamıştı. Bu ilk kez oluyor.
Bugünlerin tarihini yazmak isteyenler Türkiye’yi izlemek zorunda. Çünkü Türkiye’nin attığı her adım bölge tarihini yeniden yazacak ölçekte. Tarih burada işliyor, coğrafya burada şekilleniyor. Osmanlı’dan sonra ilk kez coğrafya yeniden toparlanıyor.
Sahel ülkeleri Batılı güçleri ülkelerinden çıkardı. İsrail’i çıkardı. Fransa’yı çıkardı. Şimdi Doğu Afrika’dan da yabancı güçler çıkmalı. Akdeniz’in Hint Okyanusu’na açıldığı kapı, coğrafyanın nefes borusudur.
Bu kapı kimseye emanet edilemez. Okyanus kapıları da bizim için açık tutulmalı. İşte şu an Doğu Afrika’da, Somali’de, Sudan’da bunun mücadelesi veriliyor.
Biz Somali’de Okyanus kapısına yerleştik. Suriye ile Doğu Akdeniz nasıl güven altına alınıyorsa Somali ile de Okyanus kapısı güven altına alınıyor.
Basra Körfezi’nin güvene alınması için, buradaki Okyanus kapısı açık tutulması için İran’da İsrail cephesi bir rejime asla izin verilemez.
Türkiye ve bölge ülkelerinin tamamının İran’a saldırıyı engelleme çabasının arkasındaki düşünce de budur.
İsrail’in İran’a yerleşmesi ve coğrafyayı dinamitlemesi intihar olur. Öyleyse okyanusun iki kapısı da açık tutmak için İran’a saldırı da engellenmeli.
Türkiye, müthiş bir jeopolitik akılla hem kendi dev adımlarını atıyor hem bölge ülkelerini uyandırıp hareket geçiriyor. Her adımı not edin. Çünkü tarih burada yeniden yazılıyor, coğrafya yeniden formatlanıyor.
Yüz yıldır haritalar çizen Batılı masalar devrildi. İşte bu, “İsrail Garnizonu”nun da sonunu getiriyor.
On yıl önce “Türkiye durdurulamaz” diye yazılar yazıyorduk ve bunlar hayal olarak görülüyordu. 21. yüzyılda “hayal” yok. Bütün “olağanüstülükler” mümkündür. İşte şu an coğrafyamızın tamamında bunları yaşıyoruz.
Akıllı insanlar bir sonraki adımları görecektir. İçerideki ilkel dirence bakmayacak, geleceğin kapılarına yönelecektir. Çünkü içerideki karşıt söylemler şu an Türkiye’nin yüz yıl gerisinden gelmektedir.
Bugün ana cephe, hesaplaşma alanı Kızıldeniz çevresi. Önümüzdeki günlerde o bölgede coğrafya bütünleşmesinin en önemli adımları atılacaktır. Somali, Sudan, Etiyopya, Eritre, Cibuti haritalarını en ince ayrıntısına kadar ezberleme vakti gelmiştir.
Çok büyük değişiklikler bekleyin. Çünkü Türkiye bölgeye akıyor…
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.