
Adana’daki faciayı gördünüz mü bilmem. Kendisinden uyuşturucu parası isteyen ve vermeyince döner bıçağıyla saldıran evladını bir şarjör mermi boşaltarak öldürdü bir polis baba.
Denildi ki “bu adam polis, döner bıçağıyla saldıran evladını etkisiz hale getirmesinin bin türlü yolu var. Bacağına sıksaydı keşke.”
Pekâlâ bacağına sıkabilir, omzuyla düşürebilir, başka şeyler yapabilirdi o baba evladını öldürmek yerine. Ama anladığım kadarıyla o noktada hiçbir “keşke”si kalmamış o babanın.
Bu nedir? Bu şudur: Oğlunu, öz evladını vuracak raddeye gelen bir babanın oğlundan hiçbir umudu kalmamıştır. Çünkü geride bir “oğlu” kaldığını düşünmeyi bırakmıştır o baba. Yanlış anlaşılmasın. Babayla empati yapmaya çabalamıyorum. O “keşke”nin niye kalmadığını izaha çalışıyorum.
Sentetik uyuşturucuların yani bonzainin, AM’nin, peçetenin (aslında hepsi de aynı etken maddelerin çeşitlemesi) insana yaptığı en temel etkilerden biri sadece kullanınca değil, kullanmayı istediğinde de insanı insanlıktan çıkarması.
Şurası muhakkak. Sentetik uyuşturucular bağımlılık bakımından en tehlikeli uyuşturucu grubu. Erişim için katil edebilir kullanıcısını, satıcı yapabilir, fuhuşa, hırsızlığa, türlü pisliğe bulaştırabilir. Ve şurası da muhakkak: Sentetik uyuşturucular Türkiye’nin her dezavantajlı mahallesini, her varoşunu, her umutsuzlar parkını teslim almış durumda.
Bin kere yazdım uyuşturucu konusunda, bin kere daha yazarım gerekirse. “Sıktı artık” deseniz de yazarım. Çünkü çocuklarımız her gün ölüyor ve daha da berbat bir manzara olarak babalar artık çocuklarını öldürüyor.
Ne yapmak lazım? Bu sorunun cevabı çok basit ve çok zor.
Bir: Satanı hayata küstürmek, kullananı hapiste çürütmek, üreteni öldürmek lazım. Hele çocuklara uyuşturucu satanı kılıçla, baltayla, testereyle infaz etmek lazım. Burada iş yargıya ve kolluk kuvvetlerine düşer.
İki: Adına “sivil toplum” dediğimiz o heyulayı ne yapıp edip harekete geçirmek, uyuşturucuyla mücadeleyi kalıcı, sürdürülebilir, etkili şekilde yürütmek lazım. Burada iş hepimize düşer.
Yani bir taraftan erişimi olağanüstü zorlaştırmak, diğer taraftan erişeni ıslah için olağanüstü gayret sarf etmek lazım. Biliyorum yahu biliyorum. Kolluk kuvveti diyecek ki “erişimi zorlaştırırsak asayiş olayları patlar.” Yahu kardeşim, o dediğini yönetmek benim işim olsaydı ben kolluk kuvveti olurdum. Bırakın artık şu yalanı.
Erişeni ıslah için olağanüstü gayreti bakanlıklar düzeyinde falan beklemek de meseleyi çözümsüz bırakmak demektir. Sağlık, aile, gençlik bakanlarının falan “bilmem kaç tane merkez açtık” diye PR yapıp fotoğraf vermesiyle yürümez bu mücadele. Sert, etkili, birebir, markaja dayalı bir mücadele fazına ihtiyacımız var. Bu da ancak sivil toplumla olur. Devletimiz de en fazla bu sivil topluma kaynak aktarır, ön açar falan.
Mesela: AK Parti’nin, CHP’nin, MHP’nin ve meclisteki diğer partilerin gençlik kolları “uyuşturucu ile mücadelede topyekûn bir hareket planı” açıklayıp alana çıksalar bir umut doğabilir. İslami STK’larla seküler STK’lar ortak bir “eylem planı” üzerinde anlaşsa bir şey olur.
Bakınız. Her şey yolunda gitse bile uyuşturucu pazarının daralması %25’le, uyuşturucuyu bıraktırma rakamları %20’yle falan sınırlı kalır zaten. Dahası olmaz, olamaz. Yani diyeceğim odur ki “bugün bu mücadelenin ilk günü” demez ve ciddi kararlar almazsak zaten çok geç kalınmış bir meselede bütün tren kaçmış olabilir. Biz de ölen çocuklarımızı ve çocuklarını öldüren babaları izleyip dururuz.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.