Maduro operasyonu ve Amerika’nın yeni stratejisi

04:007/01/2026, Çarşamba
G: 7/01/2026, Çarşamba
Kadir Üstün

Son aylarda Venezuela’ya uyguladığı baskı ve ablukayı Maduro’yu ‘yatağından alarak’ yeni bir noktaya taşıyan Trump yönetimi, Batı yarım küresini ‘arka bahçesi’ gördüğü mesajını somutlaştırdı. Ulusal güvenlik strateji belgesinde ABD’nin Monroe Doktrini’nin güncellenmiş bir versiyonunu uygulayacağını ilan eden Washington, uluslararası hukuk ve normları açıkça ihlal eden büyük bir güç gösterisi yaptı. Adeta zafer sarhoşluğu minvalinde verdiği mesajlarla Latin Amerika, Grönland ve İran’a da tehditler

Son aylarda Venezuela’ya uyguladığı baskı ve ablukayı Maduro’yu ‘yatağından alarak’ yeni bir noktaya taşıyan Trump yönetimi, Batı yarım küresini ‘arka bahçesi’ gördüğü mesajını somutlaştırdı. Ulusal güvenlik strateji belgesinde ABD’nin Monroe Doktrini’nin güncellenmiş bir versiyonunu uygulayacağını ilan eden Washington, uluslararası hukuk ve normları açıkça ihlal eden büyük bir güç gösterisi yaptı. Adeta zafer sarhoşluğu minvalinde verdiği mesajlarla Latin Amerika, Grönland ve İran’a da tehditler savuran Trump, Maduro operasyonunun operasyonel ‘başarısını’ jeopolitik kazanıma dönüştürmeye çalışıyor. Venezuela’ya karşı tam bir işgale girişmeden Maduro operasyonuyla ülkenin petrol zenginliklerine ‘el koyduğunu’ açıkça ilan eden Trump, Amerika’yı küresel liderlik pozisyonundan Batı yarım küresine hâkim bölgesel bir güce dönüştürmekte kararlı olduğunu da göstermiş oldu. Trump’ın ulusalcı dış politikası dünyayı büyük güçlerin ‘nüfuz alanlarına’ bölen bir stratejinin yansıması olarak öne çıkıyor. Bu da gerek Rusya gerek Çin’e kendi ‘arka bahçelerinde’ daha rahat hareket edebilecekleri mesajını verme riski doğuruyor.

PUTİN’LE DANIŞIKLI DÖVÜŞ MÜ?

Maduro operasyonunun Trump’la Putin arasındaki “Al Ukrayna’yı ver Venezuela’yı” şeklinde bir anlaşmanın sonucu olduğu yönündeki analizler dikkat çekiyor. 2019 yılında Kongre’nin Trump’ı görevden azil oturumları sırasında verdiği ifadesinde Rusların böyle ‘tuhaf bir teklifle’ Trump yönetimine geldiğini ifade eden Fiona Hill, 2017-2019 yılları arasında Ulusal Güvenlik Konseyi’nde Avrupa ve Rusya’yla ilişkilerden sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı görevini yapmıştı. Rusların Monroe Doktrini’ne atıf yaparak ‘arka bahçe’ argümanını kullandıklarını da ifade ettiklerini eklemişti. Putin’le Alaska’da görüşerek Ukrayna meselesini Zelenski’ye toprak tavizi verdirerek çözmeye çalışan Trump’ın eş zamanlı olarak yaptığı Maduro hamlesi, Ukrayna’ya karşılık Venezuela teorisini güçlendiriyor. Operasyona Rusya’nın verdiği tepkinin kınamayla sınırlı kalması da buna işaret ediyor.

Trump’la Putin arasında bir anlaşma olsa da olmasa da Washington’ın büyük güç mücadelesinde yeni bir strateji benimsediği açık. Batı yarım küresinde Küba, Meksika ve Kolombiya’ya tehditler savunarak bu ülkeleri arka bahçesi gördüğünü ifade eden Trump’ın Grönland’ı ilhak etme tehdidinin de çok daha ciddiye alınması gerektiği ortada. Latin Amerika’yı kendi ulusal güvenliği kapsamında gören bölgesel bir hegemon gibi konuşan Trump’ın muhtemel bir Grönland hamlesi NATO’yu içten çökertecek veya en iyi ihtimalle paralize edecek bir etki yaratacaktır. Batı yarım küresinin Amerika’nın hakimiyetinde olduğu ancak transatlantik ittifakın da içerden çökertildiği böyle bir senaryonun en çok Rusya’nın tercihi olacağı açık. Putin’le danışıklı dövüş olup olmadığını tam olarak anlamak için de Ukrayna’da varılacak anlaşmanın detaylarına bakmak gerekecek zira Rusya muhtemel bir anlaşmayı nihai barış anlaşması olarak kabullenmeyecektir.

BELİRSİZLİĞİN HAKİM OLDUĞU KÜRESEL GEÇİŞ DÖNEMİ

Liberal uluslararası sistemin bu yüzyılda yaşadığı krizler belirsizlik ve öngörülemezliğin hâkim olduğu bir küresel geçiş dönemi yaşandığı tezlerini öne çıkarıyordu. Washington’ın terörle savaş gündemiyle işgallere girişerek Ortadoğu’ya demokrasi getirme iddiasını öne sürmesinin sonuçları ağır olmuştu. Yüzbinlerce Iraklının hayatına mal olan bu tepkisel maceracılıktan uzaklaşarak Asya-Pasifik’e dönme çabası da uzun süren bir bocalama şeklinde gerçekleşerek kalıcı olmadı. Ukrayna’nın işgali sonrasında Batı ittifakını tekrar diriltme çabası da uzun ömürlü olmadı. Şimdilerde Trump ne Ortadoğu, ne Asya-Pasifik ne de Avrupa dercesine Batı yarımküresine odaklanma stratejisinde karar kılmış görünüyor. Bu strateji Rusya ve Çin’e kendi nüfuz alanlarında görece hareket özgürlüğü sağlarsa, belirsizliğin hâkim olduğu küresel geçiş döneminden büyük güçlerin kendi ‘arka bahçelerine’ hâkim olduğu bir döneme geçilmesi söz konusu olabilir.

Uluslararası kurallara dayalı liberal sistemin devamı iddiasından vazgeçen Trump’ın Amerika’sının bölgesel hakimiyete ‘razı olması’ belirsizlik döneminin sonu anlamına gelebilir ancak bunun da yeni çatışma alanları yaratması şaşırtıcı olmaz. Rusya ve Çin’in ‘arka bahçe’ operasyonlarına giriştiği ve Amerika’nın ‘kınamakla’ yetindiği senaryolarda büyük güçlerine uzun süre çıkamayacakları ‘bataklıklara’ saplanma ihtimalleri azımsanamaz. Geçiş döneminin bitmesi ve büyük güçlerin üstlerine düşen rolleri benimsemesi yeni bir düzenin kurulabileceği anlamına gelmiyor zira güçlü olanın haklı olduğu bir sistem istikrar yerine çatışma ve düzensizlik yaratacaktır. Orta güçleri bir an önce savunma kapasitelerini artırmak için silahlanmaya itecek bu dinamikler, büyük güçlerin bir an önce kendi nüfuz alanlarını kontrol altına alma çabalarını artıracaktır. Büyük güçlerin kendi aralarında anlaştığı ancak bu modeli orta güçlere kabul ettirmelerinin ancak kaba kuvvetle mümkün olabileceği bir uluslararası sistem öngörülebilir kural ve normlara dayanan bir nizam olmayacaktır.

Maduro operasyonu uluslararası sistemin en temel ögeleri sayılan ulusal egemenliğin ihlal edilmemesi ve meşru müdafaa dışında güç kullanımının yasaklanması ilkelerini ihlal etti. Amerika’nın uluslararası hukuku bu şekilde göz ardı etmesi başka ‘yaramaz aktörlere’ net bir mesaj olsa da Washington’ın keyfi güç kullanımının öne çıkacağı bir dönemin habercisi aynı zamanda. Ne Kongre’den ne de BMGK’dan karar çıkarma ihtiyacı duyan Trump yönetimi, gerek gördüğümde istediğimi istediğim şekilde cezalandırabilirim mesajı veriyor. Amerika’nın böyle bir kapasitesi olduğundan kimsenin şüphesi yok zaten ama bu kapasiteyi hukuk çerçevesinde kullanmanın getirdiği (görece ve şekilsel de olsa) meşruiyetten feragat etmiş oluyor. Trump yönetiminin Maduro operasyonuna hukuki çerçeve bulma konusundaki isteksiz tavrı ve bunu uluslararası aktörlere karşı sert bir mesaj olarak kullanma eğilimi, Washington’ın güç kullanımı konusunda farklı bir moda geçtiğini gösteriyor. Bu anlayış, büyük güçlerin keyfi güç kullanımının çok daha normalleşeceği bir dönemin habercisi olarak öne çıkıyor.

#Trump
#Maduro
#Kadir Üstün