Ucuz kredi, atıl kapasite, verimlilik

04:0014/05/2026, Perşembe
G: 14/05/2026, Perşembe
Levent Yılmaz

Hafta içinde MÜSİAD Genel Başkanı Burhan Özdemir’in açıklamalarını takip ettim. Özdemir’in tüm açıklamalarını hem temsil ettiği kurum hem de bilgi birikimi ve entelektüel kapasitesi nedeni ile yakından takip ediyorum. Tespitlerini önemsiyor ve değerlendirmelerinin önemli olduğunu düşünüyorum. Özdemir’in son açıklamasındaki bir başlık da yine önemli bir gündem maddesine dönüştü. Özdemir’in sanayicinin asıl meselesinin “finansmana erişim” değil yanlış planlama ve atıl kapasite olduğu tespiti ön plana

Hafta içinde MÜSİAD Genel Başkanı Burhan Özdemir’in açıklamalarını takip ettim. Özdemir’in tüm açıklamalarını hem temsil ettiği kurum hem de bilgi birikimi ve entelektüel kapasitesi nedeni ile yakından takip ediyorum. Tespitlerini önemsiyor ve değerlendirmelerinin önemli olduğunu düşünüyorum.

Özdemir’in son açıklamasındaki bir başlık da yine önemli bir gündem maddesine dönüştü. Özdemir’in sanayicinin asıl meselesinin “finansmana erişim” değil yanlış planlama ve atıl kapasite olduğu tespiti ön plana çıkarıldı. Oysa bu tespitin önündeki ve arkasındaki açıklamalara da odaklanmak lazım.

Özdemir iğneyi sanayiciye çuvaldızı da merkezi otoriteye batırıyor aslında. Bir yandan sanayicinin aldığı ucuz kredileri atıl kapasiteye neden olacak şekilde kullandığını ifade ederken diğer yandan kamu otoritesinin yönlendirmesinin yeterli olmadığını vurguluyor. Yani ucuz krediyi kullanan kadar bu kredileri verenlerin de sorumluluğu olduğunu ifade ediyor.

Özdemir OSB’lerde yer olmadığını belirtirken ciddi bir atıl kapasite sorunu olduğuna da dikkat çekiyor. Her iki tespitinde de son derece haklı. Bugün gerçekten OSB’lerde yer bulmak neredeyse imkânsız. Tabi nakit sıkışıklığı nedeni ile fabrikalarını satışa çıkaran ve yine aynı nedenle müşteri bulamayan tesisler de var. Ancak tüm bunların kaynağında yatan başkaca bir neden var ve ben bu konuyu daha önce defalarca bu köşede sizlerle paylaştım.

Bu sorunu geçtiğimiz yıl Kasım ayında kapsamlı bir şekilde ele almış ve “Şirketler neden gayrimenkul alıyor?” başlıklı bir yazı kaleme almıştım. O yazımda da dikkat çektiğim konuyu bugün Burhan Özdemir’in açıklamaları kapsamında yeniden sizlerle paylaşacağım.

Açıkçası Özdemir’in bahsettiği atıl kapasite yaşadığımız sorunların kaynağı değil sonucu. Zira Türkiye’deki bankacılık sektörünün işleyişi tamamen gayrimenkul teminatı üzerine kurulu. Yaptığınız iş, karlılık ve yatırımınızın potansiyel getirisi ikincil konular olarak kalıyor. Bu bakımdan kredilerin bol olduğu dönemlerde sanayiciler ileride olası kredinin pahalı ve kısıtlı olduğu dönemlerde finansmana erişime hazırlık yapmak adına bankaya teminat verebilmek için ihtiyacı olmadığı halde gayrimenkul edinme yolunu seçiyor.

Sanayicinin geçmiş tecrübesi bolluk döneminde kapılarından ayrılmayan bankacıların sıkılaşma dönemlerinde telefonlara bile cevap vermemesi gibi travmalardan oluşuyor. Ayrıca finansmana erişim için tek yolun gayrimenkul teminatı olduğu gibi bir öğrenilmiş çaresizlik içindeler. Elbette ucuz krediyi suistimal eden, verimsiz harcamalar yapan ve belki de eriştiği krediyi işinde kullanmayıp çarçur eden sanayici örnekleri olabilir. Ancak bu konuda genelleme yapmak ve tüm sanayicileri suçlamak haksızlık olur.

Bana göre Türkiye’de finansmana erişimin önündeki en büyük sorun ve sanayicileri gayrimenkul almaya iten yegana konu “yüksek faiz, kısa vade ve orantısız teminat” olarak tanımladığım yerleşik bankacılık anlayışıdır. Bu konudaki yapısal dönüşümü yapmadan, bankacılık sektörünün işleyişini yatırım bankacılığı ağırlığına dönüştürmeden kalıcı bir çözüm üretmek mümkün değil. Sanayicinin alışkanlıklarını değiştirmek için bankacılık anlayışını değiştirmek gerektiği aşikâr.

Bu noktadan hareketle Burhan Özdemir’in tespitlerine ek olarak atıl kapasite ve verimlilik sorunlarına neden olan bu anlayışın da daha sık konuşulması gerektiğini düşünüyorum.

#Ekonomi
#kredi
#verimlilik