
Türkiye’nin son dönemde öncelediği konuların başında yabancı sermayenin Türkiye’ye daha fazla gelmesi ve bunun kalıcı hale getirilebilmesi için İstanbul Finans Merkezi projesinin güçlendirilmesi geliyor. Bu konulara ilişkin peyderpey açıklamalar yapıldı ve sürecin hukuki ve teknik zeminini dizayn etmek için düzenlemeler yapıldı. Elbette böylesi bir sürecin bir günde hayata geçmesi mümkün değil ancak bir noktadan başlamak gerekiyordu.
Uzun süreden bu yana yabancı sermayenin gelişi ağırlıklı olarak sıcak para şeklinde oldu ve maalesef bu sıcak paranın çeşitli nedenlerle de olsa çıkışları ekonomide ciddi hasarlar oluşturdu. Ancak bu kez Türkiye yabancı sermayeden uzun vadeli faydalanmak için adımlar atıyor ve sermaye piyasaları üzerinden daha kalıcı süreçleri hayata geçirmeye hazırlanıyor.
Buradan kastettiğim konu sadece halka açık şirketlerin hisselerinin yabancılar tarafından satın alınması veya hisse reposu ile kredi benzeri sermaye girişleri değil. Sermaye piyasalarında az bilinen ve uygulamada genellikle kısa vadeli örnekleri olan VDMK’lara yani varlığa dayalı menkul kıymet ihraçlarına bu kez uzun vadeli belki de 5 yıla varan girişler olması bekleniyor.
Açıkçası bu konularda ülkemizde bilgi düzeyinin oldukça düşük olduğunu itiraf etmeliyim. Örneğin TMKŞ yani Türkiye Menkul Kıymetleştirme Şirketi bu alanda çok ciddi başarılara imza atıyor olmasına rağmen neredeyse bazı finansal kurumlarda bile bu yapıdan faydalanmayanlar olduğunu görüyorum. Oysa 2020 yılında kurulan TMKŞ, Türk sermaye piyasalarında Basel tipi menkul kıymet ihracının ilk örneğini gerçekleştirdi. Bu ürün ile Türkiye’de ilk defa ikincil kredi piyasası oluşmasının temelleri atılarak kredi/mevduat oranının düşürülmesi, alacakların likitleştirilerek risk transferi yapılabilmesi ve sermaye piyasalarına yeni ürünler kazandırıl-masının önü açıldı.
Dahası bu ihraçlara konu olan alacakların arkasında ciddi bir teminat yapısı olması da işlemlerin güvenli bir şekilde yapılması ve borç verenlerin kendini güvende hissetmesi açısından önemli. Diğer yandan konunun bir de SPK tarafı var. SPK’nın da mevzuat düzenlemeleri ve teşvik edici uygulamalar ile TMKŞ’nin önünü açarak kolaylaştırıcı bir rol aldığını görüyoruz.
Bildiğiniz üzere yabancı yatırımcının en hassas olduğu konuların başında alacaklarını tahsil etmesi ve süreçlerin regülatör tarafından etkin bir şekilde denetlenmesi geliyor. Bu bakımdan TMKŞ ile SPK arasındaki etkin iş birliğinin önemi büyük. Zaten TMKŞ’nin tüm faaliyetleri SPK mevzuatı çerçevesinde yapılıyor. TMKŞ’nin VDMK ihraç onayları için de ayrıca bir SPK izni var. Ayrıca bu işlemlere katılan tüm şirket ve finansal kurumlar SPK mevzuatı kapsamında bağımsız denetime tabi ve raporlamalar belirli periyotla kontrol ediliyor.
Özetle SPK, TMKŞ uygulamalarında hem bir düzenleyici (mevzuat oluşturma), hem bir izin mercii (fon ve ihraç onayları), hem de bir denetleyici olarak merkezi bir rol üstleniyor. Yani tüm işlem başından sonuna kadar SPK denetiminde olduğu için yabancı sermayenin kendini güvende hissetmesi açısından her türlü imkan oluşturulmuş oluyor.
İstanbul Finans Merkezi vizyonu kapsamında bu yapının büyük katkı sağlayacağını değerlendiriyorum. Zira mesele sadece yabancı sermaye çekmek değil aynı zamanda çekilen sermayenin verimli kullanılması, hukuki ve teknik olarak güvence altına alınması ve kalıcı olması.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.