
ABD ile Çin, İran’ın nükleer silaha sahip olmaması gerektiği konusunda anlaştı.
“Bizde var, nükleere sahip olmak bizim hakkımız fakat onlarda olmasın.”
Bu iki büyük ülkenin vardığı bir mutabakat.
Fakat, temelden sakat.
Garip ki kimse farkında değil gibi.
İtiraz gelmemesinden belli.
*
Öyle oluyorsa, şöyle de olabilir:
Farzımuhal, İran ile Irak bir araya gelse ve “ABD’nin ve Çin’in nükleer silaha sahip olmaması gerektiğine karar verdik” deseler nasıl karşılanır?
Yahut Nijer ile Kongo buluşarak “İngiltere ile İsrail’in nükleer silaha sahip olmaması konusunda anlaşmaya varsa…
Ne olur, kim ne der?
Vallahi günün fıkrası diye birbirlerine anlatır, göbeklerini tuta tuta gülerler.
Peki, onlar o hakkı nereden alıyor da bunlar bu hakkı neden alamıyor?
Kim yazdı bu ormanın kanunlarını?
*
Zengin ile fakir niye bu kadar farklı, her birinin sahip olduğu haklar arasında niye uçurum var, akıl erecek gibi değil.
Bazılarının zengin olması için bazılarının fakirlik çekmesi gerekmeseydi, ne iyi olurdu.
Savaş sebebiyle gecikmeli de olsa, sonunda Tramp Çin’e gitti, Şi ile buluştu.
Çin başkanına övgüler yağdırdı.
“Sevgili dostum Şi harika bir lider, vs.”
Kimseye şaşırtıcı gelmedi. Tramp’tır, ne söylese yakışır diye bakıldı.
“Ben her zaman doğruları söylerim” demesini de yadırgamadı insanlar.
Tramp öyle konuşsa da biz Çin ve Şi hakkında daha önce söylediklerini hatırladık ister istemez.
Hiç de olumlu, şık açıklamalar değildi evvelce söylediği sözler.
Olsun. Ziyanı yok. Öncekiler sayılmaz.
Şimdi baştan alıyoruz. Duydunuz zilin sesini, yarışma başladı.
(Son birkaç satırın uzun yıllar Evet-Hayır yarışmasını sunan Erkan Yolaç’tan iktibas olduğunu hatırlayanlara özel selam gönderelim.)
Fethiye’de bir meyhane açılışında eller açılmış, dua edilmiş, Fatiha ile tamamlanmış. Hayırlı kazançlar dilenmiş.
İlginç bir manzara.
Allah kabul etsin desek olmaz. Etmesin desek hiç olmaz.
Ne demek yaraşır?
İnsanın başına gelenlerin çoğu dilinden gelir.
En iyisi hiçbir şey dememek galiba.
Fakat iki dakika durup düşünmekte fayda var.
Boş vere boş vere ne hâle geldik, neredeydik, nerelere geldik?
(Buradaki son cümle de 46 yıl öncesinden, Nil Burak’ın sesiyle; söz: Ülkü Aker, müzik: Selami Şahin imzalı.)
Lübnan’da ateşkes bir buçuk ay daha uzatıldı.
Ateşkese rağmen İsrail yine saldırdı. Lübnan’ın güneyinde altı kişi hayatını kaybetti. İsrail 2 Mart’tan bugüne üç bin Lübnanlıyı öldürdü.
Taraflardan biri İsrail olunca, atılan imzalar gibi anlaşma da kâğıt üstünde kalıyor her zaman.
Gazze’deki ateşkes de aynı şekilde. Son saldırıda sekiz kişi katledildi.
Bir yorum gerekirse, üç kelime yeter.
Allah belasını versin.
Sumud filosu denizden, Sumud konvoyu ise karadan Filistin’e ulaşmak niyetiyle yola çıktı.
Bu defa hedefe varabilmelerini diliyoruz.
Gidenlerin yolu açık olsun.
Engellemek isteyen Siyonist askerlerin gözlerine perde insin de filo ile konvoyu göremesinler.
Netanyahu’nun gözüne ise demir perde yakışır. Yalnızca Sumud filosunu ve konvoyonu değil, hiçbir şey göremesin.
Son gördüğünün bir askerimizin yüzü olması, çok güzel olur.
Tramp’a göre İran nükleer faaliyetlerini yirmi yıl duraklatırsa, ABD için yeterli olabilir.
Ancak bir endişesi de var. Şöyle dile getiriyor ABD başkanı: “Ama gerçek bir yirmi yıl, sahte değil.”
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.