Mihrican mı değdi?

04:003/04/2026, Cuma
G: 3/04/2026, Cuma
Mehmet Şeker

Çoban Mihri. Kısık sesli biri. Köyün çobanı. Köy, köylükten çıkınca… Sahipleri hayvanlarını üçer beşer elden çıkarıp güya pislikten arınınca, güdecek hayvan kalmayınca Çoban Mihri de işsiz kalmıştı. Sesinin kısıklığını merak etmişimdir hep. Daha doğrusu kısıklığın sebebini. Belki soğukta kaldı, belki terliyken su içti yahut Mihrican fırtınasında üşüdü. Yıllar içinde bizim köyde hemen hemen hiç hayvan kalmadı. İnsanlar her ihtiyacını marketten alıyor. Sütü de yoğurdu da. Ekmekse fırından. Bahçe fırınları

Çoban Mihri. Kısık sesli biri. Köyün çobanı.

Köy, köylükten çıkınca… Sahipleri hayvanlarını üçer beşer elden çıkarıp güya pislikten arınınca, güdecek hayvan kalmayınca Çoban Mihri de işsiz kalmıştı.

Sesinin kısıklığını merak etmişimdir hep. Daha doğrusu kısıklığın sebebini. Belki soğukta kaldı, belki terliyken su içti yahut Mihrican fırtınasında üşüdü.

Yıllar içinde bizim köyde hemen hemen hiç hayvan kalmadı. İnsanlar her ihtiyacını marketten alıyor. Sütü de yoğurdu da. Ekmekse fırından. Bahçe fırınları kaderine terk edildi. Bizim fırın son fırtınada çökünce, o heybetli bacanın tuğlalarından bahçeye bir patika yaptım. Eski ayları kırpıp yıldız yapıyorlarsa, eski fırınların tuğlaları da bir tür yol olur, niye olmasın? Fakat nasıl üzüldüm, kimse bilmez; kimseye demedim çünkü. Annem bile eh ne yapalım, olsun dedi, geçiştirdi. Ne bileyim, benden fazla üzülmüş de belli etmemiş olabilir.

Bizim köy deyip duruyorum ya, orası artık köy değil, bir mahalle. Kaç yıldır öyle kabul ediliyor.

Çoban Mihri nerelerde, ne yapıyor diye sorduğum arkadaşlardan öğrendim ki köye korucu olmuş. Bak yine köy dedim. Alışkanlık işte. Neyse. Elinde tüfeğiyle -yine köy diyeceğim- köyün arazilerinde dolaşıp asayişi sağlamakmış görevi. Eskiden en az iki korucu olurdu, araziyi paylaşırlardı. Buna da neyse diyelim!

Bir hırsızlık olayına denk gelip ateş etmiş ve hırsızlardan birini yaralamış. Şikâyet, jandarma, mahkeme falan derken, bizim korucu hapse girmesin mi?

Çökmüş adam. Çökmek ne, yıkılmış. Kimse arkasında durmadı dedi anlatan arkadaşlar. Sanırım sesi iyice kısılmıştır.

Hapiste yatarken, uzun yıllar öncesinden hatıralar gözünün önünden film şeridi gibi geçmediyse, rüyalarında karşısına çıkmıştır.

Hayvanların sabah erken vakitte eğlekte toplanması, yokuşu çıkmaları, ileriki yamaçlarda otlamaları, elinde değneği ve başında kasketiyle Çoban Mihri’nin rehberliğinde akşam vakti dönerek yine eğlek meydanına gelmeleri ve oradan her birinin evin yoluna kendi başlarına gitmesi…

Şaka değil, otuz kırk yıl çobanlık yap, sonra mecburiyetten koruculuğa geç, ardından bir badire. Ne yapsaydı? Görevini yerine getirmeyip hırsızlara izin mi verseydi? Siz çalın, ben söyleyeyim mi deseydi? Müdahale etmeyince, gidip köylülere hırsızlar ürünleri çaldı deyince, elinden tüfeğini, başından korucu kasketini, sırtından kaputunu almazlar mıydı köylüler? Yani bizim mahalleliler!

Sözü uzattımsa sebebi var. Ona da üzüldüm çünkü.

Niyetim Nazan Bekiroğlu’nun kitabı Mihrican Fırtınası’ndan bahsetmekti. O bana Çoban Mihri’yi hatırlattı. Bir bakıma hatıraların baskısıyla mecbur kaldım, mazur görülsün.

Sözlüğe bakalım Mihrican fırtınası nasıl tanımlanmış.

“Genellikle Eylül başlarında, yaz mevsiminin bittiğini ve sonbaharın başladığını işaret eden, hava sıcaklıklarında belirgin düşüşe neden olan soğuk hava ve fırtına dalgasıdır. Halk takviminde yer alan bu doğa olayı, yaza veda ve doğanın sonbahara geçişi olarak kabul edilir.”

Nazan Hocanın kitabındaki ilk yazı, aynı başlığı taşıyor. Otuz sekiz yıllık emeğin arkasından emekliliğe ayrılışından bahsediyor.

Hüzün nedir diyene, o yazıyı tavsiye ederim.

Oku, ne anladıysan işte odur hüzün derim.

Elimde bir parça kâğıt, “İlişik Kesme Belgesi,” ben artık bu yerli değilim. Adım sistemden çıkacak, posta adresim kapanacak, kimlik kartım geçersiz kılınacak, eşyam envanterden, adım kütükten düşecek. Odamın anahtarını iade edeceğim ve her şey tamamına erecek. Hayatımın tamamı zannettiğim şey bir bölümünden ibaretmiş, biliyordum, bir daha öğreneceğim. (…) Koridora çıkıyorum. Omuzumun üzerinden dönüp geri bakıyorum. Hasta çocuk gibi dışında kaldığım ama özlemle seyrettiğim oyun. Parmak izimin kulptan silinmesi vakit almaz ama bu odada gölgem kalacak.

Ah Nazan Hoca… Öğrencileriniz ne talihliydi. İnşallah farkındaydılar. Öyledir sanıyorum. Sanmaktan öte, öyle olduğunu düşünüyorum.

Fondaki sesi duyuyor musunuz?

“Mihrican mı değdi, gülün mü soldu / Gel ağlama garip bülbül ağlama / Felek baştan başa kimi güldürdü / Gel ağlama garip bülbül ağlama…”

#Aktüel
#Hayat
#mehmet şeker