
İslâmabad müzâkereleri başladı. Kamuoyu buradan, bölgede istikrârı tesis edecek bir barış çıkıp çıkmayacağını merak ediyor. Bu soruya cevap vermek için evvel emirde savaşın doğurduğu manzaraya bir bakmakta fayda olduğunu düşünüyorum.
Her ne kadar ABD ve Trump savaşı kendilerinin kazandığını ve İran’ın teslim alındığını söylese de bunun böyle olmadığını cümle âlem biliyor. İlk müzâkere-lerde,İsrâil’in dayatmalarına boyun eğerek masayı deviren, ABD idi. Vur ve yık basitliği ile hesaplanan savaşın gâyesi İran’daki rejimi devirip İran’a topyekûn el koymak olarak açıklandı. Ateşkesin yapıldığı târihte ise bunlara ulaşılamadığı gün gibi âşikârdı. Evet İran’da da büyük bir tahribat gerçekleşti. Ama İran’daki kayıplar rejimi yıpratmak bir tarafa rejimi daha da pekiştiren bir tesir doğurdu. Kısa bir zaman zarfında ,İran’ın senelerdir çok sayıda senaryo üzerinden ve çok katmanlı olarak bu savaşa hazırlandığı anlaşıldı. Dağların derinlerindeki uranyum tesisleri ve füze siloları saldırılardan pek az zarar gördü. Buna mukâbil ABD’nin Körfez’deki çeşitli devletçiklere dağılmış olan askerî üsleri İran füzeleriyle vuruldu ve ağır zarar gördü. ABD uçak gemileri devreye sokulamadı. Uçakları ve helikopterleri düşürüldü. ABD saldırılarının tahrip gücünü arttırdıkça İran da Körfez’deki enerji tesislerini vurdu. En son olarak Hürmüz Boğazı’nı kapattı. Hâsılı, ABD elini yükselttikçe İran sâdece buna misilleme yapmakla yetinmedi; elini daha fazla yükseltti. Hürmüz’den sonra Babül Mendeb’in de kapanma riski ABD’yi şaşkına çevirdi ve durmak zorunda bıraktı. Kanaatimce ,ABD’nin Pâkistan’ı devreye sokarak müzâkere kapısını zorlamasında rol oynayan ana sebeplerden birisi de budur.
İslâmabad müzâkerelerinde eli kuvvetli olan tarafın İran olduğu çok âşikâr. ABD’nin İran’a dayatmak istedikleri ise alabildiğine hırpalanmış vaziyette. Karizmasının çizikler yediği veri şartlar dâhilinde rejimin değişmesini mi isteyecekler? İran’ın füze programından vazgeçmesini; elindeki füzeleri teslim etmesini mi dayatabilecekler? Nükleer çalışmalarını durdurmasını , elindeki uranyumu kuzu kuzu vermesini mi sağlayabilecekler? İran bu maddeleri elinin tersiyle itecektir. Şimdi ana meseleleri Hürmüz’ün açılması. İyi de savaş çıkmadan evvel zâten boğaz zâten açık değil miydi? Boğazın kapanmasının mesulü ABD saldırıları değil miydi? Savaştan evvel masada kibirli kendisinden emin, baskıcı bir ABD; karşısında ise bu baskıları yumuşatarak belâyı def etmeye çalışan bir İran diplomasisi vardı. Bugün roller değişti. Kendisinden emin olan ve ABD’nin zayıf temelli 15 maddesine karşı 10 maddelik paketi ile masaya oturan bir İran var. Şimdi terleyen taraf ABD. Dün, maksimalist olan ABD idi, bugün ise İran…
Pekiyi, buradan tarafları eşanlı olarak tatmin edecek bir anlaşma çıkar mı? Trump ateşkes konuşmasında İran’ın ileri sürdüğü maddeleri “müzâkere edilebilir” bulduğunu ifâde etmişti. Ama ateşkes sağlandıktan hemen sonra çark ederek bunları tanımadığını ilân etti. İslâmabad yolcusu Vance ise bunları çöpe attıklarını ifâde ederek Trump’a destek verdi. İran’ın bunlardan haberdâr olmadığını düşünemeyiz. Normal olarak ,İran’ın bu açıklamalardan sonra İslâmabad masasına oturmaktan vazgeçmesini beklerdik. Ama öyle olmadı. O hâlde İran’ın ABD’den gelen bu açıklamaları, dünyâ kamuoyu karşısında kuyruklarını dik tutmak için yapıldığını varsayarak ciddiye almadığını düşünebiliriz. Müzâkereleri kendi ileri sürdüklerini merkeze alınması şartıyla kabul ettiklerini sık sık vurguluyorlar. Ama her şey bununla sınırlı kalmadı. Ateşkes şartlarından birisi, İsrâil’in Lübnan’daki tecâvüzlerini de kapsamasıydı. İfâdeler, arabulucu Şahbaz Şerif’in ağzından çıkmıştı. Ama İsrâil durmadı. Ateşkesten hemen sonra Lübnan’a daha yoğun bir şekilde saldırmaya devâm etti. İran’dan itirazlar geldi. Trump ise ,”İsrâil’i ikaz ettim, saldırılarının dozunu düşürecekler” kabilinden tuhaf bir açıklama yaptı. Durumun böyle olmadığı, ,İsrâil’in yaptığı son sivil katliam ile ortaya çıktı. Yine normal olarak bu kadarı bile İran’ın masadan çekilmesine yeterdi. Ama öyle olmadı. İran heyeti İslâmabad’a geldi. Müzâkereler Lübnan’a yağan İsrâil bombalarının gölgesi altında başladı.
İslâmabad’tan kalıcı ve kapsayıcı bir istikrar doğurabilecek bir barış çıkacağı kanaatinde değilim. Pekiyi, savaş kaldığı yerden devâmı mı edecek? Elbette ihtimâl dâhilinde. Ama bu ihtimâli hayli zayıf bulduğumu kaydetmeliyim. Bu senaryo Hürmüz’ün mühürlenmesi, Babül Mendep’in de kapanması , Körfez’in harâbiyeti ve ABD’nin rezil kepâze olmasıyla bitecektir. İran da telâfisi, tâmiri en az yarım asır isteyecek çok daha ağır bir bedel ödeyecektir. Ama en az bunlar kadar mühim olan, dünyâ tedârik zincirlerinin parçalanacağı bu senaryodan Çin ve Rusya’nın da bundan zarar göreceğidir. Onlar da bunu istemeyeceklerdir. Rusya ve Çin, savaşın bu safhasında elde edeceklerinin fazlasıyla elde etmiş durumdalar. Sonraki safha onların da aleyhine işleyecektir. Müzâkerelerin odak noktasında Hürmüz’ün yeniden açılması ve Babül Mendeb’in işleyişinin emniyet altına alınması olduğunu düşünüyorum. İran’ın elindeki kozları, en yüksek ekonomik bedellerle tahsil etmenin derdine düştüğünü; bunları da büyük ölçülerde elde edeceğini düşünüyorum. Masada her şekilde kaybeden tarafın ABD olacağı muhakkak görünüyor. Yegâne kazanımı içine düştüğü bataklıktan çıkmak olacaktır. Bunun için,müzâkere masasından ,el altından tarafların elde edeceklerini ettiği ; görüntüde ise müzâkereyi uzatan ,zamâna yayan bir esneme türeyeceğini düşünüyorum. Buna esneyen bir kilitlenme de diyebiliriz.
İsrâil ise, mırın kırın etse de nihâi tahlilde buna râzı gelecektir. Önümüzdeki günlerde İran’ın yeni ekonomik ferahlamasıyla daha çok içine kapanacağı, yaralarını tedâvi etmeyi öncelediği bir dönemin geleceği kanaatindeyim. İsrâil ise durmayacak,sıcak çatışmalar Lübnan ve muhtemelen Irak’da yoğunlaşacaktır. Bu yoğunlaşmanın Sûriye’yi de içine alacağı ve Türkiye’yi de etkileyeceği muhakkaktır. Şu aralar İsrâil’in yeni tehlike olarak Türkiye’yi göstermesi, Netanyahu’nun Türkiye’ye karşı ağır ifâdeler kullanması , müstâfî Joe Kent’in Türkiye-İsrâil savaşının hazırlanmakta olduğunu ifâde etmesi, MHP liderinin yardımcısını Moskova’ya göndermesi, Mavi Vatan açılımının ısıtılması vb hâdiseleri yan yana getirince karşımıza yeni bir manzara çıkmıyor mu? … Ortadoğu’daki yangın sona ermiyor, sâdece yeni bir rüzgâr onu başka bir yerlere taşıyor.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.